KAHRAMANLIK, sanıldığı kadar kolay değildir. Kahramanlık için insan tabiatının uygun olması elzemdir. Kahramanlığın bir tarafı doğuştan sahip olunan özelliklere bağlıdır. Diğer tarafı ise kişinin bilerek, isteyerek, sorumluluklarını idrak ederek, yaptığı sıra dışı eylemlerdir. Bu vasıfların sahipleri kim ne derse desin kahramandır. Bu vasıflara sahip olmayanların propaganda ile reklâm ile hatır gönül ile kahraman yapılması mümkün değildir.
Evet, kahramanlık vasıflarına sahip olmayanlar, kahramanlığın icabı olan sıra dışı eylemleri yapamayanların, öyle gösterildiği sahte kahraman örnekleri vardır. Ancak gerçek kahraman ile sahte kahramanın yan yana gelmesi ya da kıyas edilmesi, asla gerçek kahramanın aleyhine değildir. Sahte paranın gerçek parayı şüpheli hâle getirmesi durumu, kahramanlık hikâyesinde söz konusu değildir. Sahte paranın piyasada dolaştığı zamanda gerçek paraya duyulan güven azalır. Bu yüzden sahte paradan daha çok gerçek para zarar görür.
Siyasî nedenlere bağlı olarak kahraman unvanı verilenlerin, öyle tanıtılanların hikâyelerinin ibretlik ve aynı zamanda doğruya, hayırlı olana, fedakârlığa, tevazuya özendirici olması gerekir. Aksi örneklerin reklâmı ne kadar çok olursa olsun, iğnenin temas ettiği bir balon gibi kısa bir gürültüden başka bir izleri kalmaz.
Son zamanlarda kahramanlık tarifleri yapılırken, “İsrail’e ve ABD’ye karşı savaşmak” gibi ya da “İsrail ve ABD tarafından öldürülmek” gibi şartların öne sürüldüğü hikâyeler bilinmektedir. Bu tarifler esas alındığında İsrail ve ABD yokken dünyada kahramanın da olmadığı gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. İsrail 1948’de, ABD ise 1776’da kurulduğuna göre insanlık bu tarihlerden önce herhangi bir kahraman örneğine rastlamamış demektir. Böyle bir düşünce, insanlık değerine ve insanlık tarihine karşı son derece yersiz ve bedbin bir görüş olur. Üstelik 1776 öncesinde yaşamış olan kahramanlara karşı da tarifsiz bir nankörlük olur.
Eğer meseleyi ABD ve İsrail’in kuruluşundan önce, tarihte muadilleri sayılacak örneklerle açıklayacak olursak, Fravun’un Yahudilere yaptıklarını da değerlendirme dışında tutarak, Kudüs’ten Yahudileri sürgün eden, köleleştiren Babil Kralı Nebukadnezzar’ı ve yine Filistin’den Yahudileri sürgün eden Roma Valisi Cestius Gallus’u insanlığın kahraman örnekleri olarak mı görülecektir? Adı geçenlerin yaptıklarının değerlendirilmesi, dönemlerinin şartlarına göre ele alınmalıdır. Ancak sadece bu işleri nedeniyle kahraman olarak görülmeleri, abartı sınırlarını bile zorlayacaktır.
Bu takdirde, 1490’larda Müslümanlarla birlikte Yahudilerin İspanya’dan tehcir edilmelerinde de kahramanlık örneği bulmak zordur. 20. yüzyılda Yahudilere karşı kitle hâlinde yakma siyasetini güden Adolf Hitlerin de bir kahramanlık örneği diye anılamayacağı açıktır.
Ancak kahramanlık tarifinde esas alınan İsrail’e, Siyonizme ve ABD’ye karşı mücadelede İranlı Kasım Süleymani (Ö. 2020) örnek bir isim olabilir mi? Süleymani daha çok Kudüs Gücü ya da Kudüs Ordusu Komutanı olarak tanınmıştır. Aslında Süleymani, İran istihbaratının dış operasyonlarının idaresini yürütmüştür. Onun en önemli iki eseri ya da operasyonu, Irak ve Suriye iç savaşlarındaki rolüdür. Irak iç savaşının birinci kısmı 2003-2007 yılları arasında ABD işgaline karşı direnişçiler ile işgalci ABD ile birlikte direnişçilere karşı yapılan iç savaşları kapsamaktadır. Bu savaşta Süleymani, işgalci ABD ile birlikte savaşmıştır.

Siyasî nedenlere bağlı olarak kahraman unvanı verilenlerin, öyle tanıtılanların hikâyelerinin ibretlik ve aynı zamanda doğruya, hayırlı olana, fedakârlığa, tevazuya özendirici olması gerekir. Aksi örneklerin reklâmı ne kadar çok olursa olsun, iğnenin temas ettiği bir balon gibi kısa bir gürültüden başka bir izleri kalmaz.
