Siyasî yanlışlar fondötenle kapanmaz

Şu muhakkak ki, Türkiye’de muhalefet Meclis manzarasından bakılınca rezalet boyutta. Ancak bu, 31 Mart’tan sonra da böyle gidecek demek değil. Bu sürecin hızını belirleyecek olansa AK Parti. Daha da net söylersek, Recep Tayyip Erdoğan!

YILLAR önce doğrudan siyâsî bir oluşum içinde yer alan biri olarak, şu cümleyle karşılaştığımda üzülürdüm: “Sağ oylar sizin yüzünüzden bölünüyor.”

Daha evvel Türkiye’de Sağ ile Sol’a dair mülâhazalarımı kaleme almış, Türkiye için literatür bakımından Sağ ile Sol kavramlarının anlamsızlığından bahsetmiştim.

Yanında bulunduğum liderin siyaset anlayışını dinimin lâzım gördüğü ilkelere uyduğu için kabul etmiştim. Elbette bunda bütün pay babamındır. Ancak dünden bugüne pek çok baba ile oğulun aynı siyâsî düşünceye sahip olmadığı düşünüldüğünde babamızın bize işlediği imza, hâlâ mühürlüdür.

Türkiye’de siyaset o yıllarda da kirliliğiyle gösteriliyordu. Biz ise siyasetin temiz bir kurum olup, suçlanması gerekenin siyaset değil siyasetle ilgilenenlerin ahlâkî tavırları olduğundan bahsediyorduk. Yani mesele, toplumsal ahlâk meselesiydi.

Aynı yıllarda Türkiye siyâsî krizi olağanüstü bir şekilde yaşıyordu. Üzerine bir de peş peşe gelen 1999 Depremleri gerçekleşince Türkiye’nin henüz göremediği ekonomik kriz patlak verdi.

Ekonomik kriz üzerine Türkiye’de kitlesel bir “yeni parti, yeni lider” arayışı gündeme gelmişti. Bizi Sağ oyları bölmekle suçlayanlar, “Recep Tayyip Erdoğan hapisten çıksa da bir parti kursa” diyorlardı. Yani bizi Sağ oyları bölmekle suçlayanlar, oyların bölünmesini istiyorlardı konunun matematiğinden uzak bir derinlikle.

Fakat AK Parti kuruldu, oylar bölünmedi, bir partiye kanalize oldu. İşte bu, Prof. Dr. Orhan Yalçın hocamızın sürekli tekrar ettiği üzere Klasik Fizik düşüncesine aykırıdır ve Kuantumun toplumsal delillerindendir. Ve yine Orhan Hoca’nın deyimiyle, sosyoloji biliminin boşluğunu da gösterir. 

Bana göre Türkiye’de toplumsal anlamda büyük bir kitle, adına “Sağ” dediği zemini kastederken denemediklerini kendi düşünce sistematiğine oturtamıyordu. Yakıştıramadığından değil, uyduramadığından. Şöyle anlatabilirim bunu: Bir elbise alacaksınız, belli bir bütçeniz var. Ürün fiyatlarının düşük olduğu mağazadan eminsiniz ve bu yüzden oradan alışveriş yapıyorsunuz. Hâlbuki ürün fiyatını bilmeyip de pahalı olduğunu düşündüğünüz mağaza da bütçenize uygundu, siz gözünüzde abartmıştınız.

AK Parti’yi kuranlar siyasette yeni değillerdi fakat yenilik düşüncesinin iktidar olduğu düşünüldü. Halkın düşüncesiyse ekonomik krizden kurtulmaktı. Bu anlamda AK Parti, istediğini vereceğini taahhüt etmişti. Ne 90’lar aklındaydı halkın, ne 80’ler. Öyle ya, AK Parti de bunun emarelerini vermişti. Lider Recep Tayyip Erdoğan da gömlek hikâyesiyle bunu izah etmişti.

Derdim o günleri hatırlatmak değil, devam edeyim…

AK Parti iktidarı dönemini aslında “AK Parti iktidarları” şeklinde başlıklandırmak daha doğru olur. Zira 2003-2007, 2007-2011, 2011-2013, 2013-2017 ve 2017 sonrasını, lideri aynı olsa da farklı biçimlerde okumamız gerekiyor.

Ortada olan şu ki, 21 yıllık bu iktidar sürecinde Türkiye’de siyaset çok enteresan bir şekillenmeye girdi. Daha önce Sağ’ı bölmekle suçlayanlar AK Parti’nin kurulmasını Sağ’ı bölmek olarak yorumlamazlarken, onlar veya onların yerine gelenler, bugünkü AK Parti iktidarına eleştiri getirerek yeni siyâsî partiler kuranları yine aynı suçlamayla, oyları bölmekle itham ediyorlar.

