TOPLUMLARIN zaman kronolojisinde kayıtları tutulmuş veya söylenceler halinde günümüze ulaşan bilgilerinde hatırlanan önemli zamanlar vardır.
Toplum ve coğrafya için belirleyici özellikte olan bu dönemler veya olaylar üzerinden asırlar geçse de unutulmaz. Her millet için kendine ait hissettiren, benliğini saran ve yüreğinde hüzün veya coşkuya sebep olan olaylar ardında derin izler bırakmıştır.
Savaşlar, politik kırılmalar, başarılmış önemli olaylar ve milletler için önem arz eden liderler, toplumun kültür ve medeniyetine etki etmiştir. Günümüze ulaşan kayıtlar, medeniyete dair yapılar, yazıtlar, kültüre dair söylenceler, ağıtlar, şarkılar, şiirler hepsi aslında eski bir meselenin günümüze ulaşan tezahürüdür. Çanakkale Savaşları için yazılan “Hey on beşli” türküsü nasıl bir milletin yüreğine hüzün ekiyor ise, Bağdat kapılarında cesaret gösteren “Genç Osman” türküsü o kadar neşe veriyor. Ergenekon Destanı içimizde büyüyen bir çağlayan oluyorken, Moğol İstilası yüreğimizi kanatıyor. Demek ki olayların yaşandığı zamana etkisi yalnızca o dönemde kalmıyor. Kimi olaylar bir süreliğine, kimileri uzun süreliğine, kimileriyse sonsuza dek her daim akıllarda kalıyor.
Üzerinden birkaç bin yıl daha geçse tüm peygamberler, Nuh Tufanı, Allah’ın izni ve kudretiyle ikiye ayrılan Kızıldeniz’de Firavun’un boğulması, İstanbul’un Fethi, Haçlı Seferleri gibi olaylar unutulmayacak. Sultan Abdülhamit Han, Napolyon, Cengiz Han, Mimar Sinan, Piri Reis, Newton gibi isimler de hep hatırlanacak. Aklıma ilk gelenleri yazdım ama bu liste oldukça uzayabilir, sayfalarca olay ve isim eklenebilir.
Dünyamız bugünlerde yine kırılmalar yaşamakta. Savaşlarla başlayan karanlık yakın zamanda bitecek gibi görünmemektedir. Ne kadar devam eder, savaş hangi milletlere nasıl etkiler bırakır, bunu elbette yine zaman gösterecek. Bu savaşların ardından da bugünden yakılan ağıtlar, tutulan kayıtlar ve ileride yazılacak olan şarkılar ve şiirler kim bilir bünyesinde hangi duyguları barındıracak?
Yok, olmanın eşiğinde bir Gazze’miz adeta son çırpınışlarını yaşıyor. Gazzeli annelerin ağıtlarına, feryat ve figanlarına söylenecek söz bulamıyorum. Eğer böyle devam ederse uzak olmayan bir gelecekte Gazze için neler yazılacak, neler söylenecek… Dilerim söylenecek şarkı ve şiirleri, kazanacakları zafer üzerine kurulu acı ve kederden sonra açılan çiçeklerin kokusuyla oynayan çocuklar yazar. Mübarek beldelerde akan kanın, gözyaşının ve karşılığı olmayan ama ödenmeye devam eden ağır bedelin sonu İslâm’ın zaferi, yetimlerin özgürlüğü olmasını diliyorum.
Günümüzde kopan başka fırtınalar da mevcut. Ukrayna-Rusya savaşı bambaşka bir kederin öyküsüyken, İran-İsrail çatışması henüz nasıl biteceğini bilmediğim durumuyla yepyeni bir hüzün türküsüdür. Azılı düşmana mı kızsam, masumların öldürülmesine mi üzülsem, suskun İslâm beldelerinin hâline ağıt mı yaksam bilmiyorum. Lakin savaşların ortasında açan çiçekler hızla solarken, çocuklar da aynı hızla ölüyor.
Neşe ve sevinçle oyun oynaması gereken sevimli çocukların sessiz sedasız bu dünyadan ve acıyla ayrılmalarına hangi dizeler yetebilir? Hangi duygu bir çocuğun yüzünde solan çiçeğin rengini yerine koyabilir?
İşte günümüzün dünyasında ortaya dökülen kültür, böylesi bir yangın yerinden sonra yazılacak. Gelecek kuşaklara acı, keder ve gözyaşından başka bir de yüzleri düşüren, yürekleri burkan, akılları alan zulümleri, sessiz kalmanın verdiği suçluluğumuzu bırakacağız. Şimdi bu duruma hangi duygulu ezgileri katacağız, bilmiyorum. Bir lokma ekmek ve bir yudum su derdine düşmüş annenin gözü önünde ölen çocuğun acısını geleceğe nasıl aktaracağız?
İsimleri asla hatırlanmayacak olan masumların öldürüldüğü coğrafya her gün biraz daha kan ve barut kokusuyla doluyor. Kum fırtınaları yerini artık bomba ve füzelerin tozu gökyüzünü kaplıyor. Karardıkça içlerimiz, dur diyemedikçe zalime sıra bir günden bir güne ülkemize de geliyor. Yine bir Yemen Türküsü, Çanakkale Destanı mı yazacağız? Yoksa ihanet sarmalıyla sarılmış beldemizde evvelden beri süre gelen ve asla unutmadıkları kinlerini kusmaya mı gelecekler?
Her dağın çiçeği kendine özgü, her köyün âdeti bambaşka ve ince ruhlu Anadolu’muz yeniden düşman süngüsü, kin ve nefret çizmesiyle mi tanışacak? Buna meydan vermemek için, yaşanması muhtemel durumlara karşı bir ve beraber olmak zorundayız. Yaklaşan şerrin karşısında, tek başına Fransız Ordusunu durduran Şahin Bey gibi kendinden kat be kat üstün orduyla savaşmaktan geri durmayıp bu toprakları bize yurt yapan Sultan Alparslan gibi olmalıyız.
Yitirilen çocukların, beli bükülmüş yaşlıların, çaresiz kalmış kadınların her biri için ağıtlar yaksak yeterli olmaz. Kimilerinin, üzerinde çiçek açacak mezarı bile yok, lakin umudum var! Bu aziz millet elbette silkelenecek ve kendine gelecektir. Tuzağı basit olan şeytanın çocuklarına gereken cevabı vereceğimize inanıyorum. Tek sorun, bu cevabı verdiğimiz vakit geride kalanlara kederli ağıtlar mı yakacağız yoksa görkemli destanlar ve ihtişamlı zafer türküleri mi yazacağız!?



