SUMUD: Küresel çeteye karşı bir avuç “Cesur Yürek”

Sumud’un en büyük başarısı, Gazze halkına umut vermeleri oldu. Gazze halkı Müslümanlardan ve insanlıktan umudunu kesmişken bir avuç yüce gönüllü insan bu umudu yeniden filizlendirdi. Binlerce insan kıyılarda bekledi. Ve biliyor musunuz, bu insanları dualarına aldılar. Hesap günü geldiğinde o insanlar en azından “Rabbim, ben denedim!” diyebilme hakkına sahipler. Giden insanlar içinde benim de hoşlanmadığım, takip etmediğim insanlar vardı ama onlar o gemiye bindikleri zaman, niyetleri, amaçları ne olursa olsun onurlu insanların içinde onurlu bir mücadelede yer aldılar, örnek oldular. Şimdi çok daha fazla insan bu mücadeleye katılacaktır.

7 EKİM 2023 tarihinden bu yana Gazze, modern dünyanın utanç defterine kanla, gözyaşıyla ve vahşetle yazılmış bir sayfa oldu. İşgal ve zulüm çok önceden başlamıştı. Ama daha önceki saldırılar bu kadar aleni ve uzun bir süre yapılmamıştı. 

İnsanlık iki yıl boyunca korkunç bir soykırıma tanıklık etti. İşgalin başladığı günden bu yana uluslararası hukukun temelini oluşturan hangi madde varsa her biri silahlarla, kurşunlarla, bombalarla paramparça edildi. İnsanoğlunun ne kadar alçalabileceğini bir kez daha gördük. Gözü dönmüş sapık bir milletin alenen işlediği soykırım ve vahşeti canlı olarak izledik. Masum insanlar, yaşlılar, özellikle çocuklar ve kadınlar bilinçli olarak hedef alındı. Hastaneler, sivil kamplar, çadırlar, sağlık araçları, yardım kamyonları, yardım gönüllüleri, basın mensupları, aşevleri, fırınlar kasıtlı olarak vuruldu. Ve maalesef yine sadece kınamak ve lanetlemekten başka bir şey yapamadık. Küresel güçler ve nefisleri ele geçirmiş modern dünya hayatı bizi vahşete seyirci bıraktı. 

Artık adeta kaderine terkedilen ve çaresizlik içinde sadece seyretmekle kaldığımız bu mazlum coğrafyada nihayet bir ateşkes anlaşması yapıldı ve Gazze’nin asil insanları biraz olsun nefes alma fırsatı buldu. 

Karşımızda gözü dönmüş ve vahşeti, soykırımı, katliamı bir amaç ve din olarak gören tam anlamıyla sapık bir millet var

Bu antlaşma maalesef istediğimiz ve arzu ettiğimiz, yıllardır mücadele edilen, Filistin’in ve Gazze’nin tam olarak özgürlüğünü ve bağımsızlığı getirecek durumdan çok uzak. Ve yine bu anlaşma, acıların sona erdiği, eski günlerin yeniden geri geldiği, yeniden hayatın normale döndüğü anlamına gelmiyor. Bir avuç esirin takasıyla ödüllendirilen ancak kalıcı çözümden fersah fersah uzak ve sadece zaman kazanmaya dönük bir antlaşma. Çünkü karşımızda gözü dönmüş ve vahşeti, soykırımı, katliamı bir amaç ve din olarak gören tam anlamıyla sapık bir millet var. Bu milletin sahipleri küresel güçlerin de içinde olduğu ve arkasında tüm küresel sistemin gücünü bulunduran insanlar. Bu vahşete ve açık soykırıma rağmen bu kalıcı olmaktan uzak barış Gazze halkının ve Hamas direnişçilerin onurlu mücadelesinin bir bakıma başarısı. Çünkü İsrail hâlâ istediğini elde edemedi. Hamas’ı yok edip tüm Filistin halkını sürgün etme planı başarısız oldu. Bunlar bir şekilde bir bahane ile tıpkı 7 Ekim’de yaptıkları gibi provokasyonlarla yarım kalan işlerini bitirmek için harekete geçecekler. Tüm insanlık buna hazır olmalı. 


Evet, bu insanlar Gazze’ye ulaşamadılar ve insanî yardımları ulaştıramadılar. Ancak milyarlarca insanın dikkatini buraya çektiler. İsrail’in zulmünü az da olsa yaşadılar ve bizlere anlattılar. Onların yürüttüğü mücadele, diplomatik ya da siyâsî bir kazanım arayışı değil, tamamen insanlığın vicdanî bir göreviydi.


