Suriye’de Türk Baharı

Suriye halkının on üç yılı aşkın süredir devam eden mücadelesi, ağır bedeller ödemiş olmasına rağmen, izzet ve şeref dolu bir sonuca ulaşmıştır. Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine, yerinden edilmesine ve acılarla sınanmasına rağmen, halkın özgürlük ve adalet arayışı zaferle taçlanmıştır. Bu zafer, sadece bir rejimin devrilmesinden öte, bölge genelinde bir umut ışığı olarak da değerlendirilmektedir. Zira, zulümle yönetilen toplumların bu denli güçlü bir dayanışma sergileyerek özgürlüklerine kavuşması, gelecekteki mücadeleler için ilham kaynağı olacaktır. Türk Baharı, Allah’ın izni ile tüm bölgeye yeniden huzur ve güven getirecektir.

Suriye iç savaşında sona yaklaşıldı

SURİYE nihayet özgürlüğüne kavuşmak üzere... 8 Aralık 2024 tarihi, Suriye tarihinde dönüm noktası niteliğinde bir gün olarak kayıtlara geçti. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) milislerinin Şam’a girmesi ve Beşar Esed’in Rusya’ya kaçmasıyla birlikte 13 yıldır süregelen iç savaşta sona yaklaşıldı. Bu zafer, önce Allah’ın yardımı sonra Suriye muhaliflerinin geçici de olsa aralarındaki anlaşmazlıkları bırakarak ortak hareket etmesi sayesinde mümkün oldu. Artık Suriye halkı için özgürlük ve yeniden yapılanma dönemi başlamış durumda. 

Türkiye, bu zaferde diplomatik, askerî ve insanî boyutlarda başrol oyuncusu olarak öne çıktı ve zaferin kazanılması sağladı.

Türkiye’nin zaferdeki rolü

Türkiye, Suriye iç savaşının başından itibaren insanî ve askerî destek sağlamak suretiyle Suriye muhalefetinin ayakta kalmasını mümkün kılmıştır. Bu destek, çeşitli açılardan incelenebilir:

1. İnsani yardımlar ve mülteciler: Türkiye, iç savaş boyunca yaklaşık 4 milyon Suriyeli mülteciye kucak açarak dünya çapında bir örnek teşkil etmiştir. Suriye halkının maruz kaldığı zulüm ve göç krizine karşı Türkiye, insanî bir liman olarak hareket etmiş, uluslararası toplumun ilgisiz kaldığı dönemde vicdanî bir duruş sergilemiştir. Bu konuda başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan büyük bir kararlılıkla hatta siyasî kariyerini bitirme pahasına insanî ve vicdanî ilkelerinden asla taviz vermemiş ve milyonlarca insanın katledilmesinin önüne geçmiştir.

2. Askeri ve stratejik destek: Türkiye, muhalif grupları silahlandırmakla kalmamış, onları organize ederek düzenli bir ordu kurmalarına öncülük etmiştir. Suriye Millî Ordusu (SMO) gibi yapılanmalar, Türkiye’nin askerî eğitim ve lojistik desteği sayesinde sahada güçlü birer aktör hâline gelmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin müdahaleleri, muhalif grupların Suriye rejimi, İran destekli milisler ve Rus hava saldırıları karşısında yok olmasını engellemiştir.

Muhalifler özellikle Türkiye’nin sağladığı güçlü istihbarat desteği ve saha yönlendirmesi ile bu kadar organize ve hızlı şekilde hareket edebilmiştir.

Türkiye, bununla da kalmayıp ABD ve onun desteklediği YPG/PKK teröristlerinden muhaliflerin kontrol ettiği bölgeleri korumuş ve bu grupların daha geniş bir alana yayılmasını engellemiştir.

3. Muhalifleri birleştirme çabaları: İç savaşın ilerleyen yıllarında muhalif gruplar arasındaki çatışmalar ve dağınıklık büyük bir sorundu. Türkiye, diplomatik yollarla gruplar arasındaki uzlaşmazlıkları gidererek ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmelerini sağladı. Bu süreç, zaferin kazanılmasını kolaylaştıran en önemli unsurlardan biri olmuştur. HTŞ milislerinin hem savaş sırasında hem de zafer sonrası rejim unsurlarına ve halka karşı hareketleri, davranışları, tutumları gerçekten psikolojik ve motivasyon olarak ciddi bir eğitimden geçirildiklerini, disiplin altına alındıklarını gösteriyor. 

