Sığınak ne demek?

İran’daki meydanlar gösteriyor ki halk kenetlenmiş durumda. Rejime karşı olan muhalifler bile ülkesini savunur hâle gelmiş. İran’ın bütün şehirlerinde durum aynı. Meydanlar dolup taşıyor. Bombalar yağarken, kimsenin yüzünde korkuya rastlamak mümkün değil.

BİR kavgada ilk yumruğu kimin attığı önemlidir. Aynı şekilde, bir savaşta ilk kurşunu, ilk bombayı, ilk füzeyi… 


Tramp itiraf ediyor: “İran kontrolden çıkmıştı. Biz vurmasaydık, onlar bizi vuracaktı.” 


Şair burada demek istiyor ki, ilk vuran biziz. Saldıran taraf ABD ve İsrail, savunan taraf İran. 

*


Topraklarında ABD üssü olan Körfez ülkeleri de İran’ın hedefinde ancak sadece üsler risk altında. O ülkelerin tamamı değil. 

Her hâlükârda Basra Körfezi savaş alanına döndü. 


Yahya Kemal rüzgârı bugünlerde Körfez’den eserse ne olur? Herhâlde şöyle olur: 


“Körfez’deki dalgın suya baksan, göremezsin/ Geçmiş gecelerden biri bile yok derinde/ Bombalar, füzeler ve senin en aksi hâlin/ Velhasıl o rüya durmuyor yerli yerinde…” 

*


Bölgeyle tarih boyunca yakından ilgilenen Rusya, bu dönemde Ukrayna ile meşgul. Orada yıllardır ciddi bir “operasyon” yürütüyor. O yüzden İran’la yakından ilgilenemiyor. 


Putin’in açıklaması anlamlıydı: “İran 2500 yıllık devlet. Amerika’nın tarihi ise henüz 250 yıllık. Yüz yıl sonra ne olacak bakalım.”


Dediği doğru fakat teknik bir ayrıntıya dikkat çekmek gerek. Yüz yıl sonra biz bakamayız ama o gün hayatta olanlar görecektir. 

*


Tramp “Dünyanın en iyi ordusuna sahibiz” sözünü bugüne kadar belki milyon defa söyledi. 


Çok inanmış görünüyor ama bu söylediği doğru görünen yanlış bilgi. 

Amerikan ordusu en güçlü olabilir, en iyi değil. Fakat ona göre ikisi aynı anlama sahip. Kırk gün düşünse, “güçlü” ile “iyi” ayrımını yapamaz. 

*


Savaşın ilk günlerinde Kuveyt’te üç ABD savaş uçağı düşmüştü. Kim vurduya gitmek üzereyken, dost ateşiyle düşürüldüğü açıklandı. Meğer uçakları Kuveyt “yanlışlıkla” vurmuş. 


Uçaklar düştü ama pilotlar fırlatma koltuğuyla kurtuldu ve paraşütle yere indi. Bir köylünün, elindeki sopayla Amerikalı pilota diz çöktürdüğü görüntü, bütün dünyada ilgiyle karşılandı. 


O fotoğraf, bize 15 Temmuz’u hatırlattı. Darbecilerin kullandığı savaş uçaklarına terlik fırlatan, levye sallayan vatandaşlarımızı bu vesile ile yad ettik. 


“Elbet yakıtın bitecek… Kurşunların tükenecek… O zaman ne yapacaksın?” diye bağıran kahramanlarımızı da hayır dua ile andık. 

*


Savaş o kadar şiddetli ki karşılıklı atılan füzeler, bombalar havada çarpışıyor. 


Öbür tarafta ise psikolojik savaş devam ediyor. Peş peşe yapılan açıklamalar da birbirini çürütme yarışında. 


Moral üstünlük önemli tabii. 


“Kimse lider olmak istemiyor çünkü hemen ölüyorlar.” 


Bir hatalı tespit daha. 


Bu söz Tramp’a ait. 


İran’ı kastediyor. 


Hâlbuki İran’da lider olmaktan çekinen bir kişiye bile rastlanmaz. 

ABD’nin İran halkı hakkındaki hesapları da ters yapılmış. 


Sandılar ki büyük ateş karşısında Tramp ile Netanyahu’nun istediği çizgiye gelirler. Ne de olsa can tatlıdır. 


İran’daki meydanlar gösteriyor ki halk kenetlenmiş durumda. Rejime karşı olan muhalifler bile ülkesini savunur hâle gelmiş. 


İran’ın bütün şehirlerinde durum aynı. Meydanlar dolup taşıyor. 

Bombalar yağarken, kimsenin yüzünde korkuya rastlamak mümkün değil. 

*


İsrail’de ise sürekli siren sesleri duyuluyor. Sirenler çalınca, herkes işini gücünü bırakıp en yakındaki sığınağa koşuyor. Yediği yemeği bile yarıda bırakmak İsrail’de bir mecburiyet. 


Bazıları koşmayı kendine yakıştıramadığı için hızlı adımlarla yürüyerek saklanmaya gidiyor. 


İran halkına sığınak sorulunca gülerek cevap veriyorlar: “Sığınak da ne demek? Biz ölümden korkmayız. Şehit olmak isteriz.”


1 numaralı hedef olan Hamaney bile sığınağa gitmeyi reddetti. Halkıyla aynı kaderi paylaşmak istedi ve o yüzden vuruldu.