Sinop’un balıkları, Ankara’nın alıkları

Daha neredeyse bir yıldan uzunca bir yoldan göstere göstere ve gümbür gümbür gelen İstanbul Kongresi (hatta şaibeli kurultay) ile ilgili muhtemel yargı kararları hakkında alternatifli planlar üretemeyen ve denizden yeni çıkmış Sinop balığına dönen Özgür Özel, neredeyse her sabah bir yenisi ile karşılaştığımız ve sınandığımız bölgesel ve küresel meseleler konusunda Türkiye’ye rota belirleyecek, çözümler ve stratejiler üretecek, iyi mi!?

“YOK artık, o kadar da değil” demiştim ekran görüntüsünü ilk gördüğümde. SZC TV’nin “KC” dedikleri alt yazısında “Çelik Kubbe milleti mi yandaşı mı koruyacak?” yazıyordu zira.


Bir “AKP’li trol” tarafından komiklik olsun diye üretilmiş bir fotoşop sanmıştım önce. Sonrasında merak ettim, araştırdım ki durum ciddiymiş, vallahi bunu tartışmışlar SZC TV’de. Vay arkadaş, ne menem bir imtihan bu bizimkisi!?


Tartışanlardan ikisinin isminin başında da “Prof. Dr.” yazıyor. Diğer konuk ise Sözcü “gastesi” Yazarı Deniz Zevzek, pardon Zeyrek.


Bir kere bu saçma tartışmanın içine girmezden evvel direkt gözüme batan subliminal mesaj konusunda dikkat çekmek isterim. SCZ TV’ye göre biz “yandaşlar” milletten sayılmıyoruz. Ya milletsinizdir ya da yandaş. 


Yani milletin bir parçası olabilmeniz için asla ve kat’a “yandaş” olmamanız gerekiyor. Ve yani milletimizin yarısından biraz fazlası aslında milletten sayılmıyor SCZ TV kafasına göre. Kafa kafa değil, fayton feneri mübarek.


Sonra da bu kafa, ağzını büze büze “AKP milleti kutuplaştırıyor” demiyor mu? O ağıza fırıncı küreği ile vurasım geliyor işte. Zaten akıl ve ruh sağlığı açısından bu boş kafayla mümkünse aynı kutupta bulunmamak gerek. Onların kutuplaştırmasına ihtiyaç bile duymadan derhal daha steril bir ortama geçmekte fayda var.


Bu boş kafa, Rusya’dan S-400’ler alındığında da “S-400’ler Saray’ı korumak için alındı”dememiş miydi?


Çelik Kubbe, savunma sanayimizdeki inkişafın taçlandırılmış hâlidir. Yedi katmanlı olarak tasarlanmış Çelik Kubbe, ülkemize yönelik muhtemel bir tehdidi kilometrelerce öteden algılayıp bertaraf etmek üzere, yerli ve millî imkânlarla geliştirilmiş bir sistemler sistemidir.


Sistemin nasıl çalıştığını bir örnekle modelleyeyim siz değerli okurlar için.


Meselâ Yunanistan’dan ülkemize doğru bir füze fırlatıldı diyelim. Sistem hemen bunu algılıyor, füzenin nereye düşeceğini tespit ediyor. Şayet füze bir “yandaşa” doğru gidiyorsa, kırmızı alarm lambaları yanıyor ve sistem tarafından derhal imha ediliyor. 


Yok, o füze ultra-laik, aydın, hiper-Kemalist bir hedefe doğru gidiyorsa da o zaman yeşil “problem yok” lambaları yanıyor ve “millete” giden bu füzenin imha edilmesine gerek duyulmuyor. “Bırakın gitsin” tuşuna basılıyor.


Çelik Kubbe sistemi, kimin “yandaş” kimin “millet” olduğu bilgisini de Millî İstihbarat Teşkilatı’ndan aldığı verilere göre belirliyor.


Sistemin temel amacı ise ülkedeki laik ve muhalif nüfusu düşürerek, AKP iktidarının devam etmesini sağlamak.


