NE “onursuzluğu” kaldı, ne “haysiyetsizliği”… İkisi de aynı kapıya çıkıyor gerçi. “Utanmaz”, “arlanmaz” layık gördükleri en kabul edilebilir sıfatlar. Okumuş, aydın, naif insanlar sonuçta.
Kibarlıklarından olsa gerek kimileri de “mendebur” filan diyor.
Çoluk çocuğu ile tehdit edenleri mi ararsınız, yoksa silahla vurma isteği ile yanıp tutuşanları mı?
Elektrik direğine asma fikri de seçenekler arasında, zira asma konusunda geçmişlerinden tevarüs eden sıra dışı genetik kodları var. İş, adam asma olunca ellerine kimse su dökemez.
Yüzüne tüküreceklermiş, alnını karışlayacaklarmış. İnsan içine çıkamayacak hâle getireceklermiş.
Otomatik kapıya sıkıştıracaklarmış, ekmek mushafla çarpacaklarmış, tek ayak üstünde bekleteceklermiş, İstiklal Marşı’nı tersten söyleteceklermiş, Mozart’ın 8. Senfonisini dinleteceklermiş…
Kimin için söylüyorlar bütün bunları? Kılıçdaroğlu için…
Kim söylüyor? CHP seçmeni, CHP tabanı…
Niye peki? Kılıçdaroğlu savcıya gidip “Durun, biz kardeşiz. O kurultay tertemiz geçti, bana katakulli yapmadılar. Bunu da nereden çıkardınız canım? Bu dosyayı kapatın…”demediği için.
Usulsüzlüklerin, maddî-manevî rüşvetlerin havalarda uçuştuğu, Ankara’nın pavyonlarında dolarlarla delege satın alındığı, alavere dalaverelerle koltuğun el değiştirdiği CHP Kurultayı hakkında sessizliğini koruduğu için…
Kurultayda yaşanan bütün bu rezillikler -her nasılsa- partinin tabanının kahir ekseriyetinde problem teşkil etmiyor, kabul görüyor. Lakin Kılıçdaroğlu’nun savcıya gidip yalan beyanda bulunmaması ya da sessiz kalması çok büyük problem.
İşte bu böyle bir kitle zaman zaman bize ahlak dersi de vermeye kalkıyor. Bu kadar da özgüven sahibiler işte.
Eee, ne oldu da bu hâle geldiniz siz birader?
Hani dedenizdi o sizin? “Pirom, Pirom” diye deli divane oluyordunuz?
Türkiye’yi kurtaracaktı dedeniz, demokrasi filan getirecekti memlekete. Nefes alacaktık hep beraber.
Her şey çok güzel olacaktı. Herkesi ne de güzel kucaklıyordu, toplumun tüm kesimlerini nasıl da bir araya getirmişti.
Pamucuk elleri ile nasıl da ponçik ponçik kalp işareti filan yapıyordu mitinglerinde. Unuttunuz mu?
Hatta o kalp işareti emojisini sosyal medya paylaşımlarınızın sonuna mutlaka ekliyordunuz.
Ne oldu sahi kuzum? Öküz mü öldü?
Kaç yıllık profesyonel Kılıçdaroğlu eleştiricisi olarak, ben dahi bu kadar ileri gitmemiştim. Bir tek hakaret kelimesi dahi kullanmışlığım vaki değildir Pironuz hakkında. “Kemalciğim”den öte bir istihza yahut tahkir kelimesi aklımdan bile geçmedi.
Peki size tersten şöyle bir soru sorsam okumuş, aydın, ultra-laik abiler, ablalar: Onursuz, haysiyetsiz, mendebur, vurulması yahut direğe asılması caiz, yüzüne tükürülesi, alnı karışlanası bir adayın mı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı olarak seçilmesini istemiştiniz?
Böyle bir aday için mi seçim sathı mahallinde bir taraflarınızı yırttınız, ölüp ölüp dirildiniz?
Türkiye Cumhuriyeti’ni, bu sıfatları layık gördüğünüz bir adama mı teslim edecektiniz az kalsın? Ki az da kalmıştı fark.
O vakit bize hem özür hem de teşekkür borcunuz var Yılmaz Özdil’in imza günü kuyruğunda sabırla bekleyen laik teyze, her gün bir doz Uğur Dündar almadan tansiyonu yerine gelmeyen aydınlanış amca, elindeki Sözcü gazetesi ile çarşı pazar caka satarak dolaşan Kemalist dede, Babala TV’de çanak sorulara Piro’nun verdiği cevapları ellerini patlatırcasına alkışlayan zıp zıp tayfa...
Sizi ve bu güzelim ülkeyi ne büyük bir felaketten kurtarmışız, görüyor musunuz? Yatın kalkın, bize dua edin şekerim. Bu kıyağımızı da unutmayın, mahallede arkadaşlarınıza anlatın.
Ekmek için Ekmeleddin’i un ufak ettiniz, hafızanızdan bile sildiniz…
Muharrem İnce’yi defe koyup çaldınız, kaset kumpası ile kafasını kopardınız…
Kılıçdaroğlu’nun ayak oyunları ile altından koltuğunu çektiniz, yüzüne tükürdünüz, alnını karışladınız…
Evet, bunların hepsini siz yaptınız, kendiniz, “AKP” değil. CHP teşkilatları, CHP tabanı…
Sırada kim var kuzum? Tanrıların istediği yeni kurban kim?
Kalınız sağlıcakla efendim.



