Son Nebî’nin kutlu destanı: Suffe sosyalitesi

Suffe’de barınanlar, sadece sözü edilen insanlar değillerdi. Bilgi birikimi zaman içerisinde artmaya başlayan, “yeni din”in gereklerini öğrenmek ve vahiyleri ezberlemek isteyen genç insanlar da Son Nebî’ye yakın olmak ve ilim tahsil etmek niyetiyle buradaydılar. İşte bunlara “Suffeliler” deniyordu!

“SUFFE” ne demekti, neresiydi? Kimdi bu Suffeliler; ne yapar, ne ederlerdi?

Mekke'den kalkıp Medîne'ye giden “hicret ehli” arasında varlıklı insanlar da vardı, yoksul insanlar da. Bu sebeple inananlar, “yeni şehir”lerinde durumlarına göre kendilerine bir yön tayin ettiler. Kimi daha önceki mesleği olan ticareti sürdürdü, mevcut varlığıyla yeni kervanlar oluşturdu ve işine kaldığı yerden devam etti; buna bağlı olarak kendisine ev bark yaptırdı ve sokakta kalmaktan kurtuldu. Kimiyse böyle bir hayat kurmakta zorlanmaya başladı. Çünkü Mekke'den gelenler arasında herkes varlıklı değildi. Her ne kadar böylelerinin geldikleri yerde, yani Mekke'de kafalarını sokacak bir evleri varsa da, onu orada bırakmışlardı. Dolayısıyla bundan sonra ikâmet edecekleri Medîne şehrinde sıkıntı içinde kalmaları mukadderdi. Ne evleri vardı bu ailelerin, ne de ev yapacak herhangi bir varlıkları...
Bunun dışında, İslâmiyet hızlı bir şekilde Medine'nin etrafında da gelişmesini sürdürüyordu. Bu bağlamda hicret olayı münferit olarak devam ediyordu. Dolayısıyla her gün yeni yeni insanlar ve aileler geliyordu şehre. Bunların durumları da “toplu hicret”te olduğu gibi iki grupta mütalaa edililebilirdi. Yani aralarında varlıklılar da bulunuyordu, yoksullar da...
Bunların da dışında, kısa sürelerle şehre gelip merak ettikleri “yeni inancı” gözlemlemek niyetinde olan insanlar da vardı. Bu gözlemciler arasında gelir gelmez Müslümanlığı kabul nedenler olduğu gibi, inanca girmeyi zamana yayanlar da vardı.

Gerek “büyük hicret”te gelen yoksullar olsun, gerek daha sonra “kişisel hicretleri” sebebiyle gelen fakirler, gerekse de yeni dini merak edip gelen misafirler için kalacak bir yere ihtiyaç vardı. Zira o devirde han yoktu, otel yoktu. “Kiralık ev” anlayışı çok uzak bir düşünceydi. Bu nedenle ihtiyaç, bir başka şekilde karşılanmalıydı.

Medîne Mescidi’nin sağ tarafında, gölgelik bir kısım yer almaktaydı. Bir nevi büyükçe bir salon… Bu gölgeliğe “Suffe” adı verilmişti. Yani “sofa”…

Yukarıda sözünü ettiğimiz evi barkı olmayanlar, işte burada, yani Suffe’de kalıyorlardı. Suffe’de barınanlar, sadece sözü edilen insanlar da değillerdi. Bilgi birikimi zaman içerisinde artmaya başlayan, “yeni din”in gereklerini öğrenmek ve vahiyleri ezberlemek isteyen genç insanlar da Son Nebî’ye yakın olmak ve ilim tahsil etmek niyetiyle buradaydılar. İşte bunlara “Suffeliler” deniyordu!
Yukarıda bu topluluk için “Çoğunlukla yoksullardan oluşuyordu” demiştik ya, hakikaten de bunların pek çoğu omzunun emeği ile geçinen işçilerdi. Bu insanlar iş buldukları zaman çalışıyor ve günlük nafakalarını çıkarıyorlardı. Lâkin çalışmadıkları zamanlarda Suffe’deydiler ve boş durmamak için ilim tahsil ediyor, ibadetle uğraşıyorlardı.

“Suffe” için İslâm tarihçileri şunu söylüyorlar: “Orası, bir nevi yatılı mektep gibiydi.” Gerçekten de orası bir okuldu ve bu okulun öğretmeni de Son Nebî idi.

Suffelilerin yeme, içme ve giyinme gibi mübrem ihtiyacı, prensip olarak Medîneli zenginler tarafından karşılanıyordu. Verilen sadakalar ve zekâtlar, yapılan yardımlar, Suffeli yoksullar ve talebeler arasında bölüştürülüyordu. Bunun dışında, Son Nebî her akşam bunlardan bir kısmına kendi sofrasında yer veriyor, bir kısmını da komşu evlere dağıtıyordu. Ama öyle, ama böyle… Suffeliler, sıkıntı çekmeden hayatlarını sürdürüyorlardı.

İlerleyen zaman içinde ve Medîne’yi mihvere alan iç içe halkalar hâlinde yayılan İslâmiyet’in doğru anlatılması şarttı. Bu nedenle bazen Medîne'nin dışında oturan ve dine yeni giren topluluklara inancı öğretmek için “muallim ve tebliğciler” gerekiyordu. Böyle durumlarda ihtiyaç duyulan yerlere yollamak için Suffeliler arasından yeni dinin gereklerini öğrenmiş olan öğrenciler seçiliyordu. Ve bunlar bir bakıma “muallim”, yani öğretmen olarak oralara gönderiliyordu. Bu yüzden Suffe talebelerinin, “Son Din”in yayılmasında çok emekleri vardı.