Türkiye’nin Suriye’deki bu tarihî dönemde üstlendiği sorumluluk, sadece bir komşuluk gereği değil, aynı zamanda bölgesel barış ve insanlık onuru adına bir görev olarak tarihe geçecektir. Bölgenin huzura kavuşması için yapılan fedakârlıklar, ileride uluslararası arenada daha adil ve eşitlikçi bir düzenin kurulması için de önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Suriye’de zafer sonrası sorunlar ve Türkiye’nin rolü

Suriye’de iç savaş sona yaklaşılsa da savaş henüz tam olarak sona ermedi. Barışın ve istikrarın tam anlamıyla sağlanması için çözülmesi gereken önemli sorunlar bulunmakta. Bu sorunların çözümünde Türkiye, yine kritik bir role sahip.

1. Esed rejimi kalıntıları ve uyuyan hücreler: Her ne kadar Esed yönetimi devrilmiş olsa da rejimin kalıntıları tamamen yok edilmemiştir. Rejim yanlısı unsurlar ve uyuyan hücreler, ülkede huzursuzluk çıkarmak için hâlâ potansiyel bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca, İran’ın gizli ajanları ve vekil milislerinin de Suriye topraklarında faaliyet gösterdiği göz ardı edilmemelidir. Türkiye, bölgedeki istikrarı korumak adına bu unsurların tespit edilmesi ve etkisiz hâle getirilmesinde önemli bir rol oynayabilir.

2. YPG/PKK terör unsurlarının temizlenmesi: Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinin büyük bir kısmı hâlâ YPG/ PKK terör örgütlerinin kontrolü altında. Bu bölgelerin bir an önce özgürleştirilmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması açısından hayatî önem taşımakta. Türkiye’nin bu konuda kararlı politikaları ve operasyonel tecrübesi, YPG/ PKK tehdidinin bertaraf edilmesinde belirleyici olacaktır.

3. Rusya ve ABD üslerinin kapatılması: Suriye topraklarında hâlâ Rusya ve ABD’ye ait askerî üsler bulunmaktadır. Bu üslerin varlığı, ülkenin egemenliğini zedelemekte ve bölgesel istikrarı tehdit etmektedir. Türkiye, uluslararası diplomatik platformlarda bu üslerin kapatılması için girişimlerde bulunabilir.

4. Golan Tepeleri ve İsrail: Suriye’deki iç savaş sırasında İsrail, Golan Tepeleri’ni fiilen ilhak ederek uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Yeni dönemde, İsrail’e uluslararası baskı uygulanarak Golan Tepeleri’nden çekilmesi sağlanmalıdır. Bu mesele, Suriye’nin egemenliğinin tam anlamıyla sağlanması için kritik bir adımdır.


Türkiye Suriye’de, Muhalifleri örgütleyerek ve destekleyerek sadece Suriye rejimini değil, İran’ı, ABD’yi, İsrail’i, YPG’yi ve bölgede karışıklık çıkarmak için kurulan tüm vekil terör örgütleri yenmeyi başarmıştır. “Sahte Arap Baharı”nın planlayıcıları, Türk Baharı’nın rüzgârına yenilmiştir.


Yeni Suriye: Devlet yapısının kurulması

Suriye’de zaferin ardından en önemli süreç, yeni bir devlet sistemi ve hükûmet yapısının inşâ edilmesidir. Muhalif grupların ortak motivasyonu Esed rejimini devirmekti; ancak şimdi geleceğe yönelik bir vizyon inşâ edilmelidir. 

Türkiye’nin arabuluculuk rolü

Türkiye, iç savaş boyunca kazandığı diplomatik tecrübeyle muhalif gruplar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için arabuluculuk yapabilir. Bu noktada HTŞ, SMO, Türkmenler ve YPG’ye destek vermeyen Kürt nüfus, ortak bir amaç doğrultusunda Suriye bayrağı altında birleşerek demokratik bir hükümet kurmalıdır.