Irak’taki iç savaşın ikinci kısmı ise 2013-2017 arasında Süleymani kendisine bağlı kuvvetlerle ve ABD ile birlikte IŞİD/El-Kaide gibi kendisini Selefi yahut Sünni diye tarif eden hiziplere karşı savaşmıştır. Irak’taki iç savaşların her ikisi de mezhep savaşı özelliğini taşımaktadır. Çünkü ABD işgaliyle birlikte Şii hizipler kendilerini “aktif tarafsız” diye adlandırmış iseler de Felluce gibi yerlerde ABD askerleriyle birlikte işgale karşı direnen Sünni hiziplere karşı savaşmışlardır. Yani savaşın başında iddia ettikleri gibi aktif tarafsız durumda kalmamışlardır.
Irak iç savaşında Şii Hiziplerin işgalci ABD ile birlikte savaşmalarının sonucu olarak Saddam’ın idamını ABD, Mukteda Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu mensupları yaptırmıştır. İdam esnasında tekbir getirip “Yaşasın Mukteda” diye bağırmışlardır. O dönemde Mehdi Ordusu gibi Ammar El-Hekime bağlı Bedir Tugayları da ABD ile birlikte, direniş gruplarına karşı savaşmışlardır. Önce Felluce sonra Musul gibi şehirlerdeki katliamlarında etkili olmuşlardır.
Moğol Hükümdarı Hülagü’yü 1258’de Bağdat’ı işgal etmeye teşvik eden ve Hülagü ile birlikte Bağdat’a giden Nasırüddin Tusi’nin işgaldeki konumu ile 2003’te ABD’nin Irak’ı/Bağdat’ı işgalinde Ayetullah Sistani’nin konumu şaşırtıcı ölçüde benzemektedir. Her iki isim de Şiilik mezhebinin menfaatleri için, işgalcilerin işlerini kolaylaştırmışlardır. Irak’ın yıkılmasını, sayısını kimsenin bilmediği kadar çok miktarda insanın katledilmesini hiç önemsememişlerdir.
Herkes Usame Bin Ladin’i hatırlayacaktır. El-Kaide örgütünün lideriydi. Küresel çapta ABD’ye karşı savaşmıştır. 2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbodtabad şehrinde ABD tarafından düzenlenen bir suikastla öldürülmüştür. Yani hem ABD’ye (dolayısıyla İsrail’e) karşı savaşmış hem de ABD tarafından öldürülmüştür.
DEAŞ’ın kurucusu sayılan Ebu Musab Ez-Zerkavi, Irak’taki birinci iç savaşta ABD ve müttefiki Şii hiziplere karşı savaşmış ve 7 Haziran 2006’da Irak’ta Diyala ilinde Hibhib’te ABD kuvvetleri tarafından öldürülmüştür.
Zerkavi’nin ABD tarafından öldürülmesinden sonra örgütün başına gelen Ebubekir El-Bağdadi, 2006/2019 arasında Irak ve Suriye’de ABD ve müttefiklerine karşı savaşmıştır. 27 Ekim 2019’da ABD kuvvetlerinin düzenlediği bir saldırının sonunda Bağdadi Suriye Barisha’da öldürülmüştür.
ABD/İsrail’e karşı savaşanlar elbette bu üç kişiden ibaret değildir. Bu üç kişi zaten kendi hiziplerinin/ örgütlerinin lideridir. Bunlarla birlikte sayısını kimsenin bilmediği örgüt mensupları ABD/İsrail ve müttefiklerine karşı savaşırlarken öldürülmüşlerdir.
ABD/İsrail’e karşı savaşırken ABD/İsrail tarafından öldürülmüş olmak, kahramanlık hatta şehitlik için bir ölçü sayıldığında (Ladin, Zerkavi, Bağdadi), hem kahraman hem de şehit sayılacaklar mıdır?
Hayır, adı geçenler kahraman ve şehit değillerdir diye kesin bir hüküm verilecekse, o takdirde ABD/İsrail’e karşı adı geçen bu üç kişinin yaptıklarının kırkta birini yapmamış, hatta ABD/Rusya ile ittifak etmiş olan Kasım Süleymani ile Hasan Nasrallah, nasıl kahraman ve şehit sayılacaklardır?
Irak iç savaşının birinci evresinde Süleymani tümüyle Irak’ta ABD kuvvetleriyle birlikte direnişçilere karşı savaşmıştır. Irak iç savaşının ikinci evresinde ise Suriye iç savaşı (20 Mart 2011) başlamıştır. Süleymani zor durumda kalmış, gelişen olaylara ve şartlara göre bazen Irak’ta ABD ile birlikte, bazen de Suriye’de Rusya ile birlikte direnişçilere karşı amansız ve acımasız bir savaş yürütmüştür.
