GÜNDEMİMİZİ yıllardır meşgûl eden bir kavram “soğuk savaş”. Oxford Sözlüğü’nde, “İki süper güç olan ABD önderliğinde Batı Bloku ile Sovyetler Birliği’nin önderliğindeki Doğu Bloku ülkeleri arasında 1947’den 1991’e kadar devam etmiş olan uluslararası siyâsî ve askerî gerginlik[i]“ olarak tarif edilmiş. Bu dönemin “Soğuk Savaş” olarak adlandırılmasının sebebi, her iki tarafın da birbirine direkt olarak savaş açmaması ve bunun yerine birbirlerini bölgesel olarak destekledikleri vekâlet savaşları şeklinde olmasıdır.[ii]
Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasının bu savaşın bitmesi şeklinde tarihlendirilmesi ya bir iyimserlik ya da ABD lehine saklı bir zafer gibi verilmiş gibi geliyor. Oysa soğuk savaş, yeni bir savaş şekli olarak hâlâ devam ediyor. Kaldı ki, NATO’nun varlığı bile bu savaşın bitmediğinin bir göstergesi. Bunu yüksek sesle dile getiren ise yine Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov.
2017 yılında, Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda konuşan Lavrov, Ukrayna krizi üzerinden Rusya’nın barış ve istikrarı bozduğu iddialarını reddederek, NATO’yu bir soğuk savaş kuruluşu olarak nitelendiriyor ve onun genişlemesinin, gerilimi “görülmedik ölçüde tırmandırdığını” söylüyordu.[iii]
Aslında tüm bu söylemler malumun ilâmı gibiydi. Soğuk savaş hâlâ devam ediyordu. En başta da yine ilk yıllarda olduğu gibi Rusya ve ABD arasında. Boris Yeltsin’in yerine Vladimir Putin’in geçmesi, enerji kaynak fiyatlarının artışı, Rusya’nın SSCB’nin yıkılışının şokunu atlatması ve iç sorunların önemli bir kısmını çözmesi netîcesinde Rusya, daha 2000’li yılların başında uluslararası arenada yeniden önemli bir oyuncu hâline geldi. Rusya daha aktif ve agresif bir siyaset izlemeye ve ABD’nin “tek kutuplu dünya düzeni inşâ etme” siyasetine karşı çıkmaya başladı. ABD’nin bu siyasetiyle ilgili Rusya’yı en çok rahatsız eden husus, şüphesiz Washington’un Moskova’nın hâlâ kendi “arka bahçesi” olarak gördüğü eski Sovyet coğrafyasını Rusya’dan koparmaya çalışmasıdır. NATO ve AB’nin yayılmasını da Kremlin bu çerçevede değerlendirmektedir.
Nitekim Rusya ile ABD’nin arasını açan ve yeniden Soğuk Savaş’tan bahsedilmesine sebep olan gelişmeler de iki eski Sovyet cumhuriyeti ile ilgilidir. Gürcistan ile Ukrayna’da Batı destekli renkli devrimlerin gerçekleşmesi, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını ilân etmelerine, Kırım’ın da Rusya tarafından ilhakına yol açtı. Bu iki önemli olay, Rusya’nın yalnızca Gürcistan ve Ukrayna ile ilişkilerini kesmekle kalmadı, Moskova’nın Batı dünyası ile ilişkilerinin gerginleşmesine de neden oldu.[iv]
Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında taraflar mevzilerini pekiştirip döneme uygun yeni araçlar geliştirirlerken, dikkat edilmesi gereken iki olay meydana geldi. Bunlar gelişmelere yeni bir yön verdi ve yeni stratejiler geliştirilmesine neden oldu.[v] İşte bu yeni stratejiler, Sovyetlerin dağılmasıyla rafa kaldırılmadı. Aksine, güncellenerek farklı bir formatta yeniden uygulamaya konuldu. Bu döneme “İkinci Soğuk Savaş Dönemi” diyebiliriz. Yeni dönemin aktörleri yeni strateji ve hedeflerle kaldıkları yerden devam ediyorlar. ABD, tek kutuplu dünya düzeni inşâ etme çabasının yanı sıra her yerde Batı yanlılarını iktidara getirmenin yanında askerî teknoloji ve enerji pazarlarına hâkim olmak isterken, Rusya ise bölgesel güç olmak, eski Sovyet coğrafyasında ve bir zamanlar Sovyetlerin güçlü olduğu coğrafyada eski gücüne kavuşmak, Avrasya’da enerji alanında hâkimiyet sağlamak istiyordu.[vi]
