GÖREVE geldikten sonra Tramp’ın ilk görüştüğü devlet başkanı Netanyahu oldu. Tencere yuvarlanmadan kapağını buldu. Bir de yuvarlanırlarsa, Yunus Emre’nin dediği gibi, ne hoş olur gümbürtüsü…
Tramp, İsrail’e aşktan öte tutkun, aşktan öte bağlı. (Baydın’ın İsrail’e yaptığı her yardımı noksan görüyordu.)
Buluştular, görüştüler, sarılıştılar.
İltifatlar, jestler, mimikler gırla gitti.
Neto Amerikan bayrağını temsil eden kırmızı kravat takmıştı. Tramp’ın kravatı da İsrail bayrağının renklerindeydi. Mavi mavi.
ABD başkanı öyle sözler söyledi ki salonda bulunan bütün muhabirleri, canlı yayında dinleyen herkesi şaşkınlığa düşürdü.
Tramp konuştukça Neto’nun yüzünde güller açtı. (Gül yakışmadı, “kıpkızıl ateşler” diyelim, daha münasip olsun.)
Neto konuşunca da Tramp zevkten dört köşe oldu.
İkinci görüşeceği devlet liderinin kim olacağı hiç mühim değil.
*
O buluşma merakla bekleniyordu. Neler söyleyecekleri herkesin ilgisini çekmekteydi. Çünkü çok kritik günler içindeyiz.
Tramp konuştu, biz de her sözüne münasip şekilde cevap verdik.
“Filistinliler Gazze’de yaşamamalı.”
Tam tersine, orada sadece Gazzeliler yaşamalı. Gazze’ye Gazzelilerden başkası uygun değil.
“Onları Mısır’a ve Ürdün’e göndereceğiz.”
Siz istediğiniz kadar göndermek isteyin. Onlar hiçbir yere gitmez.
“Gazze’yi devralacağız.”
Devremülk mü lan orası?!?!
“Gazze’nin sahibi biz olacağız.”
Buna üç kelimelik cevap yaraşır: Olamayacaksınız. Olamayacaksınız. Olamayacaksınız.
“Oraya yeni binalar yapacağız.”
Yapamayın inşallah. İş makinelerinizin tekeri patlasın. Dozerlerin bıçağı kırılsın. Kepçelerin hidroliği boşalsın. İşçilerin eli tutmasın. Ustalarınız bütün bildiklerini unutsun. Mimarlarınızın kalemi kırılsın. Mühendislerinizin hesap makineleri bozulsun, bilgisayarları gümlesin. Kamyonlarınızın damperi üst geçitlere, köprülere takılsın. Böyle bir niyeti kimseden utanmadan, çekinmeden dile getiren dilin kurusun. Derdini anlatmak için dönemesin. Sadece “Lo lo lo” desin.
“Harita üzerinde bakınca İsrail çok küçük görünüyor. Büyümesi lâzım.”
Hiç de küçük değil. Fazlasıyla büyük. Her gün büyüyor. Büyümesi değil, hızla küçülmesi gerekir. Hatta tamamen yok olması. Oradaki Yahudiler, en iyisi Grönland’a gitsinler.
“Yeni baştan inşa edeceğimiz Gazze’de dünya insanları yaşayacak.”
Gazzeliler uzaydan gelen insanlar değil ya. Onlar da hepimiz gibi bu dünyanın insanları. Hem de dünyanın en yiğit, en kahraman insanları. Hiç kimse o toprakları onlar kadar hak etmedi, edemez, edemeyecek. Etmesin de zaten.
Aldı sazı Neto… Keyfine göre çaldı, söyledi.
Görelim Tramp’a ne söyledi?
“Siz İsrail’in tarihte Beyaz Saray’ın sahip olduğu en büyük dostusunuz.”
Keller yağırlar, birbirini ağırlar.
(Burada bir açıklama iyi olur.
“Körler sağırlar” şeklinde söyleyenler de var ama bildiğimiz aslı bu şekildedir ve anlamı şöyledir:
Kötü nitelikte olan kişi grupları için söylenmiş olan bu atasözümüz, nankörlükler, riyakârlıklar, hırsızlık, yalan konuşma, ırz düşmanlıkları, fesatlık gibi konularda insanların yüz karalısı durumunu yaşayan kişiler, bunları yapan ve yaşayan diğer kişilerle oldukça iyi anlaşırlar.
O halde “yağır” ne demek, ona da bakalım:
Sırt, arka, iki kürek arası. Atın omuzları arasındaki yer. Çoğunlukla bu yerde eyer ve semerin açtığı yara.
Bu sebeple çok kirli, elle tutulamayacak ölçüde pis şeyler için “Yağır gibi olmuş” denir. Neto ile Tramp misali.)



