Sarıkamış’ta kar’a düşen kara propaganda (2)

“Doksan bin kişinin Allahuekber dağlarında tek kurşun atmadan donduğu safsatalarının Enver Paşa’yı değil, Sarıkamış Savaşlarının büyük kahramanlarını ve aziz şehitlerini aşağıladığı, ruhlarını muazzep ettiği fark edilememiştir. Savaş kazanıldığı zaman ölenleri şehit bilip yüceltmek ve kaybedildiği zaman boşu boşuna öldüklerini söylemekten daha çirkin ve düşmanca bir değerlendirme olabilir mi?” (Nevzat Kösoğlu)

Enver Paşa neden hedef oldu?

SAVAŞTA mağlûbiyet olunca fatura Enver Paşa’ya kesilmiş, yeni bir kurtuluş mücadelesi başlamıştır. 

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanır, Osmanlı Devleti yenilgiyi kabul eder. 1 Kasım’da yurt dışına kaçan Enver Paşa, önce Kırım’a, ardından Berlin’e geçer. Bir dizi mahkûmiyet ve hapisten kaçışın sonunda Paşa, Batum’a gelir. Hatta 13 Temmuz 1919’da İstanbul’da gıyabında idam kararı verilir.

Paşa tüm bunlara rağmen Anadolu’da başlayan Kurtuluş Harekâtı’na katılmak için yurda dönüş plânları yapar. Tabiî bunlar anında duyulur. Onun bu geçişinin önlenmesi ve halkın gözünden düşürülmesi gerekmektedir. Sarıkamış bu kampanya için en uygun propaganda aracı olarak servis edilir. Zira “Sarıkamış” denilince akla Enver Paşa gelir. Ki o günlerde Paşa, Başkomutan Vekili’dir. Harekâtı o başlatmıştır ve sonucunda yüklenicisi o olmalıdır.

90 bin erin donarak şehit düştüğünün söylenmesinin altında yatan sebep, yaşanan yenilginin olabildiğince feci gösterilip müsebbiplerinin suçunu günahını arttırmaya yönelik bir çarpıtmadır.

Nevzat Kösoğlu da bu kara propaganda hakkında şunları söyler:

“En­ver Paşa’nın fik­ri Ana­do­lu’ya dön­mek de­ğil, Millî Mü­ca­de­le’ye dı­şa­rı­dan yardım et­mek­tir. An­cak, Yu­nan or­du­su­nun Anka­ra’ya yak­laş­ma­sı onun da dü­şün­ce­le­ri­ni de­ğiş­tir­miş­tir. Eğer Türk Or­du­su Sa­kar­ya önün­de ye­ni­lir­se, Millî Mü­ca­de­le yü­rü­tü­le­mi­yor de­mek­tir ve ne baha­sı­na olur­sa ol­sun, müdaha­le et­mek ge­re­ke­cek­tir. Pa­şa, Sa­kar­ya Sa­va­şı ön­cesin­de Ba­tum’a ge­lir ve sa­va­şın so­nu­cu­nu bek­ler. Ye­nil­gi hâ­lin­de Ana­do­lu’ya gi­re­ce­ği­ni de açık­ça be­yan eder.

Sa­vaş Türk as­ke­ri­nin za­fe­ri ile so­nuç­la­nın­ca, En­ver Pa­şa da Tür­kis­tan’a doğru çiz­miş ol­du­ğu he­de­fe yü­rür. En­ver Pa­şa’nın açık ve sa­mi­mi beyanlarına rağ­men, onun Ana­do­lu çev­resin­de ol­ma­sın­dan ra­hat­sız­lık du­yan Millî Mü­ca­de­le ön­der­le­ri, Pa­şa’nın Tür­kiye’ye gir­me ih­ti­mâ­li­ne kar­şı tedbirler alır, as­ker ve halk için­de­ki yük­sek iti­barı­nı kır­mak için bir ta­kım pro­pa­gan­da­la­ra gi­ri­şir­ler. En­ver Pa­şa’nın ko­mü­nist ol­du­ğu, Kı­zı­lor­du ile Ana­do­lu’yu iş­gal ede­ce­ği söy­len­ti­le­ri bu dö­nem­de çı­kar. Ka­de­rin bir cil­ve­si ola­rak, bu pro­pa­gan­da­la­rın en ateş­li üre­ti­ci­si ve sa­vu­nucu­su da “En­ver be­nim ha­ya­tı­mı kur­tar­mış­tır” di­yen Kâzım Ka­ra­be­kir Pa­şa’dır.”[i]

Konuyu dile getiren Muzaffer Albayrak, “Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkânı” isimli kitabını kaynak göstererek şunları yazar:

“Berlin’den Moskova’ya, oradan da Batum’a gelen Enver Paşa, 1921 yılı içinde Anadolu’ya geçme teşebbüsünde bulunmuştu. Hatta Ankara ve Trabzon’daki bazı İttihatçılarla mektuplaşarak geçişin altyapısı hazırlanmaktaydı. İşte bu hazırlıklardan haberdar olan Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, bu teşebbüsleri engelleyip iştirakçilerden bazılarını tutuklatıp bazı mülkî ve askerî görevlilerin de yerlerini değiştirerek tedbirler aldığı gibi, Ankara’da bulunan Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’yı durumdan haberdar etmişti. Kâzım Karabekir Paşa, Enver’in Anadolu’ya geçişine mani olmak için onun şahsına hücum edilerek halk nezdindeki itibarının ve etkisinin yok edilmesi gerektiğini, bunun için de basın yoluyla aleyhinde bir kampanya başlatılması gerektiğini tavsiye etmişti. Ankara’dan ona yazılan Mustafa Kemal imzalı cevabî telgrafta, önerilerin uygun bulunduğu ve kampanyanın başlatıldığı bildirilmişti.

Hakikaten de Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, Sarıkamış’ta da Kâzım Karabekir’in çıkardığı Varlık Gazetesi, Enver Paşa aleyhine kampanya başlatarak birtakım düzmece haberler ve yorumlar neşretmeye başladılar. Bunlar arasında Enver’in Almanlardan para alarak devleti savaşa soktuğu ve memleketi harabeye çevirerek kaçıp gittiği, şimdi de Ruslardan para alarak Bolşevik olduğu, dinden çıktığı, Bolşevik ordusuyla Anadolu’ya girip kadınları erkeklerle birlikte açık gezdireceği vesaire haberler yayıldı.”[ii]

“Kâzım Karabekir neden böyle bir şey yapmış olabilir?” sualinin cevabını yine Nevzat Kösoğlu veriyor: “Kâzım Ka­ra­be­kir Millî Mü­ca­de­le’nin en sağlam or­du gü­cü­nün ba­şın­da­dır. En­ver Pa­şa’nın Ana­do­lu’ya gir­me ih­ti­mâ­li dü­şü­nül­dü­ğün­de, ha­ya­tı­nı borç­lu ol­du­ğu bu in­san kar­şı­sın­da Millî Mü­ca­de­le ön­der­le­ri­nin ken­di­si­ne gü­ven­me­ye­cek­le­ri en­di­şe­si için­de­dir. Ni­te­kim General Sa­mi Sa­bit Ka­ra­man’a, ‘Sa­mi Bey, En­ver işi azıt­tı; An­ka­ra ben­den şüp­he eder gi­bi gö­rü­nü­yor’ di­ye­rek bu en­di­şe­si­ni di­le ge­ti­rir.”[iii]

Şerif İlden’in hatıratını kaleme alış zamanlaması da bu kampanya dâhilindeydi.

Oysa aynı Enver Paşa, Çanakkale Savaşlarında da ordunun başkomutanıydı. Enver Paşa’nın bir başka büyük zaferi, 29 Nisan 1916 günü Irak’ta yaşanır. Osmanlı Ordusu, İngiliz ordusunu kuşatır ve 13’ü general, 45’i subay, yaklaşık 18 bin İngiliz askeri esir alınır. Bu zafer, Kutü’l-Amare Zaferi ile aynı konumdadır. 1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilâli’nin gerçekleşmesi ve Rus ordusunun dağılması üzerine Erzincan, Trabzon ve Erzurum’un Rus işgalinden kurtarılmasında, 1878’den itibaren Rusların elinde bulunan Sarıkamış, Kars, Ardahan ve Batum’a giren ordunun başkomutanı da yine Enver Paşa’dır. Başında kardeşi Nuri Paşa’nın olduğu Gence, Bakü ve Derbent’i Rus işgalinden kurtaran ordunun da başkomutanı Enver Paşa’dır. Yine 1913’te, Bulgarlar Edirne’ye yönelince, aynı Enver Bey, daha binbaşı iken Edirne üzerine yürümüş ve “Edirne Fatihi” olarak anılmış, kısa sürede paşalığa terfi etmişti. Zira daha o günlerin İstanbul’unda ise sonradan işgalci İngilizleri çiçeklerle karşılayacak bazı zevat, “Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin” diyebilecekti.[iv]

Aydın Ünal’a göre de Sarıkamış, “Medine’deki muhteşem direnişi, Çanakkale’de yazılan destanı, Kutü’l-Amare’deki zaferi, Bakü’nün yeniden fethini örtmek, Kudüs’ün düşmesini, Nablus bozgununu, Filistin’den Afrin’e orduyu da zayi ederek çekilmeyi unutturmak için bu kadar öne çıkarılmıştır”. “Örneğin Sarıkamış, 4’üncü ve 7’nci Orduların neredeyse tamamının yok olduğu Nablus bozgunundan daha büyük bir kayba sahip değildir”.[v]

Tüm bu saydığımız başarılar sıfırlanmıştır. Ortada tek kurşun atmadan donarak şehit düşen 90 bin Mehmetçiğin hesabı vardır. İşte tüm bu yanlı propagandalar sonunda bir de 1921’de Ankara Hükümeti’nin Enver Paşa hakkında tutuklama kararı çıkarması, işin tuzun biberi olur.