İki ülkenin dış politikalarını söz konusu isteklerine göre yürütmesi de aralarında siyaset, güvenlik, ekonomi ve enerji alanında, hatta dinî sahada bir mücadelenin yaşanmasına yol açıyor.[vii]
Bazı araştırmacılar ikinci dönemin Skripal suikasti ile başladığını ileri sürmekteler. Bunlardan biri olarak Mehmet Kancı, Yeni Şafak gazetesinde şunları yazıyor: “Ellerin tetikte olduğu, süper güçlerin yüz milyarlarca dolarlık savunma bütçeleri hazırladıkları günlerde tüm düşmanlıkların açıkça ilân edildiği sürecin kıvılcımı, İngiltere’nin Salisbury kentinde çaktı. İngiltere hesabına çalışırken 2004 yılında tutuklanan Rus Askerî İstihbarat Servisi’nin (GRU) eski bir mensubu olan Sergey Skripal’i hedef alan suikast, 4 Mart’tan 26 Mart’a kadar kazandığı ivme ile ‘Yeni bir Soğuk Savaş mı başlıyor?’ sorusunu bir kez daha manşetlere taşıdı.”[viii]
Emperyalist emellere sahip süper güçler bu savaşı daha da minimize ederek istedikleri ülkelere karşı bazen örtülü, bazen de açık bir şekilde uyguluyordu. Bunun da en büyük ispatı, kimi ülkelere uygulanan ambargolardır. Potaya giren diğer ülkelerse başta dünya ekonomik düzenini altüst eden Çin ve ABD’ye kafa tutan Asya’nın yaramaz çocuğu Kuzey Kore. Bitti mi? Hayır! Venezuela gibi sömürüye karşı direnen ülkeler; Ukrayna, Suriye, Balkanlar ve Arap Baharı adı altında tüm Orta Doğu coğrafyası...
Sadece bununla kalınmadı tabiî. Yeni dönemde, aslında tamamen ekonomik kaygıların daha da öne çıktığı bir silahlanma atağı başladı. Amaç, silah satıp para kazanmak, ülkeler arasında çıkarılan suni gerginliklerle onlara bu yeni silahları denetmek, o ülkeleri her yönden felç etmek, sonra da üzerine tabiri caiz ise çökmek geliyordu. İran-Irak Savaşı’nda olduğu gibi...
Silahlanmadan bahsettik. Gerçekten de dünyada silahlanma yarışının yeniden tırmanışa geçtiği bir döneme girdik. Başta ABD ve Çin olmak üzere birçok ülke askerî harcamalarını arttırıyor. Nükleer silahlara dair imzalanan silahsızlanma anlaşmaları iptal ediliyor. Orta menzilli nükleer başlık taşıyabilen füzelerin imha edilmesine dair INF Anlaşması, ABD ve Rusya’nın çekilme kararlarıyla ortadan kalktı.[ix]
Her ne kadar Rusya ile ABD’nin birçok bölgede çıkarları çatışsa da her iki ülke de doğrudan askerî çatışmaya girmekten kaçınmaktalar. Suriye’de karşı cephelerde olmalarına rağmen düzenleyecekleri askerî operasyonlardan birbirlerini haberdar etmelerini de bu yaklaşımla açıklayabiliriz. Rusya ile ABD, bölgesel mücadelelerini genelde başka ülkelerin iktidar ve muhalefetleri üzerinden yapıyorlar.[x]
Soğuk savaşın sıcak silahı: Terör
Birinci Soğuk Savaş Dönemi’nin “Bloklar Çatışması”nda, gerek ABD’nin liderlik ettiği Batı Bloku, gerekse de Sovyetler Birliği’nin liderlik ettiği Doğu Bloku, taşeron milis güçler, anarşist gruplar ve sonrasında kendi kontrollerindeki terör örgütleri üzerinden örtülü ve hayli kirli bir savaş yürüttüler. Her blokun istihbarat örgütleri üzerinden silah ve para yardımı yapılan bu kirli savaş, 50 yılda yüz binlerce masum insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu.[xi]
Terör silahı yeni dönemde farklı gerekçelerle güçlendirilmekte ve terör örgütleri tıpkı PKK-YPG olayında olduğu gibi farklı isimler adı altında yeniden dizayn edilmekte, ellerine maalesef bizzat küresel güçler tarafından en ağır silahlar verilerek ordulaştırılma sürecine tâbi tutulmakta. Bir diğer yandan terör örgütleri, tıpkı öncü birlikler gibi ülkelerin içine sokulmakta, konuşlandırılmakta ve sonrasında da onlar bahane edilerek ülkeler işgal edilmekledir. Bugün artık kaç kişi El-Kaide ismini telâffuz ediyor? Bizzat Amerika’nın kurduğu bu örgüt sayesinde Amerika, bugün Afganistan’da, Suriye’de ve Irak’ta. Ama El-Kaide yerine bugün DAEŞ tabelası asılı.
