Soğuğun adı: Sarıkamış

Bazen bir savaş çok basit sebeplerden kaybedilebilir veya kazanılabilir. Stratejik adımlar, planlar veya savaş esnasında gelişen durumu iyi okuyup ona göre yerinde müdahaleler olumsuz giden bir savaşı lehinize çevirebilir.

TARİH pencerelerinde henüz üstü tozlanmamış nice olay vardır. Kimi unutulmayacak kimi unutturulmak istenilecek olaylar yaşanmışlıklarıyla sayfalarda yerini almıştır. İçlerinden birisi de “Sarıkamış Harekâtı”dır. 

Neticesi, milletimiz namına acılı olması hasebiyle yüreklerimizde silinmemecesine yer etmiştir. Her ne kadar plan ve amaç çok önemli olsa da netice itibariyle yüreklerimizde derin acılara yol açan ve Türk tarihi boyunca yaşanan az sayıdaki başarısız askerî harekâtlardan birisi olarak kayda geçmiştir. 

Sarıkamış Harekâtı başarısız da olsa bizimdir ve gerçekten yaşanmış en kederli olaylardan biridir. Evvela, bu harekâtta görev alan, ister şehit ister gazi olsun tüm asker ve komutanların ruhları şad olsun. Ecdadımız olan her bir kalp, hep aynı gaye için çarpıyordu. Bu nedenle konuşmamız esnasında duygusallığa da yer olacağı gibi bazen objektif olarak olaya doğru pencereden de bakmak gerekliliğine inanıyorum. O hâlde, öncelikle o döneme bir göz atarak başlayalım…

***

Yayılmacı bir politika izleyen Panslavizm fikri dönemin güçlü devletlerinden Rusya’yı yönetimsel olarak ele geçirmiş ve istilacı politikaları Anadolu’muz ile çakışmıştır. Rus yayılmacılığı herkesin malumu, aynı şekilde o dönemki amaçlarından birisi sıcak denizlere inme gayeleri zaten bilinmektedir. Günümüzde bile devam eden bu anlayışları eskisi kadar bizi karşı karşıya getirmemekte ama bunun sebebinin amaçlarından vazgeçmeleri olduğuna inanmıyorum. Uzun vadeli çıkarlarında ve günümüzde yaşadıkları savaşta duruşumuz, politikamızın bize sağladığı avantaj nedeniyle olduğuna inanıyorum. O dönem ordularının yolları vatanımıza düştü. Çünkü güneye inmek için tek engel Osmanlı İmparatorluğu’ydu ve Boğazlar bizim kontrolümüzdeydi. 1877-78 yani 93 Harbi’nde elde edemedikleri avantajı istiyorlardı. Geçerli bahaneleri de vardı, bu nedenle ordularımız 1914 yılının Aralık ayında, Anadolu’nun doğusunda karşı karşıya geldi.

1914 yılından yani I. Cihan Harbi’nden çok önce, Sultan II. Abdülhamid Han’ın öngördüğü, keşke o dönemde tahtta olabilseydim dediği, Enver ve Talat Paşaların “Hünkârım affedin, sizleri anlayamadık!” dedikleri bir dönem vardı. Osmanlı İmparatorluğu 18. ve 19. yüzyıllarda ziyadesiyle gerileme yaşamış ve ekonomik olmak üzere birçok alanda gelişen toplumların gerisinde kalmıştı. Sultan II. Abdülhamid Han’ın tahta çıktığı yıllarda malumunuz Mithat Paşa’nın en büyük olma arzusu ve darbe yapmış ama henüz ordu üzerinde tam hâkimiyet sağlayamamış komuta kademesinin giriştiği tarihe 93 Harbi olarak geçen savaş yaşanmıştı. Rusların Yeşilköy’e kadar gelmeleriyle hatta Edirne Selimiye Camii’nin yani Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan ve Japonların “Bu kul yapısı değil!” diyerek övdükleri o kutsal mabedin çinilerinin bazılarını götürdükleri savaş, “Ayastefanos Anlaşması’yla bitmişti. Osmanlı İmparatorluğu bu savaşın ekonomik ve askerî bedelini yıllarca ödedi. İşte tam bu dönemlerde tahta çıkan II. Abdülhamid Han, devletin bekasını denge politikasıyla korumuş ve büyük devletlerin birbirine düşmesini bekleyerek geçirmiştir. Nitekim cihan harbi başladığında Osmanlı İmparatorluğu bu fırsatı kullanamamıştır. Çünkü yine işin içine ihtiraslar ve “Ben”lik kavramı girmiştir. Oysa tarihte kahraman olmak için yola çıkmak başkadır, görevini hakkıyla yaparak kahraman olmak bambaşkadır.

Osmanlı İmparatorluğu herkesçe kabul edildiği üzere İttihat ve Terakki pervanesine girdikten sonra 10 yıl gibi kısa sürede dağılmıştır. Zaten son iki üç asırda kendini yenileyememiş olan devlet, modern çağa ayak uyduramadığı için başkalarınca “Hasta Adam” olarak görülmekteydi. Bu girdaptan çıkmanın yolu, cihan harbinde doğru tarafta yer almaktı. O günkü idarecilerin tercihlerini sorgulamak bana düşmez, buna ne haddim ne yetkim vardır. Olaylara o günün penceresinden bakamadığımız sürece kişileri tenkit etmek doğru değildir. Lakin sonuçlar üzerinden yola çıkıldığında elbette fikir beyanı haktır. Kaldı ki, devlet adamlarının yanlış yapma hakları yoktur. Bir devlet adamı hata yaparsa bedelini millet öder. Bu nedenle, yanlış kararların sonuçları hepimizin ortak bedelidir. Ve eğer bedel ödenmişse fikir beyanı da haktır.