Son söz

Sonuçta Sarıkamış Harekâtı bir facia ile sonuçlanmıştır. Ancak milletimizin şanlı tarihinde acı bir hatırası olan Sarıkamış Harekâtı’nın aynı zamanda eşine az rastlanır bir kahramanlık destanı olduğunu da kimse inkâr edemez. Kaldı ki, Ruslar bile bunu itiraf etmişken…

Şehit sayısı üzerinden polemiğe girmek ve siyaset yapmak asla kabul edilir bir tavır değildir. Gerçekleri örtbas edip abartılı rakamlar vermenin hiçbir vicdanî ve insanî gerekçesi olamaz.

Tarihi yargılayarak değil, hatalardan ders alarak okumalı ve anlamalıyız. Akı kara, karayı ak yaparak tarih okursak, bu tarihimize bir ihanet olur. Tarihine ihanet eden milletleri tarih asla affetmez.

“Sarıkamış’ı elbette anacağız” diyor Aydın Ünal Bey, ancak kin ve kara propagandadan sıyrılmış olarak: “Elbette Sarıkamış’ı her yıl anacağız, hatırlayacağız, şühedanın izinden yürüyeceğiz. Sarıkamış’ı, o kara propagandanın, o algı operasyonunun, o kıskançlık ve kinin etkisinde kalarak değil, tarihî hakikatlerle, savaşlardan bir savaş olarak hatırlamakta ve gelecek nesle de böyle taşımakta fayda var. Bir de unutmayalım, Biz yenilgilerinden ibret alan ama hep zaferlerini hatırlayan bir milletiz. Hamdolsun, sayısız zaferimiz var. Kimi unutulan, kimi unutturulan nice destanımız var.”[vi]

Yazımızı merhum Nevzat Kösoğlu’nun şu sözleriyle sonlandırıyorum: “Doksan bin ki­şi­nin Al­la­hu­ek­ber dağ­la­rın­da tek kur­şun at­ma­dan don­duğu saf­sa­ta­la­rı­nın En­ver Pa­şa’yı de­ğil, Sa­rı­ka­mış Sa­vaş­la­rı­nın bü­yük kahramanla­rı­nı ve aziz şe­hit­le­ri­ni aşa­ğı­la­dı­ğı, ruh­la­rı­nı mu­az­zep et­ti­ği fark edi­leme­miş­tir. Sa­vaş ka­za­nıl­dı­ğı za­man ölen­le­ri şe­hit bi­lip yü­celt­mek ve kay­be­dildi­ği za­man bo­şu bo­şu­na öl­dük­le­ri­ni söy­le­mek­ten da­ha çir­kin ve düşman­ca bir de­ğer­len­dir­me ola­bi­lir mi? İş­te ‘En­ver Pa­şa ge­le­cek’ korkusuyla baş­la­tı­lan pro­pa­gan­da­nın ge­lip da­yan­dı­ğı utanç ve­ri­ci nok­ta budur. İş­te, yıl­lar bo­yun­ca, ni­ce ya­kın­la­rı bu­ra­da top­ra­ğa düş­müş olan­la­rı­mız bi­le, Sa­rı­ka­mış de­yin­ce, bu tür bir de­ğer­len­dir­me­yi ka­lıp hâ­lin­de tek­rar­la­yıp dur­muş­tur. Bu pro­pa­gan­dala­rın tam bir bil­gi­siz­lik or­ta­mın­da ye­şer­di­ği­ni ve çok uzun sü­re et­ki­li ol­duğu­nu söy­le­me­li­yiz.”[vii]

 



[i] Nevzat Kösoğlu, Şehit Enver Paşa, sh.20, Ötüken Neşriyat

[ii] Muzaffer Albayrak, “Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkânı”, Tekin Yayınevi, İstanbul 1990, s. 144-147

[iii] Ge­ne­ral Sa­mi Sa­bit Ka­ra­man, İs­tik­lal Mü­ca­de­le­si ve En­ver Pa­şa, İst.,1202, s.27, (Aktaran: N. Kösoğlu age.)

[iv] Sarıkamış ve Çanakkale Arasında Enver Paşa, Gerçek Hayat, 21 Mart 2016

[v] https://www.yenisafak.com/yazarlar/aydin-unal/sarikamis-savaslardan-bir-savas-2048671

[vi] https://www.yenisafak.com/yazarlar/aydin-unal/sarikamis-savaslardan-bir-savas-2048671

[vii] N. Kösoğlu, age. Sh:22