Modern soğuk savaşın yeni silahı: Yapay zekâ
Mehmet Kancı’nın şu tespitine katılmamak elde değil: “Zamanın rûhunun (Birinci) Soğuk Savaş yıllarının sağduyusundan çok uzak olduğunu kabul etmek gerekiyor.”[xii] Bugün taraflar birbirlerine karşı daha acımasız ve daha pervasızlar!
2018 yılında Moskova’da yapılan stratejik bir toplantıda Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, yeni bir silahtan bahsediyordu. Bu silah, olası bir saldırı anında Rusya’nın ABD savunmasını yenebilmesi için yapay zekâ teknolojilerini kullanabileceği yönünde tarif edilmişti. Yapay zekâ (AI) teknolojileri ise en az nükleer silahlar kadar tehlikeli bir teknoloji demekti. Zira yapay zekâ teknolojisi (AI) ile olası bir nükleer saldırı tehdidi karşısında bir insandan çok daha hızlı, yerinde ve tereddütsüz kararlar verebilme yeteneğine sahip olması hedeflenmekte.
İlk bakışta biraz ütopik görünse de AI (yapay zekâ) teknolojilerinin daha da gelişmesi durumunda ülkeler nükleer füze fırlatma kodlarını yapay zekânın eline teslim edebilirler. Böylece olası bir nükleer saldırı veya savunma durumunda insan kaynaklı hatâların, deyim yerindeyse bir felâketin önüne çok geç olmadan geçilebilir.[xiii]
Eskimeyen silah: Ekonomi
Yeni dünya düzeninde maalesef süper güçlerin dışındaki ekonomiler pamuk ipliğine bağlı. Beynelmilel Yahudi sermayesinin altında inleyen ekonomiler, ABD’nin karşılıksız bastığı dolarlar karşısında hiçbir varlık gösteremiyorlar. Borsalar ânında çökebiliyor, kur dengeleri birdenbire altüst olabiliyor. Bunun en canlı örneğini kendi ülkemizde yaşıyoruz. Rahip Brunson krizi ile başlayan süreç, Rusya’dan alacağımız S-400’ler ile iyice zirve yapmış durumda. Türkiye’ye karşı son dönemlerde kontrolü kaybeden Amerika, Gezi ile başlayan ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişimlerinin boşa çıkması ile akâmete uğrayan ataklarını özellikle İstanbul Yerel Seçimi’ine dolaylı ve örtülü müdahalelerle yeniden başlattı. Bu hamleler ekonomik içerikli.
Başta Trump olmak üzere ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Sitilides gibi yetkililerin ağzından, Rusya’dan S-400 alması hâlinde Türkiye’ye yaptırım uygulanacağı, F-35’lerin teslim edilmeyeceği, Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırım yapılacağı ve hattâ bu durumda Türkiye ekonomisinin bunu kaldıracak durumda olmamaması sebebiyle IMF’ye gitmek zorunda kalabileceğine kadar bir dizi tehditlerde bulunuldu.