Türkiye’de neden siyaset yapmak isteyenler siyaset yapmakla suçlanıyorlar, anlamıyorum.

Bugün İstanbul ve Ankara’nın CHP ve iş birlikçilerinden kurtulmasını isteyen ama AK Parti’nin gösterdiği adayı benimseyemeyenler, “Mecbur, vereceğiz” diyerek sandığa gideceklerini söylüyorlar. Bu, çokça tenkit ettiğimiz CHP ve seçmeninin yaklaşımıdır, öyle değil mi?

Yerel seçimler, partilerin yanlış yapamayacakları seçimlerdir aslında. Zira yerel seçimde, bir ilin, ilçenin, kasabanın, mahallenin yerlisi olup orayı en iyi tanıyan ve en iyi hizmeti vereceğine inanılan kişiler yarışır ve içlerinden biri seçilir.

Seçim Kanunu konusundaki eleştirilerimi bu fakiri okuyanlar bilir; TBMM’ye vekil seçtiğimiz genel seçimler, parti yöneticilerinin halka dayattıkları kişilerin vekil olarak sözde seçildikleri süreçlerdir.

Yerel seçimlerse adayın şahsiyetiyle öne çıkar… İdi… Yani yerel seçimler daha parti yönetimlerinden azâde geçerdi. Ancak AK Parti ile gitgide yerel seçimler de bu pozisyona düştü. Ve maalesef AK Parti, bu noktada da CHP’nin yaklaşımıyla aynı yaklaşıma paralize oldu.

CHP, kazanacağı garanti yerlerde yönetimin kafa yapısına göre adaylar gösterir, kimin nereyi ne kadar tanıdığı, ne kadar hizmet ürettiği önemsiz kalırdı. Bakınız İzmir ve Ankara Çankaya’daki önceki başkanlara ve bugünkü adaylara…

Bunu artık AK Parti de yapıyor. E AK Parti bunu yapıyor, AK Parti’yi mevcut siyasetiyle eleştirenler eski AK Partili veya başka bir partiye mensup birini yerel plânda filanca il veya ilçeye uygun aday olarak gösterdiklerinde biz nedense AK Parti’yi eleştirmek yerine o isimleri aday gösteren partiyi eleştiriyoruz. Bu nasıl oluyor, neden oluyor?

Doğrusu bu da Klasik Fizik düşüncesini terse yatıran bir durum. Bu ahlâkî değil.

Ahlâkî olmayan şey, elbette bir partiden aday gösterilmeyince hemen başka bir partiyle flört etmektir. Tamam. Fakat yerel seçim deyince AK Parti’nin yönettiği seçim süreçlerini 31 Mart’tan sonra masaya yatırmamız şart.

31 Mart 2024 sonrasında AK Parti, Olağan Kongre’ye gidecek. Söz konusu kongrenin nasıl şekilleneceğine dair pek çok fikrim var. Şimdilik bende kalsın. Ancak durum şuna benzeyecekse, AK Parti bugünden kimliğini ve varlığını sorgulamalıdır, izah edeyim…

Ankara’da Altındağ Belediye Başkanı Asım Balcı, Mamak’tan aday gösterildi. Balcı Altındağ’da başarısız mıydı? Başarılıysa işleri neden yarıda kaldı? Başarısızsa neden Mamak’a aday gösterildi? Veysel Tiryaki başarısız idiyse neden Yenimahalle’den aday yapılmıştı da seçilemeyince çeşitli bakan yardımcılıklarında dolaştırılıp yeniden Altındağ’a aday yapıldı? Yoksa bakan yardımcısı yapıldığı bakanlıklarda mı başarısızdı? Başarısız idiyse neden farklı farklı bakanlıklarda yardımcı yapıldı?

Vali, kaymakam gibi yerel mülkî idare amirleri merkezden tayin edilerek şehrin koordinasyonuna müdâhil edilirler. Peki, belediye başkanlarını bir oraya bir buraya tayin usulü aday göstermenin amacı nedir?

AK Parti şunu öğrenmeli: Başka partiler AK Parti’nin oylarını bölme tehdidi taşımıyor, AK Parti yönetimi yanlış yönetme biçimiyle oylarını kendi kendine bölüyor.

Şu muhakkak ki, Türkiye’de muhalefet Meclis manzarasından bakılınca rezalet boyutta. Ancak bu, 31 Mart’tan sonra da böyle gidecek demek değil. Bu sürecin hızını belirleyecek olansa AK Parti. Daha da net söylersek, Recep Tayyip Erdoğan!