Onlar, Gazze halkına karşı yapılacak en büyük haksızlığın kayıtsız kalmak olduğunu biliyordu

Katliam ve vahşetin ayyuka çıktığı tam bu karanlık zamanlarda umudun her şeye rağmen denizde bir gemi gibi yol aldığını gördük. Sumud Filosu, sadece karadan gelen kısıtlı yardımla yetinmek istemeyen, “harekete geçme sorumluluğu” hisseden dünya vicdanının bir cevabıydı.

Sumud, Arapça’da “azim”, “kararlılık” ve “dayanma” anlamlarına geliyor. Bu filo, adının hakkını vererek, 40’tan fazla ülkeden aktivist, doktor, gazeteci, politikacı ve sanatçıyı bir araya getiren bir vicdan ve sorumluluk hareketiydi. Bu, sadece insanî yardım girişimi değil, 2 milyondan fazla insanın hapsedildiği bir kıyı şeridine yönelik uygulanan alçak bir ablukaya karşı, sivil itaatsizliğin artık denize yansımasıydı. Koskoca ülkelerin, liderlerin ve güçlerin cesaret edip söyleyemediklerini bu bir grup insan adeta haykırarak söyledi ve harekete geçti. 

Filo yola çıktığı andan itibaren zorluklar peşlerini bırakmadı. Akdeniz’de seyir hâlindeyken, gemilere yönelik insansız hava araçları (İHA) tarafından düzenlenen saldırılar, seyir cihazlarını hedef alan sabotaj girişimleri, taciz ve yasal tehditler peş peşe geldi. Bu, uluslararası sularda seyreden, üzerinde yalnızca temel gıda, çocuklar için oyuncak, ilaç ve tıbbi malzeme bulunan silahsız gemilere karşı işlenen devlet terörünün en açık biçimiydi. Ancak bu yüksek ruhlara sahip onurlu insanlar din, dil, ırk ve milliyet gözetmeksizin tek bir bayrak altında, insanlık bayrağı altında birleşmişti. Onlar, Gazze halkına karşı yapılacak en büyük haksızlığın kayıtsız kalmak olduğunu biliyordu. 

Kayıtsız kalmadılar ve harekete geçtiler. İlkel koşullarda, kendi imkânları ile basit teknelerle, dalgalarla boğuşarak, pek çoğu böyle bir gemi yolculuğu için tecrübesiz olarak bu yola çıktılar. İsrail donanmasının beklenen engellemeleri ile karşılaştılar. İsrail her zamanki gibi uluslararası hukuku hiçe sayarak sert bir şekilde müdahalede bulundu. Bazı gemiler kıyı şeridine çok yaklaşmıştı. Ancak görünürde muvaffak olamadılar. 

Görünürde muvaffak olamadılar, ancak onlar her şeyden önce zihinlerdeki ablukayı kırmayı başardılar. Sumud Filosu denizde seyrederken, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insan nefesini tutmuş onları izledi. Tecrit altındaki Gazze, Filo’nun kararlılığı sayesinde, bir anda küresel vicdanın odak noktası hâline geldi. Bu aktivistler, Gazze’ye ulaşamamış olsalar bile, tüm dünyanın dikkatini Gazze’ye çevirmeyi başardılar.

Bir avuç yüce gönüllü insanın onurlu direnişi karşısında yenilerek pes ettiler

Filo’nun durdurulması ve sonrasında sorgulama sırasında aktivistlere uygulanan muamele, maskelerini düşürdü, gerçek vahşi yüzleri ortaya çıktı. Gemiye çıkan komandoların, silahsız sivillere karşı uyguladığı şiddet, tekmeler, hakaretler, kelepçeler ve hatta bazı aktivistlerin anlattığı işkence ve darp izleri, uluslararası hukukun nasıl ayaklar altına alındığını gösterdi. Hapishaneye alındıklarında hem fiziksel hem de psikolojik olarak şiddete uğradılar. Tesettürlü kadınların başları açılmaya çalışıldı. Aç ve susuz bırakıldılar. Kolları arkadan kelepçeli olarak saatlerce sorgulamalar yapıldı. Rutin olarak ilaç kullanan aktivistlere ihtiyaçları olan tıbbi bakım ve yardım verilmedi. Uyumalarına izin verilmedi. 3-4 kişilik koğuşlara 10-15 kişi konuldu. Soğukta bekletildiler. Ancak bu bir avuç yüce gönüllü insanın onurlu direnişi karşısında yenilerek pes etmek zorunda kaldılar. 