Sitilides’in bu açıklamalarını Sputnik’e değerlendiren iktisatçı, akademisyen-yazar Dr. Levent Yılmaz, tek kutuplu dünya düzeninde ABD’nin uluslararası hukukun çerçevesini zaten kendisi belirlediği için bu durumu kendi lehine olacak şekilde çok iyi kullandığını, ancak bugün gelinen noktada dünyanın tek kutuplu olmadığını belirtiyor. Yılmaz’a göre artık çok kutuplu dünyada uluslararası hukuk da, bizzat ABD’nin politikaları önünde engeller oluşturmaya başladı ve bu yüzden de ABD “pervasızca” bu hukuku hiçe sayıyor. Bu bakımdan IMF gibi kurumlar da kuruluş amaçlarının dışında hareket ediyorlar. Bunun en canlı örneği olarak Ukrayna’da IMF, ortada “Bir ülke başka bir ülkeye olan borcu yüzünden temerrüde düşmüşse kredi tesisi yapılamaz” kuralı varken, Ukrayna’nın Rusya Ulusal Varlık Fonu’na olan borcunu ödemediği hâlde Ukrayna’ya kredi sağlamıştır.[xiv] Kendi kurallarını çiğneyen IMF, bize karşı bir tehdit aracı olarak kullanılmakta!
Burada gözden kaçan bir diğer olay da şu: Bir NATO ülkesi olmamıza rağmen Suriye tarafından Türkiye’ye yönelik saldırıların arttığı bir dönemde, ülkemize daha önce kurulan hava savunma sistemi Patriot, sökülüp götürülmüştü. Buna ilâve olarak ABD tarafından da terör örgütü olarak kabul edilen PKK’nın ta kendisi olan YPG/PYD gibi yapılara ağır silahlar verilmişti. Şimdi bu durumda kendi güvenliğini sağlamak zorunda kalan Türkiye de haklı olarak Rusya’dan S-400 savunma sistemlerini almak durumunda kalmıştır. Kaldı ki Türkiye, “Patriot verirseniz onu da alırız” diyor.
İşte böyle bir ortamda ve tüm bu gerçekler, çelişkiler, ikiyüzlü politikalar ortada iken, sizi öldürmeye gelenlere, vücûdunuzda canlı canlı operasyonlar yapmak isteyenlere karşı çıktığınız için IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar size karşı birer silah olarak kullanılıyor, döviz kuru bir terbiye mekanizması olarak size karşı işletiliyor.[xv]

Soğuk savaşın gizli silahı: Sanat
“Soğuk savaş” deyince akla en son gelecek şeylerden biri “sanat” olsa gerek. Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki çekişmenin en görkemli ayakları teknoloji, ekonomi ve siyaset çevresinde gelişmiş olsa da, tüm bunların kültür ve sanat üzerinde bir etkisi olması kaçınılmaz değil mi?[xvi]
İşte bu meyanda her iki kutup birbirine her şeyiyle zıt sanat akımları geliştirmek amacıyla sanatçılarını gizlice desteklemişler. Sovyetlerin Amerikalıları kültür yoksunu olmakla sık sık suçladığı bir dönemde, hem Rusların benimsediği sanata muhalefet olacak, hem de Amerikanların kendi yaratıcı güçleri ve yenilikçi bir kültürleri olduğunu kanıtlayacak bir yeniliğe ihtiyaç duyulmuş. Sovyetlerin toplumcu ideallerine karşılık bireyciliği vurgulamaya kararlı olan Amerika’dan, Rusların “sosyalist gerçekçilik” akımına karşılık “soyut dışavurumculuk” akımı çıkmış bu ihtiyaca bir cevap olarak.[xvii]
Burada özellikle resim sanatında ortaya çıkan soyut ekspresyonizm akımı ve Jackson Pollock örnek verilmekte. Bu anlayışla yapılan resimlerin anlaşılmaz ve gerçekdışı olarak görülmesine rağmen belki de bu anlayışın ortaya çıkmasının sebeplerinden biri olarak Sovyet sanatçılarının katı gerçekçi anlayışlarına bir tepki, bir muhalefet anlayışı olarak görülebilir.