Irak, Libya ve Afganistan’dan alınacak dersler

Suriye’nin yeniden inşâ sürecinde Saddam sonrası Irak, Kaddafi sonrası Libya ve ABD işgali sonrası Afganistan’da yaşanan problemlerden ders alınmalıdır. Güç boşluğu, etnik ve mezhepsel çatışmalar ile dış müdahalelerin tekrar yaşanmaması için güçlü ve kapsayıcı bir hükümet sistemi inşâ edilmelidir.

Türkiye, bu noktada siyasî tecrübesi, ekonomik gücü ve bölge halkıyla kurduğu kültürel yakınlık sayesinde Suriye’nin yeniden yapılanmasında kilit bir rol oynayacaktır.

Türk Baharı İnşaallah tüm bölgeye yayılacak

Suriye iç savaşının sona ermesi, bölge için tarihî bir dönüm noktasıdır. Türkiye, savaş sürecinde olduğu gibi barış ve yeniden yapılanma döneminde de kritik bir aktör olmaya devam edecektir. 

Türkiye’nin Suriye’deki bu tarihî dönemde üstlendiği sorumluluk, sadece bir komşuluk gereği değil, aynı zamanda bölgesel barış ve insanlık onuru adına bir görev olarak tarihe geçecektir. Bölgenin huzura kavuşması için yapılan fedakârlıklar, ileride uluslararası arenada daha adil ve eşitlikçi bir düzenin kurulması için de önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Türkiye, Suriye’deki iç savaşın başladığı ilk günden bu yana, yalnızca komşusu için değil, aynı zamanda tüm bölge için barış ve istikrarın tesisi adına kritik bir rol oynamıştır. 

Bu çabalar, hem insanî yardım faaliyetleri hem de diplomatik girişimlerle şekillenirken, Türkiye’nin bölgedeki dengeleri sağlama konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koymuştur. Özellikle insanî krizlerin derinleştiği dönemlerde milyonlarca mülteciye kapılarını açarak uluslararası topluma örnek teşkil etmiş ve barış sürecine olan bağlılığını somut bir şekilde göstermiştir.

Türkiye Suriye’de, Muhalifleri örgütleyerek ve destekleyerek sadece Suriye rejimini değil, İran’ı, ABD’yi, İsrail’i, YPG’yi ve bölgede karışıklık çıkarmak için kurulan tüm vekil terör örgütleri yenmeyi başarmıştır. “Sahte Arap Baharı”nın planlayıcıları, Türk Baharı’nın rüzgârına yenilmiştir.

Suriye’de Türkiye’nin güçlü desteği ile muhaliflerin elde ettiği zafer ve Beşar Esed rejiminin sona ermesi, sadece Suriye halkı için değil, bölgedeki diğer halklar ve yönetimler için de derin bir anlam taşımaktadır. 

Bu durum, halklarının iradesini hiçe sayan, emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket eden ve İsrail’in bölgesel emellerine hizmet eden otoriter liderler için uyarıcı bir mesaj niteliğindedir.

Kendi halkına baskı ve zulüm uygulayan rejimlerin, bu tür bir mücadele karşısında sürdürülebilir bir geleceğe sahip olamayacağı gerçeği bir kez daha kanıtlanmıştır. 

Suriye halkının on üç yılı aşkın süredir devam eden mücadelesi, ağır bedeller ödemiş olmasına rağmen, izzet ve şeref dolu bir sonuca ulaşmıştır. Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine, yerinden edilmesine ve acılarla sınanmasına rağmen, halkın özgürlük ve adalet arayışı zaferle taçlanmıştır. Bu zafer, sadece bir rejimin devrilmesinden öte, bölge genelinde bir umut ışığı olarak da değerlendirilmektedir. Zira, zulümle yönetilen toplumların bu denli güçlü bir dayanışma sergileyerek özgürlüklerine kavuşması, gelecekteki mücadeleler için ilham kaynağı olacaktır. 

Türk Baharı, Allah’ın izni ile tüm bölgeye yeniden huzur ve güven getirecektir. 

Allah vardır ve problem yoktur…