Şeytanın apartmanı

Anlamsız, bağlamsız, ihtiyaçla ilişkisiz, doğayı zorlayan bir hayat kutsanacak ateizmle. Ortaya “şeytanın apartmanı” çıkacak. Dört katlı bir apartman olacak bu; tanrısız insan, devletsiz vatandaş, cinsiyetsiz toplum ve geçmişsiz gelecek. Peki, insanlığın apartmanı ne durumda?

DÜNYAYA bir meteor çarpması ve yeryüzünde bir canlı neslinin yok oluşu gibi, iki yüz yıl önce de insanlığın dünya görüşüne ve zihin dünyasına bir “ateizm meteoru” çarptı. Ve böylece zihin dünyamızda birçok “canlı değer” öldü.

Ateizm şimdi ikinci milenyum yılında, hatta “Ateizm Yüzyılı” ilânında bulunuyor.

Ateizm, dört temel akidesini çok daha baskın ve yaygın bir etki alanı içinde hâkim kılma plânı içinde: “Tanrısız insan”, “vatandaşsız devlet”, “cinsiyetsiz toplum” ve “geçmişsiz gelecek”…

Ateizm, “bilimsel” şeklindeki etiketi kullanarak kuluçka beşiği olarak “bilim” alanını tercih ediyor. Ancak beslenme kaynağı ve gıda bakımından kendine “dijital dünya” zeminini belirlemiş durumda. Ayrıca yüksek teknolojiyi yani bilişim teknolojisini ısrarla “tanrısız insan” tasviri için etkinleştirmenin peşinde. Dolayısıyla ateizm, “tanrısız insan” fikrini sadece “Tanrı yok” çıktısıyla sonuçlandırmıyor ve bunun yanında “Evrenin sahibi insandır, istediği gibi evrenle oynar” atağında bulunuyor.

Peki, “tanrılı insan” inancı bu saldırılara karşı ne yapıyor? Hiç!

Tanrılı insan inancı, ateizmi “bireysel tercih” sanıyor. Oysa ateizm, aynı zamanda “dinin anlattığı tanrı” inancını da yok etmek için çaba sarf ediyor. Çünkü ateizmin kendi tarihi boyunca gerçekleştiremediği bir hayâli var: Ateizmin toplumunu inşâ etmek…

Fakat ateizmin toplumunu inşâ etme hayâlini hiçbir zaman gerçekleştiremedi bu düşünce. Elbette bunun sebeplerini ayrıca konuşmak lâzım. Ancak ateizm, kendi toplumunu inşâ edemediğinden, kendine “kurnazca” bir alan açarak, “Ateizm aslında tanrısızlık değildir. Tanrının varlığı bilinemez” şeklinde bir “ara form” oluşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla bir “Sessiz Tanrı” veya “Herkesin tanrısı kendine” şeklindeki altlıkları oluşturmak istiyor. Temel hedefi de “Tanrı seslenmez” zeminini inşâ etmek. Dolayısıyla “sorumluluk” ilkesini esnetmek ve hatta bunu bir “oyun hamuru” formuna çevirmek istiyor.

Eğer bunu başarırsa ilk yapacağı hamle, ikinci aşamaya geçmek. Yani “vatandaş-devlet ilişkisinin modelini ortadan kaldırmak”, “vatandaşsız devlet” teorisini yaymak ve bireylere “Ben dünya vatandaşıyım” zokasını yutturmak.

Böylelikle her birey savunmasız kalacak ve tüm bireyler “ateizmin üyesi” kılınacak. Elbette her bir birey, bir ateist azınlığın elinde oyuncak hâline gelecek böylece.

Birey, kendince “ateizmin çıldırtıcı özgürlük” üyesi olunca, sadece evrenle ve canlıyla oynamayacak, kendi bedeniyle de oynamaya başlayacak. Özellikle “cinsiyetsiz insan” tarifiyle önce kadın ve erkek tanımı üzerinde oynayacak ve bunu “çıldırtan hazlar” eşiğinden başlayarak yürütecek ve finale ulaşacak: “Geçmişsiz gelecek” kurgusu… Yani “Şimdi yaşa! Yaşadıktan sonra her şeyi geride bırak ve yeni bir şey yaşa!” kurgusu… Dolayısıyla “hafıza yitimi” süreci, ateizmin adeta yakıtı olacak, hep “Şimdi var!” denilecek.

Anlamsız, bağlamsız, ihtiyaçla ilişkisiz, doğayı zorlayan bir hayat kutsanacak ateizmle. Ortaya “şeytanın apartmanı” çıkacak. Dört katlı bir apartman olacak bu; tanrısız insan, devletsiz vatandaş, cinsiyetsiz toplum ve geçmişsiz gelecek.

Peki, insanlığın apartmanı ne durumda? Tutturmuş “Kentsel dönüşüm istiyorum” kampanyasını. Oysa ateizmin “evini başına yıktığı” hiç kimseye şeytanın apartmanından daire vermek dışında bir plânı yok!

Demek ki neymiş, şeytanın önümüzdeki yüzyıl plânı, kendi apartmanını yaymakmış. Türkiye Yüzyılı bir de bu cepheden ele alınmak ve çalışılmak durumunda. Yani ontolojik krize giren insanlık için mücadele vermek icap eder. Yani “Tanrılı insan, devletli vatandaş, cinsiyetli toplum ve geçmişli gelecek” için…