Sessiz emanetlerimiz

Her gün insan kalabilmeyi dert edinmek, misafir olduğumuz bu dünyaya verebileceğimiz en kıymetli hediyedir. Bu nedenle “Değer mi?” diye sorgulamadan, küçük de olsa yanı başımızda bizi bekleyen iyilik etme fırsatlarını kaçırmamak gerekir. Çünkü kalbi ve ruhu besleyen her bir iyilik, insan kalabilme yolculuğunda bize rehberlik eder.

“İNSAN için en zor olan şey, her gün insan kalmaktır” der bilge yazar Cengiz Aytmatov. Bu sözüyle, insan olarak doğmak ile insan olmak arasındaki önemli farka dikkat çeker ki, o da “İnsan kalabilmek” ama bunu bazı zamanlar değil, “her gün başarabilmektir”. Öyle ki, mutsuzken, çaresizken, öfkeliyken, yalnızken, haklıyken ya da güçlüyken yani şartlardan ve hissedilen duygulardan bağımsız olarak her an insan kalmayı seçmektir.

İnsan kalmak, özünde değerlerle ilişkilendirilebilecek bilinçli bir karardır. Çünkü insan kalabilme seçiminin ana çerçevesini değerler oluşturur. İnsanı insan yapan; sevgi, saygı, sorumluluk, dürüstlük ve hoşgörü gibi unsurlardır. Önemli ölçüde bu gibi değerlerin yönlendirmesiyle tutum ve davranışlar belirlenir ve açığa çıkar. Dolayısıyla gerek sosyal, gerek bireysel hayatta kişinin sorumluluklarının farkında olarak hareket etmesinde değerlerin önemi büyüktür.

Her insan için yaşam yolculuğu benzersiz bir hikâyedir. Kimi zaman mutluluk, iyilik, keyif ve kolaylıkların yazıldığı bu hikâyede kimi zaman engeller, zorluklar ve çözülmesi beklenen problemler bulunur. Ancak her durumda esas olan, insanî çizgide kalmayı başarabilmektir. Ve bu da ancak değerlere sadık kalmakla mümkündür.

Empati kurabilmektir meselâ. Mutlulukta, neşe ve keyifte bile birilerinin yarasını kanatmamaktır. Kanatmamaya özen göstermektir. Sevincini, yaşama dozunu ayarlayabilmektir. Bilirsen ki bir yerlerde bir gülümsemeye hasret niceleri var, onların kalbine ah düşürmemektir.

Meselâ zorluklardan çıkamayacağını düşündüğün zamanlarda sabırla ruhunu sakinleştirmektir. Problemleri çözmeye odaklanmaktır. Öfkeni kontrol etmektir. Nezaketini bozmamaktır. Elini, dilini, gönlünü muhafaza edebilmektir.

Sorumlu davranmaktır diğer bir taraftan. Sorunların nedeni olmaktan kaçınmaya irade göstermektir. Duyarlı olabilmektir sosyal, çevresel ya da insanî sorunlara. Adım atabilmek, rol alabilmek, iz bırakabilmektir. En önemlisi de büyük küçük, canlı cansız, aynı ya da farklı demeden her varlığa saygı duymayı başarabilmektir. Minnet duyabilmek, teşekkür edebilmek, selâm verebilmektir. Ve sevebilmektir en önemlisi; belki de sadece ve sadece bir tek şey için…

“Elif okuduk ötürü/ Bazar eylerlik götürü/ Yaradılanı severiz/ Yaratandan ötürü”[i] diyebilmektir aslında Bizim Yunus’un ifadesiyle. Gönül insanı olabilmek ve kalplere dokunabilmektir. Bu kalp kimsesiz bir cana ait olsa bile… Ki onun Güzel Sahibi incinmesin.

