ZAMANIN kumları birer birer düşüyor. Geçen zaman geri alınamıyor, haliyle alınan kararlar doğruysa da yanlışsa da artık olan olmuş oluyor. Yönetim sınıfında yer alanların aldıkları kararlar ise tüm milletini etkilediğinden onların kararları çok daha önemli oluyor. Bir kişi yanlış karar alırsa bu karardan ötürü kendisi, ailesi belki birkaç kişi daha zarar görebilir veya bedel öder. Lakin Devlet yöneticilerinde durum böyle değildir. Onlar yanlış karar alırlarsa bedelini bütün bir millet öder.
Suriye, uzun zamandan beri yöneticilerinin yanlış kararları yüzünden büyük sorunlar yaşıyordu. Zulüm ile yönetim gücünü aynı kabul eden rejim yıllarca halkına zulmetti. 9 Aralık 2024 tarihinde yıkılana kadar da zulmüne devam etti. Rejim sonrası ortaya çıkan görüntüler, ekranlarda yayınlanan kabul edilemez uygulamalar ne yazık ki koca bir milleti hayatından bezdirdi.
Uzun süren Suriye iç savaşı hem ülkede hem bölgede derin izler bıraktı. Yıkılan şehirler, öldürülen vatandaşlar, yerlerinden edilen milyonlar yalnızca bu işin görünen kısmıydı. Bir ülke adeta yok edildi. Parçalandı. Kararlı, planlı bir süreç sonrası ülke yeniden halka ait olan yönetim sürecine girdi. Geçici hükumet bugün işbaşında ve kısa sürede gözle görünür işler yaptılar. Göreve geldiklerinde “Suriye yeniden bir bütün olacak” söylemleri ve bu yönde attıkları adımlar takdirle karşılandı. Lakin kazın ayağı hiç de göründüğü gibi değil.
Suriye üzerinde ve o topraklarla birlikte bölgede hükümranlık kurma gayesinde olan düşman asla uyumadı. Onların var olan planları bazı zamanlar sekteye uğratılsa bile vazgeçmediler. Bugün “Terörsüz Türkiye” sürecinin yaşandığı ortamda aslında Suriye’de de benzer durum yaşanıyordu. Ancak, katil İsrail başta olmak üzere ABD ve işbirlikçileri Suriye’nin bir bütün olması taraftarı değillerdi. Nitekim ellerinde olan her imkânı kullanarak bozgunculuk çıkarmaya devam ediyorlar.
Geneli Suriye’nin güneyinde yaşayan Dürzi vatandaşları kışkırtarak, SDG ismine bürünen eski PYD artıklarını kullanarak sürekli karışıklık çıkarmanın gayretinde oldular. Çünkü güçlü Suriye, Türkiye ile müttefik olacak ve bölgede refah seviyesinin artması düşmanın işine gelmeyecekti. “Nil’den Fırat’a” sloganıyla yayılmaya çalışan Siyonizm, Gazze’de yaptığı katliam ve soykırım ile yetinmeyeceğini çevre ülkelere saldırarak göstermişti. Şimdi yine ve yeniden başta Dürzi gruplar olmak kaydıyla SDG ve ekonomik bazı imkânları kullanarak Suriye hükumetine haliyle milletine durmadan problem çıkarıyor.
Yaşanan olaylar detaylı incelendiğinde düşmanın amacının yalnızca Suriye olmadığı, başka emellerin de masada olduğu görülmektedir. Söylemlerinde ağızlarından kaçırdıkları cümlelerde ve atılan adımlarda amaçlardan birinin ve en önemlisinin hedefinde yine Türkiye olduğu tartışmasızdır. Ülkemin planları içerisinde ticaret yollarının geliştirilmesi, zenginleştirilmesi bölgede ve ülkede kalkınmaya katkı sağlanması hedefleri doğrultusunda başta enerji koridoruna olmak üzere “Kalkınma Yolu” projesine ve tarihî “İpek Yolu”nun yeniden canlandırılmasına darbe vurmak amaçlarıdır.
