Sosyal medya

Reklâm gelirinden başka amacı olmayan siteler kuruldu, fenomenler türedi. Daha çok kazanmak için her yol mubah görüldü. Dilinin kemiği, ağzının perçemi, hiçbir sınırı olmayan, üstelik kolay, hızlı ve çok kazanan bu insansılardan etkilendi çocuklarımız; sokakta üç beş kuruş alarak aşağılanmayı kabul ettiler, komik buldular maalesef. Küfür, argo, cinsellik, hattâ porno ve tüm aşırı tercihler göre göre, duya duya normalleşti. Ve normalde yap(a)mayacağımız şeyler olağanlaştı ne yazık ki…

KONUMUZ, çağımızın gücü “sosyal medya”... Herkes yakınıyor ama bir türlü kopamıyor. Ama bizim gibi duruma vâkıf olanların buna mecbur olduğunu düşünerek, ne olursa olsun bir el atmak gereğini duydum.

Ah sosyal medya ah! Yuvalar yıkan, intihara sürükleyen, çalışmaları engelleyen, vazgeçiren, daha bir sürü ve bir sürü hâlin sebebi… Saymakla bitmez. Zamanımızı nasıl öldürdüğünün hâlâ farkında değiliz. Faydalı ilme ayıracağımız zamanı boş geçirmek bir ayrıcalık gibi görünse de bizler, bu konuda birbirimizi uyarmak zorunda hissetmeliyiz.

Kitap okumayı unutmuş bir nesil yetiştiriyoruz. Hâlbuki o sayfaları çevirmek, kâğıdın kokusunu duymak ve araştırmalarımızı kütüphanede yapmak zor gelmeyecek, aslında daha çok tat almamızı sağlayacak, daha çok mutluluk verecektir. Lâkin oturduğumuz yerden her şeye erişebilmek daha kolay geliyor yeni nesle. Fakat göreceksiniz, zamanla o da bir yere kadar fayda verecek. Sonra tıkanıp kalınacak, çıkmazda hissedilecek... Sonra da oradan yeniden hayata ve gerçeğe dönmenin ne kadar zor olduğu ve uzun sürdüğü görülecek. Bu, hayattan uzun bir kesiti yok etmek anlamındadır ki bu kayıp, kendimize yaptığımız en büyük haksızlıktır.

Bu gerçeği birebir yaşamış biri olarak, on beş yirmi gündür sanal ortamdan uzak kalmaya çalışıyorum elimden geldiği kadar. Bunun yerine daha çok kitap okumaya, daha çok kişiyle gerçek hayatı paylaşmaya, daha çok aileme ve kendime zaman ayırmaya başlamak, kendimi daha çok sevmeyi hissettirdi bana.

Sosyal medya: Gücü, etkileri ve sorunlar

Sosyal medya inanılmaz bir hızla yükselişe geçeli yıllar oldu. Son yıllarda ise gerçek bir güç hâline geldi. Hayatımızın her alanını kapladı. Siyaseti yönlendiren, ucuzlatan, basitleştiren, gençliği olumsuz şekillendiren, insanları bilinçsizce örgütleyen bir güç, bir canavar!

Benim uzmanlık alanım örgütlemek olsa da bu yöntemi kabul edebilmem mümkün değil. Yanlışlar saymakla bitmez!

31 Mart Seçimleri’nde kaderi belirleyecek etkenlerden biri de tabiî ki sosyal medya olacak. Adaylar medya üzerinden oy devşirmeye çalışacaklar. Her türlü sahtekârlığın fütursuzca yapıldığını bile bile yine hiç araştırmadan okuduklarına ve gördüklerine inananlar olacaktır maalesef. Onca îkazımıza rağmen bizim gayretlerimiz de bir yere kadar...

Büyüklerin dediği gibi, “koyma akıl, akıl olmaz”. Anlaşılan odur ki, seçimlerde sosyal medya gücünü doğru kullanan, bir adım önde olacak. PKK, FETÖ ve benzeri terör örgütleri de bu gücü hâlâ kullanıyorlar. Tabiî dış güçler de… Umarım, 1 Nisan sabahı güzel bir güne uyanırız!