Sokaklardaki canlarımız, bizim sessiz emanetlerimiz. Bazen yanından hızla geçip gittiğimiz, bazen yüzümüze baktığını hissetmediğimiz, bazen güzide varlığının bile farkına varamadığımız, sokağımızdaki, penceremizdeki, kapımızdaki masum gözlerimiz, kısık seslerimiz, umut kuşanmış misafirlerimiz. Yeme içme ihtiyacını gidermek bir yana, hâl hatır sormayı, selâm vermeyi, başını okşamayı ihmâl ettiklerimiz… Oysa Yunusların yolundan giderken onları da görmeye, duymaya ve varlıklarını onurlandırmaya o kadar ihtiyacımız var ki…

İnsan kalabilme yolculuğunda hassas bir kalbin rehberliği esastır. Kalbi yumuşatansa minik dokunuşlardır. Kendimize, çevremize ve özellikle de yaşamı birlikte paylaştığımız canlılara yaptığımız karşılıksız iyiliklerdir. İllâ muhteşem yardım organizasyonlarına dâhil olmak gerekmez. Kalbi yumuşatma adına bir antrenman niteliğindeki küçük küçük yardımlar ve sürekliliğin sağlanabildiği mütevazı başlangıçlar son derece kıymetlidir. Bu noktada özellikle yakın çevremizdeki güzel dostlar için kapı ve pencere önlerine birer kap su ve yiyecek bırakmak, gücümüz ölçüsünde onları sahiplenerek onlara daha iyi yaşam koşulları sunabilmek, barınakları belli aralıklarla da olsa ziyaret etmek, yanımızda onlar için mutlaka yiyecek hazır bir şeyler bulundurabilmek ve onların yiyebileceği türden yemek artıklarını çöpe karıştırmamak, sayılabilecek eylemlerden yalnızca birkaçıdır.

Bunun yanı sıra temiz suya erişimlerini sağlamak, şehir trafiğinde onlar adına da dikkatli olmak, yaşam haklarını gözeterek hareket etmek ve bu farkındalığı geliştirmek gerekir. Diğer taraftan, onların kontrolsüzce çoğalmalarını önleyici tedbirler almak, insanlarla temaslarında ortaya çıkabilecek her türlü durumu öngörerek bu konuda proaktif davranmak ve aşısız olarak sağlıksız koşullarda yaşamlarını sürdürmelerine engel olmak da insan olarak bizim sorumluluk alanımızdadır.

“Yerdekilere merhamet gösterin ki göktekiler de size merhamet etsin”[ii] hadisinden hareketle, bu güzel dostlara karşı şefkatli ve merhametli davranmanın değerini kavramak ise olmazsa olmazdır. Onlar sessiz emanetlerimizdir ve onlara sevgi göstermek, muhtaç olduğumuz ve olacağımız merhametin de belirleyicilerinden biri olarak yer alır. Değil bu canlara şiddet uygulamak, onların aç, susuz ya da barınaksız kalmalarına neden olmak, onları hor görmek dahi sonuçları itibariyle dikkat edilmesi gereken bir husustur. Çünkü yeryüzünde her biri bu ekosistemin önemli bir parçası olan bu canların beslenmesinden korunmasına, üremelerinden barınmalarına, sağlıklarından güvenliklerine kadar birçok konuda insanoğluna sorumluluk yüklenmiştir.

Her gün insan kalabilmeyi dert edinmek, misafir olduğumuz bu dünyaya verebileceğimiz en kıymetli hediyedir. Bu nedenle “Değer mi?” diye sorgulamadan, küçük de olsa yanı başımızda bizi bekleyen iyilik etme fırsatlarını kaçırmamak gerekir. Çünkü kalbi ve ruhu besleyen her bir iyilik, insan kalabilme yolculuğunda bize rehberlik eder.

Kendimiz ve yakın çevremiz haricinde sessiz emanetlerimize de kayıtsız kalmamak bu yolculuğu anlamlı hâle getiren faktörlerin başında gelir. İnsan olarak yazmaya başladığımız defteri insan olarak teslim etmek, bahanelere sığınmadan her canlı için sevgiyi, saygıyı, vefayı, şefkat ve merhameti seçmekle mümkündür.

 



[i] Tatçı, Mustafa (2005). Yunus Emre Divânı ve Risâletün -Nushiyye. İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı.

[ii] Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî el-Mervezî Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, thk. Şu‘ayb el-Arnaût - Âdil Mürşid (Müessesetü’r-Risâle, 1421), 11/33 (No: 6494).