Rusların komünist ideallerinin “devrimci romantizm” adı verilen bir akımdan beslenmesi ve desteklenmesi ile kendi sanat eserlerini dünya çapında göstermek istemeleri, sanat alanında da üstünlük kurmak istemeleri yanında bu anlayışın tam zıddını ortaya koyarak kendi hâkimiyetini kurmak isteyen Amerikalılar da 1950’lerde kendi sanat eserlerini büyük bir inatla Avrupa’nın şehirlerinde “Yirminci Yüzyılın Şaheserleri” başlığı altında sergilemişler.[xviii]
Bu tezi destekleyen bir durum ise, 1940’larda hiç tanınmamış ve yaptığı resimler aslında halk tarafından beğenilmeyen sanatçılar tarafından kurulan ekspresyonizm akımı bir anda ülke gündemine oturmuş ve New York’taki sanat merkezlerinin bir anda gözdeleri olmuştu. İddialara göre yıllarca kimsenin tanımadığı, yoksulluk içinde yaşayan ressamlar, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başta New York’ta ortaya çıktılar ve birden özgüven ve başarıya ulaştılar. Onlara gelen bu enerjinin kaynağı kimilerine göre CIA tarafından yapılan malî ve psikolojik destek idi.
İşte bu güçle birdenbire bu resimler ABD dışında da sahneleniyorlardı! Örneğin Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’nde düzenlenen bir sergide aralarında Willem de Kooning, Jackson Pollock ve Mark Rothko’nun da olduğu 30 ressamın 164 eseri sergileniyor. Bu akımın ilginç yanlarından biri, kısa sürede uluslararası önem kazanmasıydı. Ressamların kendi tarzını geliştirmesi uzun yıllar alsa da 1940’ların sonuna doğru soyut dışavurumculuk belli bir ün ve saygınlık kazanmaya başlamıştı.[xix]
“Bunun amacı ne olabilir?” diye akla bir soru gelebilir. David Anfam’a göre CIA’nın yaymaya çalıştığı şey, Rusya’daki resmî Sovyet gerçekçiliği tarzına karşı Amerika’daki özgürlükçü anlayış üzerinden hareketle “Rusya kültürel olarak katı kuralları olan bir yer iken Amerika özgür insanlar ülkesi” propagandasını yapmaktı.[xx]
Soğuk savaşın sıcak aktörleri: Sivil toplum kuruluşları
Birinci Soğuk Savaş Dönemi’nden kalma alışkanlıklardan biri de ülkelerde her iki kutbunda kendine bağlı yönetimlerin desteklenmesi idi. Bu aslında bir ülkenin içişlerine müdahale anlamına geliyordu ama örtülü olarak. Amerika cephesinde sihirli anahtar sözcük “demokrasi” idi. Amerika güya ülkelere demokrasi getirecek, diktatörler, krallıklar, tiranlar onun desteği ile yok olacaktı ve halk kendi kendini yönetecekti. Diğer tarafın da emperyalizmden kurtulmak ve özgürleşmek gibi argümanları vardı. Demokrasi ve özgürlüklerin gelebilmesi için dernekler, enstitüler, vakıflar, dahası bugünkü anlamda STK’lar kurulmuştu. Amerika sosyalist sistemin içeriden çökertilmesi için, Rusya emperyalist sistemin çökertilmesi için harekete geçmişti.