Sosyal medyada problemler çeşitli. Birçok platformda yeni kişiler listemize ekleniyor; hem de bize sorulmadan, izin alınmadan… Ama arkadaşlık duygusu dumûra uğradı. Yılların dostlukları bir “engelleme” ile sona erebiliyor. Çünkü herkes her şeyin doğrusunu bildiğini zannedip kendisini öyle lanse ediyor. Ve böylece başkalarına üstün olduğunu sanıp tatmin oluyor ne yazık ki…

Aslında hiçbir şey olmayıp kendini bir şey zanneden kimler ve kimler tanıyormuşuz meğer. Kendisini önemli sanan dünya kadar insan var tanıdığım…

Rengârenk görünen sosyal medyada renkler soldu, sadece kara çalınır oldu. Sohbet aralarına, yorumlara giren alâkasız reklâmları saymıyorum bile. Reklâmların tek amacı, “tüketim”! Sosyal medyayla tüketim duygumuz kamçılandı. Tükettikçe daha fazlasını ister olduk, daha çabuk sevdik, hızla koptuk, sıkıldık, tükendik... Evet, tükettikçe tükendik! Değerlerimizi yitirdikçe sabrımız, ideallerimiz, bağlarımız, ailemiz ve tabiî toplumsal yapımız bozuldu. Dağıldık, savrulduk, uzaklaştık birbirimizden. Evren boşluk kabul etmez! Ve tabiî hemen fırsatçılar doldurdu boşluklarımızı...

Reklâm gelirinden başka amacı olmayan siteler kuruldu, fenomenler türedi. Daha çok kazanmak için her yol mubah görüldü. Dilinin kemiği, ağzının perçemi, hiçbir sınırı olmayan, üstelik kolay, hızlı ve çok kazanan bu insansılardan etkilendi çocuklarımız; sokakta üç beş kuruş alarak aşağılanmayı kabul ettiler, komik buldular maalesef. Küfür, argo, cinsellik, hattâ porno ve tüm aşırı tercihler göre göre, duya duya normalleşti. Ve normalde yap(a)mayacağımız şeyler olağanlaştı ne yazık ki…

Kitap okumadığından yakındığımız yavrularımız şimdi okuyorlar. Neyi mi? O rezil videoları paylaşan, konuş(a)mayan, yaz(a)amayan fenomenlerin, Youtuberlerin yazdıkları (!) kitapları... Üstelik hiçbir edebî ve öğretici değeri olmayan o yozlaştırıcı kitaplar “yok satıyor”!

Çünkü kötünün sığınağı oldu sosyal medya! Ve cellâdına âşık olan idam mahkûmuna döndük. Biliyoruz, kopamıyoruz…

Sosyal medyanın olumsuzluklarından en çok gençlerimiz etkileniyor. Dolayısıyla da yarının toplumu… Marka delisi bir yaşam özendiriliyor, tüketim odaklı yozlaşma bağıra bağıra geliyor. Teşhirci bir gençlik türüyor. Kim kiminle nerede, nasıl, ne yaptıysa paylaşıyor. Müstehcenlik kavramı değişti, sınır kalmadı. Acı olan da bu! Önce karakter bozuluyor, sonra içe kapanılıyor, asosyal bir kişilik çıkıyor ortaya. Ve değerler yitirilip hayattan kopuluyor.

Hiçbir şey önemsenmiyor artık. Bunu çocuklarımıza yapmayalım. Önce kendimiz örnek olalım. Annesi Facebook’ta gezinen çocuğun feryâdını bilirsiniz: “Anneme haber verir misiniz, beni lavaboda unuttu!” Acı bir espridir...

Ailelerin hassasiyeti son derece önemli. Daha bebekken ekran başında yemek yedirme alışkanlığı kazandıran ebeveynin kendine gelme zamanıdır artık! Çözüm, ailece uzun zaman bir arada olmak ve o zaman dilimlerini çok iyi değerlendirmekten geçer. Aile büyüklerine düşen budur. Yeni nesli ve toplumu kurtaracak olan ailedir.

