İLMİK ilmik işlenen zaman, evvelden ezele durmaksızın ilerler. Zamana müdahale edilemez ve değiştirilemez lakin zaman içinde yaşananlar değiştirilebilir. Kaderle örülü gelecek zamanda değişiklik, Rabbin inayeti ve kulların gayretiyle olur. İşin içine yaşananlar ve gayret girince doğal olarak sorumluluk hissi insanoğlunun omuzlarına yüklenir.
Yüreğinde inancın gölgesini taşıyan her yürek, savaşa ve kan akmasına razı olamaz. Sebepsiz akan kan, vebaldir. Bu minval üzere yaklaşıldığından ortadaki sorunlar ve süre gelen savaşlar, yaşanan zulümlerin bitmesi için gayret sarf edilmesi aynı zamanda bir görevdir.
Dünden bugüne akan tarih kronolojisinde güç üstünlüğü milletimizdeyken sebepsiz savaşları durdurmak veya durduramıyorsa zulme engel olmak için çaba sarf eden ecdadın mirası bugün yeniden görev olarak önümüzdedir. Endülüs yıkıma uğrarken ordu gönderemeyen Osmanlı, zulme maruz kalmasın diye gönderdiği gemilerle Müslüman ve Yahudi ayrımı yapmadan insanları topraklarımıza getirdi. Zulme uğrayan Müslümanlara yardım etmekte hiç beklemedi. İşte o ecdadın izinden gitmek için son dönemlerde yapılanları takdir etmemek elde değil.
Libya meselesinde gösterilen üstün gayret o ülkede bir kez daha yıkımın yaşanmasına mani olmuş ve Batı’nın Müslüman coğrafyada hükümranlık kurmasına engel olmuştu. Azerbaycan topraklarında otuz yıllık zulmü bitiren ordunun içinde yüreğimizle olmamız, o zulmü bitirmiş ve haklıya hakkını teslim etmişti. Suriye topraklarında kurulmuş zulüm hükümranlığı sebebiyle süren on yıllık savaş, en çok masuma ve mazluma dokunmuştu. O savaşı bitiren ve bugün özgür bir Suriye devleti olarak yükselen sancak, yine bu büyük sorumluluğu taşıyanların ellerinde gönlere çekildi.
Yıllardır süre gelen Rusya-Ukrayna Savaşı malûmunuz. Yıllar sonra çıkıp, bu savaş için harcadığımız bilmem ne kadar doların karşılığını almak için değerli maden ve minerallere el koyuyoruz, diyen Batı zihniyetine karşı, bizi sevmediğini bildiğimiz Ukrayna Devlet Başkanı’na şemsiye açan yine bizdik. Masum coğrafyalara tahıl akışı kesilmesin diye gayret gösteren düşünce İstanbul’da tarafları barış için geçtiğimiz yıllarda masaya çağırmış ve bir temel atmıştı. Her iki devlet lideriyle görüşebilen, sözü geçen lider olarak atfedilen Cumhurbaşkanımız, defalarca barış için girişimlerde bulundu.
Bugünlerde barış için umut ışığının yeniden İstanbul’da yakıldığı ve süren diplomatik çabaların esir takası ile başlayıp topyekûn silahların susturulmasına doğru giden çalışmalar yine elimizle oluşmakta. Dünyanın öbür ucunda ve dünyanın gözü önümde Ukrayna Devlet Başkanı’nı rezil eden ABD Başkanı, “Dostum Erdoğan’ın misafirperverliğine güveniyorum. İstanbul’dan barış kararı çıkacağına inanıyorum” diyerek boşuna övgüler dizmedi. Başaramadıkları barışın sebebini, karşılıklı çıkar çatışmalarıyla kesildiğini ve Ankara’nın bu çıkar çatışmalarına girmeden yalın ve kalıcı bir barış için ortada olduğunu artık sağır sultan bile biliyor.
İstanbul diplomasi çalışmaları henüz bitti, lakin barış ateşi yanmaya devam ediyor. Taraflar bu güzel başlangıcı devam ettirme kararı aldılar. Dilerim bu yazım yayınlandığında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bitmiş, kalıcı barışın sağlanmış olduğu haberlerini okuyor oluruz.