Londra’dan kalkan trenin veya tırın Basra Körfezi’ne, Çin’e, Hindistan’a gidebilmesi eskiden olduğu gibi ticaretin canlanması anlamına gelmektedir. Ticaret demek, para ve kalkınma demektir. Anadolu evvel zamanlarda olduğu gibi yine ticaretin merkezinde olma konumunu kullanmak istiyor ki bu durum yerden göğe kadar hakkımızdır. Elbette engeller olacak, gelişimimizin önünde duracaklar vardır. Engelleri bir bir aşmaya çalışan ve şimdiye kadar da büyük bir başarı gösteren ülkem stratejik manevralarla yoluna devam ediyor. Yol, yürünmek içindir. Yoldan vazgeçmek kaybetmektir. Vazgeçemeyiz…
Suriye konusuna dönecek olursak… Suriye’de olan olaylar asla yalnızca Suriye için değildir. Çünkü orası yalnızca bir komşu değil, tarihten gelen köklerimiz ve coğrafyadan gelen güvenliğimiz, ticaretten kaynaklanan birlikteliğimiz azımsanamayacak kadar büyüktür. Türkiye ne Suriye’den vazgeçebilir ne de burada cereyan eden olaylara geriden bakabilir. Nitekim geçici hükumetin kuruluş sürecinde de öncesinde de yapılanlar hep bu nedenleydi. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Afrin Operasyonu ülkemin güvenliğinin başta olmak üzere diğer sebeplerle de yapıldı.
Suriye haritasına bugün bakıldığında orada ayrımcılık ve bozgunculuk yapan SDG’nin en büyük sorun olduğu görülmektedir. Hükumet kurulduktan sonra varılan anlaşmaya riayet etmedikleri için bugün yeniden silahların masaya geldiği ve çatışma ikliminin alevleneceği gündemi meşgul ediyor. Bir Devlet olarak Suriye, toprak bütünlüğünü korumak, birlik ve beraberliğini perçinlemek için mutlaka SDG meselesini çözmeli. Silahsız olması için ellerinden geleni yaptılar ama görüldü ki başka devletlerin emrinde olan örgüt zaman kazanmaktan başka bir şey yapmadığı gibi yeni ve farklı cepheler açmak suretiyle geçici hükumeti zorlamanın derdinde. Orada yaşanacak zafiyetleri kullanarak özerklik davası gütmeleri, ülkenin ekonomik varlığına darbe vurma amaçları perdenin önündedir. Lakin ne Suriye ne Türkiye bu duruma asla izin vermemeli.
“Terörsüz Türkiye” sürecinde aksama yaşanmaması için her türlü şart ve durumu masada didik didik eden ülkem yeni bir ayrılıkçı cephe açılmasına göz yumamaz. Silinenler yeniden geri baştan yaşanmamalı. Terör tarihe karışmalı ve bölge halkı artık huzur bulmalı. Yaşadığı topraklar yani yurtlarında, kendi hakları olan imkânları, ülkenin varlık ve zenginliklerini kullanmalı. Bunun önünde duran her grup, örgüt, devlet Suriye için düşmandır. Düşman ile diplomasi yapılır ama isteklerine boyun eğilmez. Eğer vatan için zor kullanılması icap ediyorsa, şehit verilmesi gerekiyorsa geri durulmaz. Çünkü geri attığın her adım üzerine gelen düşmana cesaret verecektir.
Akdeniz’den Karadeniz’e, Edirne’den Halep’e uzanan yurdun toprakları bu milletindir. Milletin olan vatan, bedeli kanla ödenerek alınmıştır ve eğer geri almak istiyorlarsa bedelini yine kanla ödeyerek almalılar. Yıllarca akan kan ve gözyaşı vatan topraklarının bir bütün olduğunu, bölünemez olduğunu perçinledi. Suriye de benzer bedeli yıllarca ödedi. Halk, hak ettiği huzura erişmeli. Sahip olduğu toprağında özgürce yaşamalı. Düşmanın emeli ne olursa olsun bu emellerini engellemek ve bertaraf etmek için elimizden ne geliyorsa geri durulmamalıdır.