“Sarıkamış Harekâtı” yanlış bir askerî operasyon değildir. Mutlak suretle yapılması gereken bir harekâttır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, yanlış tarafta yer alarak yapılan hatayı bir nebze olsun düzeltebilecek ve başarılı olunsaydı sonuçları bugünü dahi olumlu yönde etkileyecek önemli bir operasyondur. Öyleyse yanlış olan nedir?

Tarihte defalarca örneği olan bir mesele vardır: Çok askerinizin olması, bir savaşı kazanmak için yeterli değildir. Doğru taktik, yeterli imkân, büyük bir askerî disiplin ve inanç, başarılı olabilmek için şarttır.

Enver Paşa, taktik hata yapmamıştır, hiçbirinin inancından da şüphem yoktur. Sorun, yeterli imkânların olmayışı ve komuta kademesinde disiplin konusunda esnemedir. Bölgedeki 10. Kolordu Komutanı’nın ana harekât planından sapması, kendi hatıratında da kabul ettiği üzere büyük bir felaketle sonuçlandı. Tabii ki Sarıkamış Harekâtı, yalnızca 10. Kolordu’ya bağlı tümenlerin Allahuekber dağlarında felaket yaşamasıyla başarısızlığa uğramadı. Yani oradaki harekâta 9. ve 11. Kolordular da dâhildi, planda 10. Kolordu’nun yaşadığı felaket gecikmelere neden oldu.

Bir diğer yandan, imkânlar konusunda yetersizlikler en büyük problemimizdi. Mevsimin en soğuk zamanında Erzurum-Kars bölgesinde kışlık kıyafet yetersizliği büyük bir sorundur. Kahraman Mehmetçiğimiz elbette emirden geri durmamıştır lakin onların donarak şehit olması, vatanın salahiyeti için büyük tehlikeye sebebiyet oluşturmuştur. Güney bölgelerindeki askerlerimizin doğuya kaydırılması askerî bir karardır lakin onların ihtiyaçlarının temin edilmemesi Başkomutanın sorumluluğudur. Zaten bu harekâtta Enver Paşa’ya atfedilen sorumluluğun bana göre en büyük sebebi budur. Binlerce kahramanımızın donarak şehit düşmesi Kolordu komutasının sorumluluğu sayılabilir. Kim bilir, Mehmetçiğin yeterli imkânı olsaydı belki de o kadar şehit verilmeyecekti. Ancak harekât başarılı olur muydu? Bunu bilmemize maalesef imkân yoktur.

Kıymetli okurlarım… Bundan 112 yıl önce, 1914’te Doğu ve Kafkasya sathında kaybedilen toprakların geri alınması, Turan ülküsüne ulaşılması ve Rus ordularını mağlup ederek hem cihan harbinin gidişatını etkilemek hem de Osmanlı İmparatorluğu’nu savunma ve çekilme durumundan kurtarmak maksadıyla planlanan “Sarıkamış Harekâtı” askerî olarak başarıya ulaşamamıştır. Yazımın başında da bahsettiğim üzere, darbe yapmış ordunun komuta kademesi genel kanı olarak savaş kazanamaz derler. Bunun birçok sebebi olabilir. Lakin bu harekâttan sonra orduda da bazı değişiklikler yapılmış ve bildiğiniz üzere o günlerde Yarbay olan Mustafa Kemal, aktif sahada görev almıştır. O görevi sırasında Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği üstün askerî başarısı milletin geleceğine katkısı zaten malumunuzdur.

Harekâtın başarısızlıkla sonuçlanmasında rolü olan komuta kademesinin suçlanması, Allahuekber dağlarında donarak şehit olan Mehmetçiklerimizi geri getirmeyecektir. Başarılı olunsaydı bugün onların risk alarak yaptıkları bu harekât planının ne büyük kahramanlık olduğundan bahsedecektik. Öyleyse tarihsel meselelerde evvelce de belirttiğim üzere erken ve peşin kanaate varmak, kesin hüküm vermek ve suçlu aramak bana doğru gelmemektedir. Gerisi teferruat olan askerî konunun yeterince irdelendiği, olayın her yönüyle ele alındığını zaten biliyoruz. O dağlarda şehit olan askerlerimiz ordumuzun tamamı değildi lakin yaşanan gecikme ve büyük kayıp Rus ordusunu durdurmak için yapılan planı bozmuş diğer birliklerin kabiliyetini kısıtlamıştır. Yapılan harekât planları bir bütünün içindeki parçalardan oluşur. Bu parçalardan birinin dahi eksik kalması o bütünde eksik bırakacağından nihayete olumlu şekilde ulaşılamayacaktır. Eksiklik böylesi bir sahada yaşanıyorsa ve karşınızda büyük bir güç varsa o zaman işler daha da karmaşık hâle geliyor. Bazen bir savaş çok basit sebeplerden kaybedilebilir veya kazanılabilir. Stratejik adımlar, planlar veya savaş esnasında gelişen durumu iyi okuyup ona göre yerinde müdahaleler olumsuz giden bir savaşı lehinize çevirebilir. Tüm bunlar yıllarca uzmanları tarafından incelendiğinden ve tez hâlinde yayınlandığından üzerinde daha fazla durmayacağım.

Rabbim, her birinin şahadetini kabul eylesin ve onları, bizlere de şefaatçi kılsın. Her birine rahmet diliyorum, ruhları şad olsun…