Özellikle Amerika, 1982 yılında demokrasi için “Ulusal Fon” denilen ve kısa adı NED (National Endowment for Democracy) olan bir kuruluş inşâ etse de aynı tarihlerde Ronald Reagan dönemiyle birlikte bu proje geliştirildi ve “Project Democracy-Demokrasi Projesi” adıyla günümüzdeki hâlini aldı. Bu tarih, size çok geç bir tarih olarak gelebilir. Elbette bu tür çalışmalar için 80’li yıllar beklenmedi. Bu çalışmaların bir geçmişi vardı ve bunu 1991’de bizzat Amerikalı Senatör Allen Weinstein, “Bugün NED olarak yaptığımız faaliyetler 25 yıl önce CIA tarafından gizlice yapılıyordu” diye itiraf edecekti. Ancak onun da bir tarihî geçmişi vardı ki misyonerlik hareketlerine kadar gidiyordu. Son dönemlerde ise Barış Gönüllüleri Hareketi de bu tür çalışmaların bir diğer ayağını oluşturuyordu.[xxi]
Ama işin aslı olarak bu faaliyetlerin amacı şuydu: “Az gelişmiş ülkelerde Amerikan dünya görüşünün ve siyasal, askerî nüfuzunun yayılmasını ve benimsenmesini sağlamak, Amerika yararına çalışacak etkili kurumlar ve aydınlar grubu yetiştirmek, Amerika’nın şiddet eylemlerini ve genişleme politikasını şirin gösterecek eylemlerde bulunarak siyasal havayı Amerika’dan yana oluşturmak.”[xxii]
Bu proje özellikle Sovyetleri, Doğu Bloku ülkelerini ve ABD karşıtı iktidarları çökertmek için hazırlandı. Söz konusu ülkelerde sözde sivil toplum kuruluşları (STK) oluşturuldu ve bunlar parasal olarak desteklendi. Bunu ise NED (National Endowment for Democracy) Ulusal Demokrasi Fonu organize ediyor. Fon, demokrasi götüreceği ülkeler için anayasalar ve seçim kanunları bile hazırlıyor.
NED’in desteklediği yapılar ise “NGO” adı altında örgütleniyordu. Türkçeye “Hükûmet Dışı Kuruluşlar” olarak çevrilen NGO (Non Governmental Organizations), ülkemizde özellikle PKK ile dirsek temasında. Bir dönem “Çekiç Güç” denilen yapının da desteği ile ayrılıkçı terörü destekleyen faaliyetlerde bulunmuşlardı hattâ. Hattâ resmî raporlarda şunlar yazıyordu: “NGO’ların açık faaliyetlerinin yanı sıra gizli ve yarı açık olarak icra ettikleri faaliyetler ise, kendi ülke politikaları yönünde faaliyet göstermek, halkın ve yerel yetkililerin Kürdistan Devleti yönünde yönlendirilmesi, ekonomik, sosyal ve siyasal yönden Kürt kültürü yaratılması, Bağımsız Kürdistan fikrinin yerleştirilmesidir.”[xxiii]
NGO’lar ülkemizde faaliyet gösteren PKK sempatizanı sözde insan hakları dernekleri ve vakıfları ve de PKK’nın yanı sıra FETÖ ile de çalışmalar yürüttü. Özellikle kumpaslar döneminde pıtrak gibi ortaya çıkan bazı örgütlenmeler, üye sayısı olarak küçük olmasına rağmen öne çıkarılma tarzıyla tam bir NGO operasyonunu andırıyordu.[xxiv]
Soğuk savaşın propaganda silahı ve algı operasyonları
Soğuk savaşın en vazgeçilmez silahı propagandadır ve bunun aracı ise basın ve medyadır. Gazetelerden tutun filmlere, dizilere kadar kullanılmayan araç yoktur. Amaç, algı oluşturmaktır. Tıpkı yukarıda NGO raporlarında belirttiğimiz gibi... Olayları çarpıtmak, olmamış şeyleri olmuş gibi göstermek, sahte belgeler düzenlemek, mizansen haberler ve daha neler neler…
Sovyetler Birliği propaganda yaparken bazı temel teknikler üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunlar sinema, miting, afiş, radyo olarak sıralanabilir. Özellikle belgesel filmler ve Sovyet anlayışını içeren ögelerle süslü tanıtım filmleriyle cahil olarak görülen halk, bilinçlendirilmeye çalışılmıştır.[xxv] Ayrıca Stalin döneminde çok yoğun ve sert propaganda teknikleri kullanılmış ve halkın Sovyet sisteminin bir dişlisi olduğu üzerinde durulmuştur.
