Sarı lâleler

Kaçmayacaksın. Cesurca dövüşmek en dürüst yanın olacak. Korkaklar titreyecek, yalanlar utanacak yalan olduğundan. Sen, “iyi bir insan” olarak kalacaksın. Bu iyilik zarif bir ezgi gibi teselli edecek seni. Kavganı hiç unutmayacaksın!

BİR buketle gelecekler. Sapsarı lâlelerle… Hiç bilmeden anlamını, en içine kadar çekeceksin hatırlanmanın sarhoş edici kokusunu. Haberin olmadan seveceksin çiçekler âlemindeki yerini sarı rengin. Aldanacaksın. En fiyakalı kandırılışın olacak. Gurur duyacaksın.

Ömrünün en bulanık günlerinde bir ışık yanacak. O yanacak, sen parlayacaksın. Kışın kavrukluğunda uçsuz bir bozkırın ortasına kurulan seralarda büyüyen çiçekler gibi, hiç fark etmeden kurmaca bir dünyanın içinde olduğunu görüp, açtım sanacaksın. Çöl susuzluğunda görülen seraba kanar gibi aşacaksın yolları. “Güneşi gördüm” diyeceksin, “Suyumu buldum”. Bulacaksın keza. Doyamayacaksın.

Kedilerin köpeklerle ettiği dansı seveceksin. Bir oğlan gelip tütün soracak. Tüm bilgeliğinle hatırlatacaksın zaten büyümüş olana çocukluğunu. Ansızın anımsayacaksın; çabuk olgunlaşan, erken çürür. Tekrar dönmek isteyeceksin sütten dondurma yediğin ılık akşamlara. Birden o sesi duyacaksın: “Eve dön!” Korkacaksın dışarıda başına gelebilecek olanlardan daha çok. Ne eve, ne de kalbine dönebileceksin. Öylece kalacaksın.

Sonra bir ses duyacaksın tekrar. Işık titreyecek. Yer yerinden oynadı sanacaksın. Şöyle bir döneceksin kendi etrafında. Kimseyi bulamayacaksın. Nerede olduğunun hesabını sorabileceğin birini bulabileceğini sanacaksın. Kırlangıçların kargalara kafa tutarkenki cesaretinden dileyeceksin. Kabul olmayacak. Soramadığınla kalacaksın. O kuş kadar olamayacaksın. Korkacaksın.

Baştan ayağa sarsılmaz bir gururla donatılmış olanlara öyküneceksin. Bir kez çağırsa ışık, yalnızca bir kez göz kırpsa, her şeyini verecek olmanın getirdiği saklı utançla bekleyeceksin. Açmaya çalıştığın her kapının bir tek sana kilitli olduğunu görmeden bilecek, inatla reddedeceksin. Sen görmek istemedikçe, büyüyen duvarların ardındaki ışığı seveceksin. Hiç görmediğin o kurtuluşa inanacaksın inatla. Bir tek sen kalacaksın kendinden kemirip ilmek ilmek ortaya koyduklarının altında. Kendi enkazından kurtulmak mümkün olmayacak. Bileceksin.

Durulmaz bir inançla bağlanacaksın göğe. Terden sırılsıklam hâlde uzandığında ilk bulduğun yere, bileklerinde hissedeceksin günü kurtarmanın aldatıcı esintisini. Bugün de gelmediğini bilecek, inanmak istemeyeceksin. Çünkü bir adı olacaksa kurtuluşun, bir tek sana malûm olacak sanacaksın. Gizlendikçe aşikâr olacaksın.

Bir gün gelecek, çok daha yakından bakacak. Ellerinde camdan yapılma biblolarla ve kendinden bir o kadar emin... İçin ısınacak, yollar anlayacak yol olduğunu. Seni taşımanın gururunu duyacak. Bir kez inanıp binlercesine daha niyetleneceksin. Gövden büsbütün toprakken birden çiçeklenecek göğe bakan yanın. Fakat çarçabuk solacak, hissedeceksin. Yine de sulamaktan vazgeçmeyeceksin.

İlerledikçe garipleşecek bildiklerin. Şekil değiştirecek. Koca şehri sığdırdığın o köhne bankta artık bulamaz olacaksın ansızın gördüğünü. Aramaktan vazgeçmeyeceksin. Çünkü bulmuştun bir kez, hem de hiç ummadığın anda. Tekrarın tekerrürüne bağlanmaya çalıştıkça kendi çukurlarına ereceğin hiç aklına gelmeyecek. Balıklara özenircesine mıh gibi duracaksın kendi hatırının önünde. Fakat yine zihninin çatlaklarından muzipçe sızacak ışık. Düşman sathında kalacak. Ellerinde merhem kılıklı dikenlerle beklerken seni, aklınla alay eder gibi sinsi bir gülüş belirecek en küstah haklılığıyla. Dağları bırak, en ince kuş tüyünü bile titretemeyecek ahınla ilk kez haksız olmayı dileyeceksin. Kabul olmayacak. Dünyanda bir ilki yaşayacak, galiplerin en yalnızı olacaksın.

Gecelerin birinde, Ağustos böcekleri bile bırakmışken ötüşmeyi, durdurulamaz bir gürültüyle uyanacaksın. Hâlbuki gözlerin de dahalık kavuşmamışken uykuya... Ardına geçeceksin seni boğan aydınlığın. Bir kez de sen geride duracaksın. Birden duyacaksın boşluğun donduran soğukluğunu. Hiç ısınmayan ellerine ne kadar tanıdık gelse de bu kez reddedeceksin o ılık ateşi. Kendini göreceksin. Tanıdık geleceksin yüzüne hep olmak istediğin hâline bakarken.

Kaçmayacaksın. Cesurca dövüşmek en dürüst yanın olacak. Korkaklar titreyecek, yalanlar utanacak yalan olduğundan. Sen, “iyi bir insan” olarak kalacaksın. Bu iyilik zarif bir ezgi gibi teselli edecek seni. Kavganı hiç unutmayacaksın!