Aktivistlerin anlattığı bazı detaylar çok ilginçti. Üniformaların, savaş gemilerinin ve son teknoloji silahların verdiği gücün arkasında, küfürler savuran, tehditler yağdıran, öfkeyle dolu ancak içten içe korkan, haksız olduklarını bildikleri için motivasyonsuz, ruhsuz bir orduları olduğunu anladık. Gemilere bindikleri zaman ayakta durmakta bile zorlanan, motor sesinden ürkerek altına kaçıran, ellerindeki modern silahlara karşı meyve bıçaklarından dahi korkan bir ordu olduklarını öğrendik. Sadece insanî yardım taşıyan, pasif direniş gösteren bir avuç sivile karşı bu denli orantısız güç kullanma zorunluluğu, meşruiyet krizi yaşayan bir ordunun psikolojik zafiyetini gösteriyordu. 

Rezil oldular… Sadece Müslüman aktivistlere karşı değil, içlerinde politikacıların olduğu yabancılara uyguladıkları şiddet de çok fazlaydı. Aktivistler televizyonlarda yayınlananlardan ve duyduklarından çok daha ağır bir vahşetin yaşandığını görmüş oldular. “Bize bu şekilde davranan bu caniler Filistin halkına nasıl davranıyor, hayal bile edemiyoruz!” dediler. Aktivistlerden politikacı olanlar “Gittiğimizde gerçekleri ve gördüklerimizi çok daha gür bir sesle anlatacağız” dediler. 

Sumud Filosu, Gazze’nin limanında değil, ama dünya kamuoyunun gönül limanında hedefine ulaşmıştır 

Bu yüzden başardılar. Vicdanların sesi ve bugün yapılan Barış Antlaşması’nın gizli kahramanları oldular. Her bir aktivist artık Gazze halkının gönüllü bir temsilcisi oldu. 

Ve maalesef ülkemizde bile bu filo ve aktivistlere karşı anlamsız ve çirkin eleştiriler yapıldı. İşi sadece konuşmak olan, harekete geçmeyen, ekran başında veya klavyede sadece laf/kelime üreten bir güruh, aktivistleri eleştirdiler. Onları gösteriş ve şov yapmakla suçladılar. Ve hatta namuslarına dil uzatacak kadar ileri gittiler. Bunlara ne denilebilir ki? Çok yazık! Siz ne yaptınız bu zamana kadar? Hangi sorunun çözümü için ayağa kalktınız? Ne zaman meydanlara indiniz? Hangi garibanın elinden tuttunuz? Hangi yetimin başını okşadınız? Hangi yaraya merhem oldunuz? 

Evet, bu insanlar Gazze’ye ulaşamadılar ve insanî yardımları ulaştıramadılar. Ancak milyarlarca insanın dikkatini buraya çektiler. İsrail’in zulmünü az da olsa yaşadılar ve bizlere anlattılar. Onların yürüttüğü mücadele, diplomatik ya da siyâsî bir kazanım arayışı değil, tamamen insanlığın vicdanî bir göreviydi.

Sumud’un en büyük başarısı ise Gazze halkına umut vermeleri oldu. Gazze halkı Müslümanlardan ve insanlıktan umudunu kesmişken bir avuç yüce gönüllü insan bu umudu yeniden filizlendirdi. Binlerce insan kıyılarda bekledi. Ve biliyor musunuz, bu insanları dualarına aldılar. Hesap günü geldiğinde o insanlar en azından “Rabbim, ben denedim!”diyebilme hakkına sahipler. Giden insanlar içinde benim de hoşlanmadığım, takip etmediğim insanlar vardı ama onlar o gemiye bindikleri zaman, niyetleri, amaçları ne olursa olsun onurlu insanların içinde onurlu bir mücadelede yer aldılar, örnek oldular. Şimdi çok daha fazla insan bu mücadeleye katılacaktır. 

Onlar, yeryüzünde onurunu kaybetmemiş her insanın ortak vicdanıydı. Sumud başardı, çünkü o gemiler yola çıktığı anda, insanlık kendi vicdanında da bir yolculuğa başladı. Küresel Sumud Filosu, Gazze’nin limanında değil, ama dünya kamuoyunun gönül limanında hedefine ulaşmıştır…