GÜNLÜK yaşamın yoğun temposu, iş sorumlulukları, aile yükümlülükleri ve bitmek bilmeyen beklentiler derken bedenin de zihninde alarm vermesi kaçınılmaz oluyor. Herkese her şeye yetişmeye çalışırken kendimize geç kalıyoruz.
Orta yaşa gelindiğinde ise stres, artık sadece yoğun dönemlerde yaşanan geçici bir his olmaktan çıkıyor, günlük hayatın kendine özgü ritmi hâline geliyor. Bu nedenle stresle başa çıkmanın kolay ama etkili yöntemlerini öğrenmek, ruh sağlığını korumak için büyük önem taşıyor.
Stres, tehlike karşısında vücudun gösterdiği doğal bir reaksiyondur. En pratik tanımıyla korku, kaygı gibi yaşamı tehdit eden uyarıcılara karşı vücudun verdiği yanıttır, dolayısıyla olayın kendisinden ziyade kişinin o olayı nasıl algıladığı, değerlendirdiğiyle ilgilidir.
Stres, hayatımızın birçok yönünü etkileyen karmaşık bir kavramdır. Stres yaratan durumlarla karşılaştığımızda, bu durumların getirdiği duyguları fark etmek ve bunları kontrol altına almak bazen zorlayıcı olabilir. Ancak, stresi tanımak ve duygularımızı sağlıklı bir şekilde yönetmeyi öğrenmek, stresle başa çıkmada büyük bir önem taşır. Kendimizi öfkeli hissettiğimizde, bu duygunun üstesinden gelmek için uygun yöntemler geliştirmek faydalı olabilir. Örneğin, öfkemizi kontrol edemediğimizi düşündüğümüzde, bu durumu kabullenmek ve sonrasında nasıl daha iyi tepkiler verebileceğimizi düşünmek, pişmanlık duymadan ilerlememize yardımcı olabilir.
Kişi, “Öfkemi kontrol edemiyorum, kendimden geçiyorum, sinirim geçtikten sonra verdiğim tepkilerden dolayı utanıyorum, pişmanlık duyuyorum ama ne yapacağımı bilmiyorum…”diyorsa, profesyonel destek alması hem kendisi hem çevresi için faydalı olacaktır. Hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsınız, zararın neresinden dönülse kârdır. Öfkeyi basite indirgememek gerekir. Öfkeyi yönetmek, tıpkı araba kullanmayı öğrenmek gibi, zaman ve doğru destekle kazanılabilecek bir beceridir. Alınan doğru destekle, kişi duygularını daha sağlıklı yönetmeyi zamanla öğrenilebilir. Unutmayalım ki insanlar bazen bir anlık öfke yüzünden hem kendi geleceklerini hem de başka insanların hayatlarını karartabilmektedir.
Stresin her ne kadar dışsal nedenlerden kaynaklandığı algısı hâkim olsa da aslında stres içimizdedir. Bireyin yaşamındaki stresli olaylar, sinir ve endokrin sistemini savaş ya da kaç tepkisi oluşturmak için harekete geçiren olumsuz çevresel uyaranlar olarak hizmet etmektedirler. Bu tepki, anormal olarak daha uzun süre devam ettiğinde, sinir ve hormonal aktivitede uzun süreli yükselmeler, anormal vücut dokuları ve sistem işlevine yol açmak için hücrelerin içindeki gelişimsel gen ifadesinin değişmesine neden olmaktadır. Fizyolojik stresin ortaya çıkması sonucu bireyde hastalık, ağrı, hızlı yaşlanma ve ölüm meydana gelebilmektedir. Ancak bir kişi için stres yaratan bir durum, başka kişi için stres yaratmayabilir. Çünkü herkesin bir durum karşısında farklı tepki vermesi, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Stres faktörleri ve stres belirtileri
Strese verilen tepki, yaşanan durumdan çok kişinin o durumu nasıl yorumladığına bağlı olarak ortaya çıkar. Aynı olayı yaşayan farklı bireyler, hatta bazen aynı kişi bile farklı zamanlarda duruma farklı tepkiler verebilir. Bu, bizim yaşanılan olaya yüklediğimiz anlam ile ilgilidir. Örneğin, yağmurdan ıslanan biri “Günüm mahvoldu, tüm terslikler beni mi bulur?” diye sinirlenirken, bir başkası “Ne güzel, yağmurun altında yürümek bana iyi geldi” diye düşünebilir. Aynı olay, iki farklı yorum…
Bazı kişilik yapıları strese daha yatkınken, bazı insanlar için adeta “Dünya yansa da umurlarında olmaz” diyebiliriz.
Peki, strese daha duyarlı kişiler kimlerdir? Gelin birlikte inceleyelim…
Aceleci ve tez canlı kişiler… Ne yazık ki stresle en hızlı buluşan gruplardan biridir. Aklına geleni hemen hayata geçirmek isteyen, süreçteki en küçük gecikmeye dahi tahammül edemeyen yapınız, sizi kolayca tetikliyor. İşlerin istediğiniz gibi gitmeyeceği düşüncesi kaygıyı artırıyor; artan kaygı hormonları ise bedeni bir anda alarm durumuna geçiriyor. Ve böylece stres hayatımıza usulca sızıyor.