İki kutuplu dünya düzeninde Sovyet propagandasına karşı Amerika Birleşik Devletleri de karşı propaganda sistemini geliştirmiş ve mücadele içerisinde kendisine yer bulmuştur. Özellikle Hollywood filmlerini kullanarak halk üzerinde etkinlik kurmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri, bu noktada Sovyetlere oranla daha büyük ve küresel kitlelere ulaşmış, insanları etkilemeyi başarmıştır. Bu dönemde teknoloji, etkin bir propaganda yardımcısı olarak görülmüştür.[xxvi]
Soğuk Savaş yıllarının en önemli propaganda araçlarından birisi radyo idi. Nitekim 1950’nin başlarında radyo propagandalarıyla gündeme getirilen “uluslararası iletişim” kavramı da Amerika’nın kültürel yayılmasının ve propagandasının bir aracı olmuştu. Alex Inkeles (1974), İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki bildiğimiz Soğuk Savaş’ın başlamasıyla uluslararası iletişim kanallarının, dünya üzerindeki insanların sadâkat ve gönülden bağlılığını kazanmak için ideolojik mücadelede propaganda silahı olarak kullanılmaya başlandığını, bunun en büyük etkisinin insanların düşüncelerinde olduğunu ve bunun anlamının da millî denge ve uluslararası barış anlamına geldiğini belirttikten sonra, kitle iletişimi ve kamuoyundaki uzmanların bu etkileri incelemesinin büyük bir sorumluluk olduğunu vurgulamıştır.[xxvii]
Joseph Klapper ve Leo Löwenthal (1951), Amerika’nın Sesi Radyosu için uzman olarak çalışırken yaptıkları bir incelemede, bu pazarlamayı, medyayı Amerika’nın psikolojik savaşçıları olarak yücelterek yaptılar. Bir propaganda makinesini yüceltirken kendilerinin de önemini arttırdılar.[xxviii]
Propagandanın temel amaçlarından bir tanesi de geniş halk kitlelerine en az maliyetle ulaşmaktır. Sinema bu açıdan propagandacılar için vazgeçilmez bir araçtır. Propaganda ögeleriyle yüklü bir sinema filmi çekmek ve insanlara bunu ulaştırmak birçok propaganda faaliyetinden daha az maliyetli ve daha etkili olacaktır. Sinemanın görselliği ve işitselliği bir arada kullanabilmesi de insanlar üzerinde son derece önemli etkiler bırakmakta ve propagandacıların da bu etkileşimi kullanmalarına neden olmaktadır.
Örneğin İngiltere’nin Soğuk Savaş döneminde propaganda amaçlı “yalan haberler” yapılmasını sağlamak amacıyla sahte belgeler hazırladığı ve bunları 30 yıl boyunca gazeteciler ve diğer kamu kurumlarıyla paylaştığı, belgelerin Dışişleri Bakanlığı’nın gizli propaganda birimi Bilgi Araştırma Bölümü (Information Research Department - IRD) tarafından hazırlandığı ortaya çıkmış durumda. Aktarılan belgeler, IRD’nin 400 ilâ 600 arasında çalışana sahip olduğu, en faal dönemi olarak bilinen 1960’lı yılları kapsıyor. Belgeler, IRD’nin sahte propaganda posterleri yaptığını da gösteriyor.[xxix]
Tabiî bunları yadırgamıyoruz. 1960 Darbesi’ne zemin oluşturulmak amacıyla üniversite öğrencilerinin taş ocaklarında öğütücülere atılarak katledildiği yönündeki asparagas haberleri de bunun bir benzeri değil miydi? Yine 28 Şubat döneminin Fadimeleri, Müslümleri, Kalkancıları da cabası…
Diğer argümanlar
Soğuk Savaş döneminin kuşkusuz en önemli ve caydırıcı silahı, nükleer silahlardı. Ama yeni dönemde ekonomik ve kültürel bir savaş başlatılmış, algı operasyonları ile zihinler ve karşı koyma refleksleri felç edilmeye çalışılmıştı. Aslında yeni dönem soğuk savaşının en büyük hedefi, ülkeleri ve vatandaşlarını kişiliksizleştirme ve kimliksizleştirmekti.