Suriye’de milyondan fazla insan öldürülmüş, Suriye nüfusunun yarısı kadarı Suriye içinde veya dışında göçmen olmak zorunda kalmıştır. Halep, Hama ve Humus gibi şehirler, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin atom bombası attığı Hiroşima ve Nagazaki’nin durumuna benzer şekilde enkaz yığınına çevrilmişlerdir.
ABD, Saddam Hüseyin’i devirmekten dolayı Irak üzerinde hak iddia ederken, İran ve ona bağlı Şii milisler de Irak üzerinde kendi hâkimiyetlerinin olmasını istemelerinin sonunda ABD ve İran’ın Irak üzerindeki siyasî ve askerî rekabetinin ardından Kasım Süleymani ABD tarafından Ocak 2020’de Bağdat’ta öldürülmüştür. Makalenin başlangıcındaki şehitlik tarifine göre Süleymani şehittir, çünkü ABD tarafından öldürülmüştür.
Oysa aynı Süleymani, Suriye iç savaşında Rusya’nın, Irak iç savaşında ise ABD’nin müttefikidir. Türkiye’de bazı çevrelerin çok kullandığı deyimle, Süleymani ABD’nin silah arkadaşıdır. Silah arkadaşları arasındaki rekabetin sonunda öldürülmüştür. İsrail’in kuruluşundan itibaren katlettiği Filistinli ve Suriyeli kadar, Süleymani Suriye Devrimi esnasında katlettiği, tehcir ettiği Filistinli/Suriyeli sayısı daha mı az, daha mı çoktur? Milyondan fazla Suriyeli (ve Suriye’de bulunan Filistinli) Süleymani’ye bağlı çeteler tarafından katledilmiştir. Suriye nüfusunun yaklaşık yarısı (on milyon) tehcir edilmiştir. Sadece ABD tarafından öldürülmüş olmak Süleymani’nin katliamlarını ibra ederse aynı durum neden Ladin, Zerkavi ve Bağdadi için geçerli olmasın?
Lübnan’da Hizbüllah adlı örgütün lideri durumundaki Hasan Nasrallah, 24 Eylül 2024’te Beyrut’ta İsrail tarafından öldürülmüştür. Nasrallah’ın kahramanlık hikâyelerini anlatan yazılar çoğunlukla “… nihayet İsrail tarafından öldürülmüştür” diye bitmektedir. 2006’da İsrail’in Güney Lübnan’a saldırması ile Hizbüllah ve İsrail arasında 33 günlük bir savaş yaşanmıştır. Genel olarak bu savaşta İsrail’in yenilerek Lübnan’dan çekildiği kabul edilmektedir. Bu savaşta İsrail’de 40 sivil ve 130 asker ölmüştür. Yani toplam 170 kişi ölmüştür.
Buna karşılık Mart 2011-Eylül 2024 arasında Suriye halkından, Hizbüllah’ın öncülüğünde güneyde Dera’dan başlayarak, kuzeyde Halep’e kadar öldürülenlerin sayısı milyondan fazladır. Elbette onların hepsini Hizbüllah elemanları öldürmemiştir, Rus hava saldırıları ile birlikte İran milisleri ve Esat’a bağlı çeteler de bu katliama ortak olmuştur. Nasrallah İsrail’e karşı savaştı, İsrail’i yendi, denilen 2006 Lübnan Savaşı’nda öldürülen İsrailli sayısı 170 iken, 13 yıllık Suriye iç savaşında 1 milyondan fazla Suriyeli katledilmiş ve 10 milyondan fazla Suriyeli ise tehcir edilmiştir. Bütün bu işlerin faillerinden daha doğrusu mücrimlerinden olan Nasrallah’ın kahraman, şehit sayılması için İsrail tarafından öldürülmesi yeterli olur mu?
Sonuç… “İran için savaşanlar şehit olur, İran’a muhalefet edenler ya da İran’a karşı savaşanlar şehit olamaz” sonucuna yol açan genellemeler, insanî ve İslâmî değerlerin de çiğnenmesi demektir. Şehitlik, kahramanlık yalnızca İrangillerin hak ve yetkisinde midir? İrangillerden olmayanların şehit olmak gibi bir hak ve yetkileri yok mudur?
Barışın olduğu gibi savaşın da hem İslâm hukukunda hem de evrensel hukukta kendine göre bir hukuku vardır. O hukuku çiğneyenler barışta da savaşta da suçlu olurlar. Sivil hedeflerin vurulması, ibadethanelerin, fırınların, evlerin, hastanelerin, marketlerin, okulların vurularak içindekilerin katledilmesi doğrudan bir savaş suçudur. Savaş suçlusu ya da terörist olarak Ladin, Zerkavi ve Bağadadi’yi görenlerin, benzeri savaş suçlarını bin kat daha fazla işlemiş olanları, mezhebi nedenlerle, Şiilik için, İran için savaştılar diye kahraman, şehit ilan edilmesi, onların işledikleri savaş suçlarının alkışlanmasından başka bir şey değildir. Teslim edilmelidir ki, bu da bir insanlık suçudur.



