ADAM Prof. Dr. imiş, nereden bileyim, gençten biri sandım.
Çok kıymetli bir kardeşim, okuduğu yazıyı dikkat çekici bulduğundan bana da gönderdi. Bugünlerde bütün dünyanın ilgilendiği konuda yazılmış ciddi bir yazı.
Yazının giriş kısmında şöyle bir ifadeye rastlayınca, dikkatim başka yöne kaydı: İslâmcıların çok sevdiği tabirle “münferit…”
Yazarı tanımadığım için, genç birinin kaleminden çıktığını düşünmemin sebebi de bu cümleydi.
Meğer adam profesör doktormuş, iyi mi? İlgim yazının konusundan çıktı, bu cümleye ve bilhassa “münferit”e takıldı.
Hoca, münferit kelimesinin belli bir kesim tarafından sevildiğini tespit etmiş. O kesim de hiç hoşlanmadığı tiplermiş anladığımız kadarıyla. (1)
Tespit etmekle kalmamış, o keşfini yazısının arasına sıkıştırıvermiş. Böylece o önemli ayrıntıyı cümle âleme açık hâle getirmiş.
İlahi Hoca… Sadece münferit mi? İslâmcı olsun olmasın bütün Müslümanlar Ferit’leri sever. Bu iddialı oldu. Belki arada sevmedikleri vardır fakat şunlar kesin sevilenler listesinde:
Üzgün Ferit, Düzgün Ferit, Süzgün Ferit. Bunlar hep münferit’in ekibi.
Ayrıca başka kelimeler de var. Fakat bizim Hoca bu mu’lu mü’lü kelimelerden pek hoşlanmıyor gibi. O cümleden başka o kadar fazla mu ve mü ile başlayan kelime var ki… Saymakla başa çıkılmaz.
Kelimelere savaş açmak, kategorize etmek akıllıca bir iş değildir. Diller birbiriyle kelime alışverişinde bulunur. Alırlar, verirler. Bir anlamda ticaret sayılır. Türkçe’nin Yunanca, Bulgarca, Rusça ile nasıl bir kelime alışverişi içinde olduğunu bilmeyen varsa, iki üç dakika içinde hepsini öğrenebilir. Binlerce kelime alışverişi söz konusudur.
Altı asırlık koca bir devlet ve içinde yetmiş iki buçuk millet olunca, dil ilişkileri alır başını gider. Fakat bizim bu sol kafalı arkadaşlar(2) özellikle Türkçe’nin Arapça ve Farsça ile olan ilişkisine kafayı takmışlardır. Bu sözümüzü ispatlayacak milyonlarca örnek bulmak mümkün. O hüküm cümlesinden, kendisinin sevmediğini anlayabiliriz. Yine de yazısında kullanmış nedense.
Yazısına bakınca pek çok Arapça kelimenin yanında Farsça ve Batı dillerinden gelme kelimeleri de görebiliyoruz. Üstelik mu’lu ve mü’lü olan bile var. İşte kullandığı kelimeler:
“Mücadele, mümkün, münasebet, muhbir, muhalif” başta olmak üzere Arapça kökenliler:
“Dikkat, hayat, zan(netmek), hayal, sermaye, sebep, lain, tecavüz, haber, katliam, istihbarat, ihlal, maddi, taraf, fark, şekil, âlâ, şey, hak, iktidar, ihtiyaç, silah, nihayet, kabul, ceset, merkez, vicdan, şeyh, malikane, taraf, akıl, ihtimal, zapturapt, red(detmek), hareket, halk, itiraz, zafer, hiza, tarih, asker, harem, herif, hücre, mesele, icat, rıza, imalat, ticaret, kitap, cevher…”
Bunlar da Farsça: “Derhal, terazi, biçare, saray, zengin, sermaye.”
Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Latince, İbranice kökenli olanlar da şunlar: “İdeoloji, liberal, emperyalizm, baron, anarşi, network, fonksiyon, kariyer, kapitalist, sosyalist, otorite, anarko, grotesk, koro, idol, Siyonist, kolektif, entelektüel, liberter, fotoğraf.”
Dahası şu ki Hoca’nın kendi adı da Türkçe değil.(3)
Mu ve mü ile başlayan kelimelerden hoşlanmama eğilimi, yıllar önce eğilimden öteye bile geçmişti. Fakat yıllar içinde ateşi biraz düştü. Dillerin kültürel etkileşimle, dinî sebeplerle alışveriş içinde olabileceği biraz fark edildi. Yine de görüyoruz ki dünyanın içindeki lavlar gibi bazılarının içinde ateş hâlâ sönmemiş.