Kontrolcü ve güven duygusu gelişmemiş kişilik yapıları. Her şeyin kendi ellerinden geçmesini isteyen bu kişiler, sürecin ancak kendi gözetimleri altında doğru ilerleyeceğine inanırlar. “Ben yapmazsam rahat etmem, kontrol etmezsem muhakkak yanlış yapılır!”düşüncesine sahip kişiler. Bu nedenle sorumlulukları giderek artar, iş yükü büyür. Başkalarına devrettikleri görevlerde bile içleri rahat etmez; tekrar, tekrar kontrol etmek, eksik ya da hata aramak için sürekli arayış içindedirler. Yanındaki kişilere “Bu işte ne hata var, buradaki hatayı bulun” gibi söylemlerle yaklaşan, hatayı bulunca sevinen “Ben biliyordum zaten” diye haklı olmanın gururunu yaşar. En küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırmama çabası zamanla baskıya dönüşür. Ve tüm bu yoğunluk, stresin hayatlarına adım adım yerleşmesine yol açar. İnsan dikkatini hatalara yoğunlaştırdığında bir değil, birçok hata bulabilir; ancak odağını güzelliklere ve olumlu yönlere çevirdiğinde, yaşamın daha dengeli ve huzurlu bir ritme kavuştuğunu fark eder.
Bazı şeylerin gerçekleşmesi için doğru zamanın gelmesi gerektiğini unutuyoruz
Sürekli başarılı olmaya odaklanmış kişilik yapısına sahip kişiler, “Muhakkak başarmalıyım. Başarılı olursam değerli olurum, insanlar beni sever; başaramazsam hiçbir kıymetim yok!” gibi düşüncelere sahiptir. Yaptığı her işi, sonunda elde edecekleri başarıya göre değerlendirirler. Başarı yoksa, yapılan işin değeri yokmuş gibi gelir. Sonunda elde edecekleri başarıyı hayal ederken, sürecin keyfini ve kazandıkları değerli tecrübeleri göz ardı etmiş olurlar. Bu koşuşturma sırasında kişi kendisini baskı altında hisseder; iş bitince rahatlar ancak sinir sisteminin alt üst olması da kaçınılmazdır.
Sabırsız kişiler, acele ettikçe, kaygılar ve umutsuzluk gün yüzüne çıkıyor. İstiyorsunuz ki her şey hemen olsun bitsin. Oysa bazı şeylerin gerçekleşmesi için doğru zamanın gelmesi gerektiğini unutuyoruz.
Zaman’a çok önem veren kişiler… Zamanın tekrar geri gelmeyecek, telafisi olmayan çok değerli bir hazine olduğunu biliyoruz. Ama bunu takıntı hâline getirip, tek bir dakikanın boşa gitmiş olduğunu düşündüklerinde dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyorlar. Boşa gitmediği hâlde her durumu kayıp zaman gibi algılıyor ve üzerlerindeki baskıyı, omuzlarındaki yükü her geçen dakika daha da artırıyorlar.
Yardım almayı reddedip aynı zamanda şikâyet eden kişiler… Yaptıkları işte sorun yaşadıklarında, yardım alsalar problemler çözülecek ama bunu yapamıyorlar. Yardım istemek, onlar için gurur meselesi ya da başkasına muhtaç olmak gibi görünüyor; bazen de insanları rahatsız etmek istememek bu çıkmazın içinde dönmelerine yol açıyor. Diğer yandan şikâyet etmeyi de ihmal etmiyorlar. Sonuç? Bedenlerinde büyük bir baskı oluşuyor.
Ruh ve beden sağlığı için esneklik çok önemlidir
Mizahi düşünme yeteneğine sahip olmayan kişiler... Mizah, üstesinden gelemediğiniz durumlara tahammül edebilmenizi sağlar. Olaylara komik tarafından bakmak, gülmek ya da tebessüm etmek, dikkatinizi somut olaydan uzaklaştırıp, daha kolay başa çıkabileceğiniz durumlara odaklanmanızı sağlar. Bedeniniz kısa süreliğine de olsa rahatlar.
Bazı kişiler alıngandır; yapılan espriyi anlamayıp üzerine alınır ve kendilerini dışlanmış ya da alay edilmiş gibi hissederler. Hayatı böyle yaşamak mümkün değil; esnek olmazsanız kolayca kırılırsınız. Cam bardak yere düştüğünde parçalanır, plastik bardak düştüğünde hiçbir şey olmaz, çünkü plastik esnektir. Ruh ve beden sağlığı için esneklik çok önemlidir.
Kişilik özellikleri burada saydıklarımızdan ibaret değil, her biri stresin hayatımıza nasıl yerleştiğini ve biz fark etmeden nasıl baskı oluşturduğunu anlamamıza yardımcı olur.
Stressiz hayat yoktur ama onu yönetebiliriz. Unutmayın, herkese yetişmeye çalışırken kendinize geç kalmayın.



