Sinek olup karanlığa mı, arı olup aydınlığa mı uçmalı?

Biz, inandığımız dâvâya koşarak gideriz. Koşarak gidemezsek yürüyerek gideriz. Yürüyerek gidemezsek sürünerek gideriz.

TÜRKİYE Yüzyılı başladı. O zaman şunu ifade edelim: Yarını inşâ ederken, kimse bu uğurda çekilen çileleri unutmamalı; zira unutan bilmeli ki, bu dualı yolculuk için açılan bütün ellere ihanet etmiş olur.

Biz, inandığımız dâvâya koşarak gideriz. Koşarak gidemezsek yürüyerek gideriz. Yürüyerek gidemezsek sürünerek gideriz. Ya siz?

“Nereden geldiğini bilmezsen, geleceğe yürüyemezsin”. Türkiye Yüzyılı’nın başladığı bugünlerde, geleceği inşâ ederken bu sözü asla ve asla unutmamak gerekir. Unutursak, büyük bir yanlışın içine düşeriz. Tarihimize ve geleceğimize karşı büyük bir samimiyetsizlik içerisinde oluruz.

Bugünlere gelişte çile var, ıstırap var, dua var, adanmışlık var, mücadele var, samimiyet var, gözyaşı var, toprağa düşmüş binlerce şehidin kanı var, millî bağımsızlığımızın mücadelesini vermiş kahramanlarımızın adları, emekleri var.

Öyle ya, onların mücadelesinde iman, ihlâs ve samimiyet vardı. Kimi zaman farklı düşüncelerde karşıya gelseler de söz konusu “vatan” olduğunda asla tereddüt etmemek vardı. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözü, tarihe not düşülmüş bir sözdü. O nedenle mücadele hayatında kadrolar bugünlere sadece kendi emek ve çabalarının sonucu olarak gelindiğini düşünmek gibi bir ihanet içine düşmemelidirler. Kimse dün çekilen çilelerini unutmamalıdır.

Tarih öyle kolay yazılmıyor. Kanla, ruhla, imanla, duanın gücü ile yazılıyor tarih. İşte o duanın gücü, bu aziz milletin semaya açtığı elleridir.

Hazreti Ömer’in oğlu şöyle anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (sav) ile birlikte namaz kılıyorduk. Halktan biri, ‘Allah-u Ekber kebira. Velhamdü lillahi kesira. Subhanallahi bükreten ve esila’ (Büyüklerin Büyüğü yalnız Allah’tır. O’na hamdımız çoktur. O bütün eksikliklerden münezzehtir) dedi. Resûlullah, ‘Bu sözleri söyleyen kimdir?’ deyince, o kişi ‘Ben, Ey Allah’ın Resûlü’ dedi. Resûlullah, ‘Bu sözler çok hoşuma gitti. Biliyor musunuz, bu sözler için sema kapıları açıldı’ buyurdu.”
İşte gerçek olan da budur! Şüphesiz her yeni gün, bugünden daha iyi olacak ve İslâm’ın nuru dünyaya hâkim olacaktır. O nedenle erdemli insan olmak şart. Erdem, insana her alanda fayda getirecek ilkeler bütünüdür. Bu açıdan bakınca, aşağıda kısa başlıklarla hatırlatmaya çalıştığımız konular üzerinde topyekûn çalışma vakti gelmiştir.

Önce iyi bir aile olmak gerek. Aile, toplumun olmazsa olmazı, millî bütünlüğünün ilk halkası. Bir aileye ait olmak; temel duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak, paylaşmak, kendimizi güvende hissetmek, gelişmek ve tamamlanmak için gereklidir. Sevgi, saygı ve önemseme, bir ailenin oluşumunda temel şartlar.

Hak, hukuk ve adaletten geçilemez. Adalet, “davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak” demek. Kur’ân-ı Kerim’de ve hadislerde genellikle “düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık” gibi anlamlarda kullanılmıştır. İnsana en zor gelen şey, haksızlığa karşı anlayışlı davranmak ve sıkıntılara karşı sabretmektir. Bunu başarabilmeliyiz.

Millî bürokrasiye gelecek olursak… Millî bürokrasi, millî devlet anlayışının varlık temelidir. Çünkü devlet düzeninin saat gibi işlemesinin, hak ve hukuk içerisinde yol almasının temeli, insan merkezli yapıdır. İşte o yapının temel taşı, “millî bürokrasi” anlayışıdır. Ahlâk, maneviyat, liyakat ve sadakat sahibi ve hedefe inanmış kadrolar ile yürümek bir zorunluluktur. İnsanoğlunun gerektiğinde beyninin içi “kozmik oda” misâlidir. İnsan, taşıyabileceği kadar sır sahibi olmalı. Kötülük yapmak için başkasına ait sırrı ifşa edeni dinlememeli. İslâmiyet’in en iyi tebliği böyle yapılır. Müslüman olduğunu söyleyip de sözünde durmayan, yaptığı anlaşmalara uymayan kimse, İslâmiyet’in aleyhinde çalışıyor demektir. Böyle birinin Allah katında ve Müslümanlar arasında hiçbir değeri yoktur. Söz, sorumluluğu getirir. Söz, millî bürokrasinin de olmazsa olmazıdır.

