Kıbrıs’ta sandık ve masanın ötesi: Tarihten günümüze strateji adası
KIBRIS… Küçücük bir ada ama tarih boyunca büyük güçlerin hesaplarının merkezi olmuş bir strateji noktası. Akdeniz’in ortasında bir damla gibi duran bu topraklar, coğrafî değil, politik ve diplomatik olarak da kritik bir öneme sahip. 1950’lerden bugüne Kıbrıs, sandık ve masa arasında gidip gelen bir oyun sahası oldu; bazen seçimlerle, bazen diplomasiyle, bazen de güç gösterileriyle kendi kaderini çizdi. 1950’lerde Rum tarafı, ENOSİS hedefiyle birleşme hayalini güçlü bir şekilde savunuyordu. Bu süreçte, Kıbrıs Türkü kendi güvenliği ve varlığını korumak için TMT’yi kurdu. Bu yıllar, adada etnik gerilimin tırmandığı, geleceğin şekillendiği kritik bir dönemdi. Sandık yoktu; masada ve sokakta kazanmak zorundaydık. O dönem, Kıbrıs Türkü için hayatta kalma mücadelesinin başlangıcıydı.1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ancak Rum tarafının anayasa ihlalleri, Türklerin eşit haklarını engelledi. Kıbrıs Türkü için gerçek güvenlik hâlâ masada sağlanacak anlaşmalarda yatıyordu. Bu dönemde Türkiye, garantör ülke olarak hem diplomatik hem de stratejik olarak adada varlığını sürdürdü.
1974, Kıbrıs Barış Harekâtı
1963-74 yılları arasında yaşanan saldırılar, Kıbrıs Türkü’nün güvenliğinin sandık veya masadan çok askerî ve stratejik hamlelerle sağlanması gerektiğini gösterdi. 1974 Barış Harekâtı, Türkiye’nin masadaki gücünü, diplomasi ve askerî stratejiyi birleştirerek ortaya koyduğu en net örnek oldu. Bu harekât, adadaki iki tarafın bugünkü sınırlarını ve güç dengesini belirledi.
1983… Kıbrıs Türkü kendi devletini ilan ettiğinde, sandıkta değil, masada kazanmanın önemini bir kez daha gösterdi. KKTC, sadece bir yönetim değişikliği değil, adadaki stratejik dengeyi koruyan bir sigorta oldu. O günden bugüne, Kuzey Kıbrıs’ın güvenliği ve egemenliği Türkiye’nin desteğiyle sağlanmaya devam ediyor.
2000’li yıllarda çözüm arayışları sürdü. “Annan Planı” gibi girişimler (BM planı), federasyon hayaliyle Kıbrıs Türkü’nü masada çözüm arayışına sürükledi. Ancak planların Rum tarafı lehine şekillenmesi, gerçekleri görmenin önemini bir kez daha ortaya koydu: Sandıkta kaybedilenler olabilir, ama masada kazanmak için strateji ve diplomasi şarttır.
Ve gelelim 2025 seçimleri ve Güney Kıbrıs gerçeğine… Bugün geldiğimiz noktada, Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçimler, sadece bir lider tercihi değil, adadaki stratejik dengelerin geleceğini belirleyen bir kırılma noktasıydı. Eğer seçimleri Ersin Tatar kazanmış olsaydı, Güney Kıbrıs’tan Kuzey Kıbrıs’a yönelik ciddi bir saldırı riski doğabilirdi. Bu sadece bir senaryo değil, geçmiş ittifaklar ve bölgedeki güç dengeleri bunu işaret ediyor.
Unutulmamalıdır ki, Gazze’yi bombalayan uçakların bir kısmı Güney Kıbrıs’tan havalanmıştı. Bu, Güney Kıbrıs’ın İsrail destekli bir stratejiye hizmet ettiğinin açık göstergesidir. Kuzey Kıbrıs Türkü’nün güvenliği sadece kendi topraklarının savunulmasıyla sınırlı değil, bölgedeki güç dengelerini doğru okumakla da doğrudan bağlantılıdır.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 19 Ekim 2025’te yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını eleştirerek, KKTC parlamentosunun acilen toplanarak Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı alması gerektiğini ifade etti. Bahçeli, seçimlerin çok düşük bir katılımla gerçekleştiğini belirterek, “Kıbrıs Türklüğünün kaderi bu katılımla temsil edilemeyecek durumdadır” dedi ve federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini vurguladı.
Dünya liderlerinin ve Sayın Erdoğan’ın yorumları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Kıbrıs bizim için sadece bir ada değil, millî bir dâvâdır. Sandıkta kaybetmiş gibi görünsek de masada hâlâ güç bizdedir. Türkiye’siz bir çözüm, bir anlaşma düşünülemez.”
ABD Başkanı: “Kıbrıs’ta istikrarın korunması, sadece adadaki tarafların değil, bölgedeki tüm güçlerin menfaatine uygundur. Türkiye’nin masadaki rolü kritik bir unsur.”
AB Yetkilisi: “Kıbrıs Türk halkının kararları ve güvenliği, AB politikalarında her zaman göz önünde bulundurulmalı. Diplomatik süreçler, sandık sonuçlarının ötesinde yürütülmelidir.”
Birleşmiş Milletler Temsilcisi: “Kıbrıs’ta kalıcı barış için taraflar masada diyalog ve strateji ile hareket etmelidir. Geçmişte olduğu gibi, sabır ve akıl kazanacaktır.”
Kıbrıs meselesinde Türkiye ve KKTC’nin duruşu nettir: Sandıkta kaybedilenler telafi edilebilir, ama masada kazanmak için strateji, tarih bilgisi ve kararlılık şarttır. Bugün masada kazanmak, geçmişte yaşanan acı tecrübeleri doğru okumakla başlar. 1960’ların karmaşasını, 1974’ün çıkışını ve 2000’lerin müzakere oyunlarını anlamadan adadaki gerçekleri görmek mümkün değildir.
Ve şunu da net söyleyelim: Kıbrıs’ta tek Türk devleti kurulacak. Ne çok uzun ne de çok yakın bir süreçte ama bu kesinlikle gerçekleşecek. Bu devlet sadece Kuzey’de değil, Rum kesiminde de bir varlık gösterecek ve adadaki stratejik dengeleri kalıcı olarak koruyacaktır. Türkiye ve KKTC, bu bilinçle adadaki Türk varlığını güvence altına almaya devam edecektir.
Kıbrıs Türkü’nün iradesi, tarih boyunca olduğu gibi bugün de en değerli hazinemizdir. Dış müdahalelere, destekli saldırılara ve tehditlere rağmen bu irade, masada kazanmayı bilmenin anahtarıdır. Kıbrıs’ta gerçek oyun sandıkta değil, masada kazanılır. Mübarek olsun…