O zaman sevdiğimiz mu ve mü ile başlayan kelimelerin hiç değilse yarısına yakın kısmını kaydedelim. Buyursunlar:
Muaccel, Muadil, Muaf, Muallim, Muamelat, Muamma, Muammer, Muaraza, Muarız, Muasır, Muavin, Muayene, Muayyen, Muazzam, Mubah, Mucit, Mucize, Mudi, Mufassal, Mugalata, Mugayir, Muğlak, Muhabbet, Muhabere, Muhabir, Muhacir, Muhafaza, Muhafız…
Muhakeme, Muhakkak, Muhalefet, Muhallebi, Muhammen, Muhannet, Muharebe, Muharrif, Muharrip, Muharrik, Muharrir, Muhasara, Muhasebe, Muhatap, Muhatara, Muhayyel, Muhayyer, Muhayyile, Muhbir, Muhip, Muhit, Muhlis, Muhrip, Muhsin, Muhtaç, Muhtar, Muhtasar, Muhtelif…
Muhtemel, Muhterem, Muhteris, Muhteşem, Muhteva, Muhtıra, Mukabele, Mukaddem, Mukadder, Mukaddes, Mukaddim, Mukallit, Mukarnas, Mukavele, Mukavemet, Mukavim, Mukavva, Mukayese, Muktezi, Munis, Muntazam…
Murakabe, Murat, Murtaza, Musa, Musaddık, Musafaha, Musandıra, Musevi, Mushaf, Musıki, Muska, Musluk, Mustafa, Mustarip, Muştu, Mutaassıp, Mutabık, Mutasavvıf, Muteber, Mutedil, Mutemet, Mutena, Muttaki…
Mutfak, Mutlak, Mutmain, Mutrib, Muttaki, Muttasıl, Muvafakat, Muvaffakiyet, Muvahhit, Muvakkat, Muvakkit, Muvazaa, Muvazene, Muvazzaf, Muzaffer, Muzır, Muzip…
Mübadele, Mübah, Mübalağa, Mübarek, Mübaşir, Mücahit, Mücavir, Mücella, Mücellit, Mücerret, Mücessem, Mücevher, Mücrim, Mücteba, Müçtehit, Müdafaa, Müdahale, Müdahil, Müdana, Müdavim, Müddet, Müderris, Müdrik, Müdür, Müebbet, Müeddep, Müellif…
Müesses, Müessif, Müeyyide, Müezzin, Müessir, Müfettiş, Müflis, Müfredat, Müfreze, Müftehir, Müfteri, Müftü, Mühendis, Mühimmat, Mühlet, Mühtedi, Mühür, Müjde, Müjgan, Mükafat, Mükaleme, Mükellef…
Mükemmel, Mükerrem, Müktesep, Müktesebat, Mülahaza, Mülakat, Mülaki, Mülhem, Mülki, Mültefit, Mümbit, Mümessil, Mümeyyiz, Mümin, Mümkün, Mümtaz, Münacat, Münadi, Münafık, Münakaşa…
Münasebet, Münasip, Münavebe, Mündemiç, Münderecat, Müneccim, Münekkit, Münevver, Münezzeh, Münhasır, Münir, Münker, Münkir, Münzevi, Müphem, Müptela, Müptezel, Mürai, Müreffeh…
Mürekkep, Mürettebat, Mürettip, Mürit, Mürsel, Mürşit, Mürteci, Mürtet, Mürur, Mürüvvet, Müsademe, Müsait, Müsamaha, Müseccel, Müsekkin, Müsellim, Müselsel, Müsemma, Müskirat, Müslim, Müslüman, Müspet, Müsrif, Müstafi, Müstağni, Müstahak, Müstahdem…
Müstahkem, Müstakbel, Müstakil, Müstakim, Müstamel, Müstear, Müstebit, Müstecap, Müstefit, Müstehab, Müstehcen, Müstehzi, Müstekbir, Müstekreh, Müstemleke, Müsterih, Müstesna, Müsteşar, Müsteşrik, Müstevli, Müstezat, Müsvedde, Müşahede, Müşahhas…
Müşahit, Müşavere, Müşavir, Müşerref, Müşfik, Müşkül, Müştemilat, Müşterek, Müşteri, Mütalaa, Mütareke, Mütecaviz, Mütefekkir, Müteferrik, Mütegallip, Mütehassır, Mütehassıs, Mütehassis, Müteharrik, Mütehayyil, Mütekabil…
Mütekamil, Mütekebbir, Mütekerrir, Mütemadiyen, Mütemmim, Mütenahi, Mütenasip, Mütereddit, Müteselli, Müteselsil, Müteşabih, Müteşebbis, Müteşekkil, Müteşekkir, Mütevazı, Mütevazi, Müteveffa, Müvezzi, Müyesser, Müzahir, Müzakere, Müzayede, Müzekkere, Müzevir, Müzeyyen, Müzmin…
Bitmedi fakat bu kadar yetsin. Bilinmelidir ki sevgimiz karşılıksız değildir. Biz bu kelimeleri severiz, onlar da bizi sever.(4)
***
Notlar:
(1) Başka yazılarını da merak ettim ve bazılarını bulup okudum. Hoşlanmadığına dair kanaatimin ne kadar yerinde olduğunu gördüm. (1/a) Bir yazısında şöyle diyordu:
(Filanca kişinin) birden fazla yazısında kullandığı bir benzetme var: “Siyasal İslamcılar Cumhuriyet’i ölü ele geçirdiler.” Dramatik bir saptama, ama dramatik olması doğruluğunu azaltmıyor ya da sulandırmıyor. 1923’te kurulan (dilerseniz “Birinci”) Cumhuriyeti katletme işinin faili kesinlikle dinci gericiliktir.
(1/a) Hoşlanmamak ne ki? Bir kaşık suda boğacak da ya kaşık bulamamış veya sular kesilmiş. (Büyük şehirlerde yaşanan su sıkıntısının can kurtarıcı olabileceği ve bizi boğulmaktan kurtaracağı kimin aklına gelirdi?)
(2) Nereden arkadaş oluyorsa… Kötü laflar etmemek için “arkadaş” demeyi seçtik.
(3) Bu konuda karar kendinin değil, ana babasınındır; bu yüzden onu eleştiremeyiz.
(4) Bu vesile ile biz de dipnotlu bir yazı yazmış olduk. Üstelik dipnota bile dipnot eklemek gerekti. Ne bahtiyarlık!