Peki, millî savunma, millî devlet? Bu içten bağlılık, körü körüne olan değil, aksine akıl ve duygularla beraber gelen bağlılıktır. Onun için öyle kolay kolay elde edemezsiniz. Elde etseniz de bırakması, sadakatten dönmesi kolay olmaz. Gerçekten kendini insan olarak gören ve değerlerine sahip çıkanlar sadakat sahibi insanlardır. Sadakatini kaybetmiş, daha ileri boyutta ihanete giden insanlar, hem toplum nezdinde alt bir sınıfa yerleşir, hem de kıyamet gününde azaptan korkmalıdırlar. Kültürümüz, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olduğunu söyler. Bu anlamda, gösterilen çaba ve fedakârlığı unutmayan yöneticiye sadakatle hizmet edilir. Bu anlayış, ekip ruhunun oluşmasını kolaylaştırır.

Günümüzün en tehlikeli argümanı sosyal medya zilletidir. Millî devlet, millî bürokrasi, millî savunma, millî eğitim, millî gençlik, millî görüş ve millî istikamet gibi kavramlara karşı kullanılan ve kullanılmaya devam edeceği belli olan silah, “sosyal medya” denen illet ve zillettir argümanıdır. Sosyal medya çılgınlığını dizginleyecek bir hayatın tesisi için tüm tedbirlerin alınması, bu devletin başlıca görevidir.

Eğitim müfredatının Amerikan eğitim sisteminden kurtarılması, yerli ve millî bir modelin inşâsı şarttır. Türk-İslâm kültürü anlayışına haiz kadrolarla kültür hayatımızın ihya edilmesi, “turizm” adı altında sadece fuhşiyatın methedildiği bir alandan kurtarılması gereklidir. Aliya İzzetbegoviç’in çok güzel bir sözü var bu anlamda: “İdare etmek değil, idare edilmek için eğitilen kuşaklar, İslâm’ın   ilerlemesini sağlayamazlar.” Bu konu bu kadar açıktır!

Arılarla sinekleri ağzı açık bir şişeye koymuşlar. Şişenin taban tarafını ışığa, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştirmişler. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru ilerlemişse de şişenin tabanı kapalı olduğundan dışarı çıkmayı başaramamışlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına doğru doluşmuş ve dışarı çıkıp karanlıkta kaybolmuşlar. Karanlık tarafta bulunan şişenin açık ağzına doğru tek bir arı bile gitmemiş ve camın önünde, ışığa doğru çabalamaya devam etmişler. Bu kıssadan hissemizi almalıyız. Öyle ya, insanın aklına arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza anıt gibi dikilen bir yaşam tarzı çıkıyor. Zira Einstein’e göre arılar olmasa insan yaşamı 4 yıl sonra son bulur. Arı nerede, hangi çiçek ile besleneceğini bilen, yüzlerce kovan arasında kendi kovanını bulabilen ve o kovanın yüzlerce peteği arasından kendininkine yumurtlamayı hiç şaşırmadan uygulayabilen olağanüstü bir canlıyken nasıl olur da şişenin ağzını bulup çıkamaz, değil mi?
Kuşkusuz ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacak, fakat onlar bu engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyecek, bu uğurda gerektiğinde ölmeyi göze alabileceklerdir.
Sinekler ise karanlığa doğru sıvışan kaçaklardır. Onlar hiç umursamadan karanlığa doğru giden sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak ve bencil varlıklardır. Onlar için sadece kendi yaşamları değerlidir. Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Değerlerin bir önemi yoktur. Hâlbuki arıyı kovalamak isterseniz kaçmaz, sizinle savaşır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür.
Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler terk ettikleri yere. Mikrop taşıyan ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.

Arılar yumurtalarını yalnız kovanlarına bırakırlar. Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Çöplüklerde, tuvaletlerde, bataklıklarda… Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile önemi yoktur. Şimdi sorulacak soru şudur: Sinek olup karanlığa mı, arı olup aydınlığa mı uçmalı?
Engellere rağmen ışığa yürüyenlere, ışığa ulaşmak için çabalayanlara, insanca değerler yaratma adına mücadele edenlere ve ışık saçanlara selâm olsun!

Öyleyse tekrar edelim: Biz, inandığımız dâvâya koşarak gideriz. Koşarak gidemezsek yürüyerek gideriz. Yürüyerek gidemezsek sürünerek gideriz.

Üstad Necip Fazıl der ki, “Biz, bize gerici diyenlere ancak

‘Deh!’ demek için gerideyiz”. İnandığımız yolda Devletimizin de, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın da ölümüne yanındayız. Zira biz bu milletin ta kendisiyiz!

Ne mutlu çıkarsız, menfaatsiz, hesapsız Tayyip Erdoğan’ın istikametinde yürüyenlere! Allah, varlığını Devletimizin başından eksik etmesin. (Âmin.)