Bu yeni dönemde özellikle İslâm ülkelerinin ve Müslümanların hedef alındığı da ayrı bir vakıa. Batılı ülkelerde siyaset giderek aşırı sağa doğru kayıyor. Irkçı, mülteci ve yabancı karşıtı siyâsî hareketler partileşiyor ve yerleşik siyâsî partileri tehdit etmeye başlıyorlar. Bunların ortak özelliklerinden biri de İslâmofobik karakterleri. İslâm’ı ve Müslümanları bir tehdit olarak tanımlıyor ve fırsatını bulduklarında Batı’da yaşayan Müslümanları hedef seçmekten geri durmayacaklarını gösteriyorlar.[xxx]
[i] Kemal İnat, Soğuk Savaş’ın Geri Dönüşü: “Ejderhanın Çevrelenmesi”, https://www.setav.org
[i] Oxford Dictionary of English 2e, 2003, Oxford University Press, Cold War maddesi
[ii] Mehmet Can Kömürcü, Soğuk Savaş nedir? Soğuk Savaş dönemi ve nedenleri nedir?, http://www.milliyet.com.tr
[iii] https://www.bbc.com/turkce/39016759
[iv] Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu, Yeni Soğuk Savaş'a doğru, https://www.aa.com.tr/tr
[v] Eren Taştan, Soğuk Savaş Stratejisi: Topyekûn Mukabele, https://medium.com/@merentastan/
[vi] Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu, Yeni Soğuk Savaş'a doğru, https://www.aa.com.tr/tr
[vii] Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu, Yeni Soğuk Savaş'a doğru, https://www.aa.com.tr/tr
[viii] Mehmet Kancı, Yeni bir soğuk savaş mı? Yoksa Büyük Oyun 2.0 mı?,https://www.yenisafak.com
[ix] Kemal İnat, Soğuk Savaş’ın Geri Dönüşü: “Ejderhanın Çevrelenmesi”, https://www.setav.org
[x] Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu, Yeni Soğuk Savaş'a doğru, https://www.aa.com.tr/tr
[xi] Kerem Alkin, ABD’nin ‘Savaş Doktrini’ devrede, https://www.sabah.com.tr/yazarlar/kerem-alkin/2019/02/04/abdnin-savas-doktrini-devrede
[xii] Mehmet Kancı, Yeni bir soğuk savaş mı? Yoksa Büyük Oyun 2.0 mı?,https://www.yenisafak.com
[xiii] http://www.cumhuriyet.com.tr/
[xiv] Gözde Ocak, ABD dövizi terbiye mekanizması, IMF’yi de silah olarak kullanıyor, https://tr.sputniknews.com
[xv] Gözde Ocak, agm.
[xvi] Gül Nihal Gümüşay, Sanatta Soğuk Savaş: Soyut Dışavurumculuk mu, Sosyalist Gerçekçilik mi?, http://www.gazetebilkent.com
[xvii] Gül Nihal Gümüşay, agm.
[xviii] Gül Nihal Gümüşay, agm.
[xix] Alastair Sooke, CIA'nin Soğuk Savaş aracı: Modern Resim?, https://www.bbc.com/turkce/vert-cul-37565069
[xx] Alastair Sooke, agm.
[xxi] Ceyhun Bozkurt, Soğuk Savaş Sonrasının İstihbarat Enstrümanı: NGO’lar, http://www.yorungedergi.com
[xxii] Müslim Özbalkan, Gizli Belgelerle Barış Gönüllüleri, Ant Yayınları, İstanbul, 1970
[xxiii] Ceyhun Bozkurt, agm.
[xxiv] Ceyhun Bozkurt, agm.
[xxv] Sezer Akarcalı, İkinci Dünya Savaşında İletişim ve Propaganda, İmaj Yayınları, Ankara, (2003)
[xxvi] Yasemin Keskin Yılmaz, Propaganda Aracı Olarak Sinema, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2007
[xxvii] İrfan Doğan, Soğuk Savaş, Modernleşme ve Yeni Sömürgeciliğe Doğru: Uygarlığın Getirilişi?, http://www.irfanerdogan.com
[xxviii] İrfan Doğan, agm.
[xxix] Sanchia Berg, İngiltere Soğuk Savaş …, https://www.bbc.com