Savaşsız dünya için yalnızca başka yerlerdeki savaşları veya sorunları çözmek için uğraşmıyoruz. Son zamanlarda hayatımıza giren “Terörsüz Türkiye!” sloganı işte hedefine ulaştı. Kırk küsur yıllık terör belası evvela sahada askerî başarıyla, ardından Suriye savaşının bitirilmesiyle ve devam ettirilmesinin kimseye faydasının olmayacağının anlaşılmasıyla başlatılan çalışmalar, geçtiğimiz günlerde örgütün silah bırakıp, kendini feshetmesiyle sonuçlandı. Bugün artık terör gibi bir gündemimiz olmayacağı gibi yarın tüm yurtta bu meselenin bitirilmesiyle birlikte ortaya çıkaracağı ekonomik ve sosyal gelişimi hissedeceğiz.
Kimileri terörün bitirilmesini istemeyebilir. Kimileri, terör sayesinde elde ettiği kazanç kapılarını kaybetmek istemeyebilir lakin biz bu yara ile yaşamak istemiyorduk. Terör yüzünden şehit verdiğimiz binlerce askerimiz, öğretmenimiz, sağlık çalışanımız, masum halkımız elbette boş yere ölmedi. O kahraman erler sayesinde bugün silahlar bırakılıyor. Cudi’de, Gabar’da ve daha nice vatan toprağında geceyi bölen silah sesleri artık yerini umutlu şarkılara bırakacak. Çıkarılan petrol, yapılan turizm ile ekonomik gelişime katkı sağlanacağı bir yana artık anneler evlatlarını askere gönderirken korkulu rüyalar görmeyecek. Bir annenin evladı için yüreğinin yanması tarifsizdir. Elbette şehitlik makamı âlâdır lakin bu dünyadaki anne yüreğinin yanması, kor alevlerin içinde kalmaktan farksızdır. Bunu ancak yaşayan bilebilir.
Yine bugünlerde ortay çıkan Pakistan ve Hindistan arasındaki Keşmir meselesinde silahlar patlamaya başlamıştı. Her kafadan çıkan sesler gündemi yorarken silahların susturulmasında yine gücümüzün göstergeleri sessizce bölgede boy gösterdi. Bir geminin, bir uçağın orada oluşu Hindistan kabinesinde “Türkiye ile karşı karşıya gelemeyiz” ifadesine neden oldu. Demek ki birileri var. Uyumayan, uykusunda bile durmayan birileri var.
Bir tek Gazze’miz kaldı öksüz. Bir tek orada henüz yüzlerini güldüremediğimiz çocuklarımız var. Bir tek Gazze halen kan deryasında ve açlıkla boğuşuyor. Bugün okuduğum haberde Çin’in havadan 1,2 milyar dolarlık yardım gönderdiği video görüntüleri biraz olsun içimizi rahatlattı. Lakin yetersiz, Gazze’miz ölüyor… Betondan harabelerle dolu, hayalet şehre dönüşen diyarda iki milyona yakın kardeşimiz ne yapıyor hayâl dahi edemiyoruz. Bir tek oraya tam olarak uzanamadık veya henüz uzattığımız elimiz zulmü ve soykırımı bitirebilmiş değil. Keşke ile başlayan cümleler kurmak istemiyorum lakin geç kalmaktan, geri dönülemez kavşakları geçmekten korkuyorum.
Silahların patlamadığı, savaşsız bir dünya için gösterilen gayretler takdire şayandır. Görevimiz olduğu kadar vebalimiz de olması ayrıca bir yüktür. Omuzlarımızdaki bu yükü azaltan Devletimiz, el attığı her yerde akan kanın durmasıyla sonuçlandırdığı gelişmeler yüreğimizi kabartıyor. Terör gibi karanlık kuyu olan meselenin gündemden düşmesi hayâl edilemeyecek derecede büyük bir çalışmadır. Bu çalışmada emeği geçen ama örgütün fesih kararını duymadan hayata veda eden Sırrı Süreyya Önder birey olarak belki iyidir, belki kötüdür bilmiyorum, lakin bu uğurda yapılan yolları arşınlarken, şehit düşen askerimizin ve halkımızın kanının akmasına engel olmak amacı gütmesi gönüllerde yer etmiştir. Allah’tan rahmet diliyorum…