Tüm bunların yanında Türkçe elden gidiyor! Dilimiz, gelenek ve göreneklerimiz için yıllarını veren insanlarımız var neyse ki… Kaçımızın okuduğun bilemiyorum, ancak önemle rica ediyorum, dünyanın her köşesinde tanınan bu kitabı lütfen okuyunuz. Bizim böyle bir eksiğimiz olmamalı. Bilirsiniz, bir Türkçe ve Türk kültürü sevdâlısı olan, dünyanın en genç profesörü, merhum Oktay Sinanoğlu’nun bize bıraktığı hazinelerden biridir “Bye-Bye Türkçe”. Üzülerek söylüyorum ki, halkımız internet ve sosyal medya vâsıtasıyla, bilgiye kolay ulaşabilecekken giderek cahilleşiyor.

Uyutuluyoruz; zaten dünya tam da bunu istiyor! 2015’te vefat eden Sinanoğlu’nu, sosyal medya plâtformlarında 2018’de hasta yatağında gösteriyorlar, herkes şifa diliyor. Delirmek işten değil! Böyle bir değeri kaybettiğimizden haberimiz yok. Ölür müsünüz, öldürür müsünüz? Sebep? Çünkü araştırmak zor geliyor artık!

Görülen o ki, tek dişi kalmış Batı medeniyeti subliminal mesajlarla bize istediğini yaptırıyor: “Böl, parçala, yönet!”

Gençlik için bir şeyler yapmak zorundayız, zehirleniyorlar…

Çözüm ne?

Bunca negatif cümleden sonra biliyorum ki, bu sorunu çözebiliriz. Sosyal medya gücü muhteşem işlerde kullanılabilir. Bunu başaran birçok kurum ve kişi var.

Aile içi eğitim, ebeveynin gücünü yeniden kazanmasıyla mümkündür ve acilen başlamalıdır. Devlet eliyle denetim devreye girmelidir. Aksi takdirde kendini sokan akrep durumu yaşanacaktır. Bugüne kadar sosyal medyada denetim mekanizmasının işletilmemesi başlı başına bir sorun olmuştur. Kurum ve mâkâmlara yönelik hakaret içeren profillerin engellenmesini ayrı tutuyorum. Bu da zaten çok ender. Yeterli değil…

Kısacası, denetim mekanizması yok! Devletimin en üst mâkâmlarına çağrıda bulunuyorum: Lütfen, bizimle elele verin ve bu işi birlikte kotaralım! Bu, bizim tek başımıza üstesinden gelebileceğimiz bir problem olmaktan çıktı artık. Birbirimize destek vermeye her alanda hazır olmalıyız.

Youtuberler için (denetime tâbi) abonelik sistemi getirilmelidir. Sosyal ağlardaki apaçık ahlâksızlık ve her türlü rezalet ve terör örgütlerince oluşturulan profiller engellenmeli, medya okuryazarlığı teşvik edilmelidir. Dinî terbiye aileden başlamalı ve okullarda devam etmelidir. Ayrıca dijital detoks yöntemleri geliştirilmelidir.

Şu an ütopik gelebilir, ama neden kendi yerli ve millî sosyal sitelerimizi kurup kendi arama motorumuzu kullanmayalım? Yapabilir ve canavarı kontrol altına alabiliriz. Zor ama mümkün!

“Derhâl karar ver, motive ol, ilerle ve başar!”     

“Derhâl karar ver, motive ol, ilerle ve başar!” Bu yolu takip ederek başarıya yürümek en kısa yol. Sevginin ve gerçek aşkın dolu dolu yaşandığı bir dünyaya davet ediyorum sizleri. Mutlu olacaksınız, inanın bana! Gerçek duâlar edin, gerçek ilişkiler ve dostluklar geliştirin ve gerçek aşklar yaşayın artık mutluluğa giden!

Kendinizi kandırmayın boşuna. Zararın neresinden dönülse kârdır sevgili ailem, dostlarım ve arkadaşlarım. Mümkünse bu yazımı tekrar tekrar okuyun. Koşarak uçuruma gitmeyin, bir dost tavsiyesi...

Maalesef, bu yazımı sosyal medyada paylaşmak zorunda hissediyorum kendimi. Bir okurum bile faydalansa mutlu olurum. Vazîfe hissediyorum. Saçma sapan diziler ve sanal ortamdan uzaklaşın lütfen sevdiklerim, kıyamıyorum…

Sevgi ve muhabbetle kalınız...