Komik mi? Eee, ultra-laik, süper-aydın SCZ TV izleyicisi gülmüyor ama. Hatta buna ciddi ciddi inanıyorlar bile. Profesör doktoru böyle olan kitlenin, normal vatandaşı nelere inanmaz ki?


Konuyla ilgili sosyal medyadaki mesajlara da biraz baktım, merak işte. Bir ablamız “Çelik Kubbe’nin altında AKP’lilerle bir arada bulunmaktansa, o kubbenin altında olmamayı tercih ederim” bile demiş. Çelik Kubbe’yi fanus gibi yahut Yıldız Savaşları’ndaki gerektiğinde kalkıp tehdit geçince inen fiziksel bir kalkan sanıyor haspam.


Sizi tutan yok bacım. O kubbe halihazırda devrede. Sizi dışına alalım lütfen. Zaten kubbenin altı yeterince havasız.

***


Malumunuzdur, bu hava savunma sisteminin roket testleri Sinop’ta yapılıyor. Ve Özgür Özel’den edindiğimiz bilgilere göre bu durumdan Sinop’un balıkları rahatsızlarmış. Strese giriyorlarmış, yuvalarını terk ediyorlarmış.


Bir de Sinop’a giden turistlerin başlarının üzerinden sürekli füzeler uçuyormuş. Turistler şehirde başlarını eğerek ya da koruyucu kasklar ile dolaşmak durumunda kalıyorlarmış. Sizin de başınızın üzerinden Tayfun füzesi geçecek olsa, siz de aynısını yaparsınız.


Bu durum da Sinop’un balıkçılığına ve turizmine zarar veriyormuş. Bu testler başka bir yerde yapılamaz mıymış? Bu arada yanlış da anlaşılmasınmış, Özgürcüğüm savunma sanayimize karşı değilmiş.


Bu konuyu da biraz araştırayım dedim, elimize yapışacak değil ya. İsminin açıklanmasını istemeyen Sinop’taki bir dostum, geçen gün sahilde dolaşırken iki lüferin arasında geçen bir konuşmaya şahit olmuş. Diyalog şöyle gerçekleşmiş:


-Dün yine roket attılar. Çok strese girdim.


-Kim attı?


-Neyi?


-Bu arada yuvanın bu ayki kirasını yatırmamışsın?


-Ne kadardı?


-Ne, ne kadardı?


Edindiğim bilgilere göre, İzmir Körfezi’nde ölen balıklar da aslında stres yüzünden Sinop’tan İzmir’e göç eden balıklarmış. Ölüm nedenleri de -haşa- denizdeki kirlilik değil, vatan hasreti yüzündenmiş.


“Millet” ve balıklar bu kadar sıkıntı içindeyken, yetkililer çıkmış Sinop’ta balıkçılığın beş kat büyüdüğünden bahsediyor. Size kim inanır kardeşim? Külahıma anlatın siz...


Sinop’taki balıklarımız böylesine stres problemi yaşarken, Erdoğan da gitmiş Pekin’de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün toplantısına katılmış, ülke liderleri ile bölgesel ve küresel problemler hakkında görüşmelerde bulunuyor. İnsan ne diyeceğini bilemiyor vallahi.

***


Böyle işte dostlar. Bu kafalar da bizim imtihanımız. Daha Özgürcüğümün “Büyük Taarruz” emri verip biz “yandaşları” yenip, denize döküp, ülkeyi ve “milleti” kâbustan kurtarma planlarından bahsetmedim bile.


Kafa bu, zihniyet bu, seviye bu…


Daha neredeyse bir yıldan uzunca bir yoldan göstere göstere ve gümbür gümbür gelen İstanbul Kongresi (hatta şaibeli kurultay) ile ilgili muhtemel yargı kararları hakkında alternatifli planlar üretemeyen ve denizden yeni çıkmış Sinop balığına dönen Özgür Özel, neredeyse her sabah bir yenisi ile karşılaştığımız ve sınandığımız bölgesel ve küresel meseleler konusunda Türkiye’ye rota belirleyecek, çözümler ve stratejiler üretecek, iyi mi!?


Buna Sinop’un balıkları bile güler, Kadir bile inanmaz.


Kalınız sağlıcakla efendim.