ÖZGÜR Özel belki de Kamer Genç ile emmoğludur, olamaz mı? Özel, gitmiş emmoğlunun mezarı başında “Bu kadeh senin şerefine emmoğlu” diyordur. Sonuçta bir vasiyet mevzuu varmış, kendisinin yalancısıyım.
Kamer Genç, “Mezarımın başında rakı için, bana da bir iki duble yuvarlayın gelsin”diyesiymiş. Onlar da öyle yapmışlar.
Gerçi ailenin avukatı açıklama yapmış, “Sayın Kamer Genç’in böyle bir vasiyeti yoktur, olsa bunu ben bilirdim” demiş ve hislerimize tercüman olarak eklemiş: “Bu yapılanlar Kamer Genç’in hatırasına saygısızlık ve kepazeliktir.”
Ekipte Veli Ağababa filan da var. Diğerlerini tanımıyorum. Onlar da beni tanımaz zaten. Ekip CHP’li, içenler CHP’li, mezara dökenler CHP’li, video çekenler CHP’li ve muhtemelen bu görüntüleri sızdıranlar da CHP’li. Bakalım bu görüntülere ne zaman “sarayın komplosu” demeye başlayacaklar?
Madem CHP’li yöneticiler vasiyetlere -olmayanlara bile- bu kadar hürmetliler, ben de buradan kayıtlara geçirerek bir vasiyette bulunuyorum: “Ben ölünce o dönemin CHP Grup Başkanı yahut vekili önce boy abdesti peşinden de normal abdest alsın, cüzün yüzünden bakarak bana da bir Yasin-i Şerif okusun!”
Mezar başında rakı içmek de nedir arkadaş? Nereden peydahlandınız siz? Hangi millete, hangi dine, hangi örfe, âdete aitsiniz? Söyleyin de bilelim.
Elde kadehler, mezar başında bir büyük ve keyifler yerinde. Kakara kikiri… El açın bir Fatiha okuyun, iki satır dua filan edin. Yok! O rakı içilecek, mevtaya da ikrâm edilecek.
Görüntüler eskiymiş, beş yıl öncesine ait. Ama medyaya yeni yansımış. Kuvvetle muhtemel Özel’in “Rakının litresi 140 lira olacak” vaadi bu mezar başı rakı ritüelinden sonradır. Zira bu ayin için sermayeyi kediye yüklemiş olmalılar.
Öyle ya, alan var, alamayan var… Alsa bile ölüsünün mezarına dökebilen var, dökemeyen var… İçiniz yanmadan, huzurla mevtanızın mezarına rakı dökebilmek için, rakının sudan ucuz olması lazım.
“Rakı ve su” deyince aklıma geldi. Bir arkadaş anlatırdı. Birkaç arkadaşı ile bir büyük almışlar, bir pınarın başına gitmişler. Yiyip içecekler. Lakin bizim arkadaş rakıyı alırken “Bir büyük yerine iki küçük alsak mı? Kırılır mırılır meret…” diye öneride bulunmuş ama dinleyen olmamış.
Derken gitmişler pınarın başına ve fakat ve de heyhat, korkulan olmuş, sakınan göze çöp batmış. Gözlerinin önünde o daha açmadıkları büyük şişe devrilmiş, yuvarlanmış, yuvarlanmış ve pınarın başında bir taşa çarpmış ve de kırılmış.
Cin şişeden çıkmış, pınarın suyuna karışmış ve suyu bembeyaz yapmış. Bizim arkadaş bir taraftan elindeki ince belli çay bardağını pınara daldırıp daldırıp içiyor bir taraftan da diğerlerine sesleniyormuş: “Suyun önünü boğun!”
Rakının millî içeceğimiz olduğunu düşünen ve ne kadar fazla içerlerse o kadar Atatürkçü olacaklarına iman eden ultra-laik ve Kamalist tayfaya kötü bir haber vereyim yeri gelmişken.
Rakının hem kendisi hem de etimolojik olarak ismi “Arak”tan gelir. Arak, ilk kez Lübnan, Suriye, Irak bölgesinde üretilmiş, sonra bir şekilde Anadolu’ya gelmiş bir Arap içeceğidir.
Hani kendilerinden nefret ettiğiniz, görmeye bile tahammül edemediğiniz Arapların içkisidir rakı. Bunu böyle bilin de içecekseniz buna göre için. Bizim millî içeceğimiz ayrandır, çaydır. Nokta!
Bu bahsi kapatırken hatırlatmış olayım: Alkol tüm kötülüklerin anasıdır, rakı ve dahi tüm alkol ürünleri sağlığa zararlıdır.
***
“Alkol” demişken aklıma geldi. Günlerdir memlekette “uyuşturucu operasyonları” ile yatıp kalkar olduk. Her gün yeni bir meşhur ya göz altına alınıyor ya ifadeye çağırılıyor yahut tutuklanıyor.
Sanatçılar, sunucular, haberciler, gazeteciler derken ta ucu Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran’a kadar uzandı.
Kullananlar, temin edenler, satanlar, alanlar, yardım ve yataklık edenler, hatta bu işler için organize suç örgütü kuranlar…
Ümit ederim ki bu operasyon “bahis soruşturması” gibi yarım yamalak kalmaz. Sonuna kadar gider.
Fenerbahçeliyim ama işin içinde Fenerbahçe Başkanı bile varsa gereken neyse yapılsın. Bir suç tespit edilirse kanun ne emrediyorsa yerine getirilsin.
Bu operasyonda ciddi şüpheli olarak adı geçenlerden birisi de Haber Türk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy.
Ne yalan söyleyeyim, kendisini beğenirdim. Hatta kendisinin “Tünel – Gazze’de Yaşamak” kitabını da son derece etkilenerek okumuşluğum vardır. Kitapta bizzat Gazze’de gördüklerini, yaşadıklarını anlatmıştı Ersoy.
Yine de kendisini (Sadettin Saran gibi) ölesiye savunacak değilim. Alınan kan ve saç örneklerinden uyuşturucu kullandığının tespit edildiği yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor.
Adamı beğeniyorum diye toptan inkâr edip soruşturmada bir bit yeniği arayacak hâlim yok. Bekleyip göreceğiz. Suçu sabit görülüp bir ceza alırsa da -ki öyle görünüyor- “Yazık etmiş kendisine” diyerek onun için üzüleceğim.
Hepsi bu…
Biraz geriden gelerek konuyu takip ettiğim için Mehmet Akif Ersoy’un İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu yönündeki polemiklere de sonradan şahit oldum. Hatta aynı dosyada ismi geçen sunucu Ela Rümeysa Cebeci de sanırım İmam Hatip Lisesi mezunuymuş.
Soruşturma zincirinde onlarca isim ve şüpheli varken bu iki ismin mezun oldukları okul üzerinden konuşulması nasıl da absürt bir durum.
İşte İmam Hatip gençliğiymiş… AKP işte böyle dindar nesil yetiştiriyormuş… İmam Hatipliler işte böyleymiş… İmam Hatipler kapatılsınmış…
Mehmet Akif Ersoy -hatırladığım kadarıyla- hiç AK Partiye oy vermediğini bizzat kendisi söylemişti. Hangi partiye oy verdiği de beni alakadar etmez zaten.
Rümeysa’nın da -her ne kadar İmam Hatip Lisesi mezunuysa da- giyim kuşamından, hayat tarzından ve özellikle sosyal medya paylaşımlarından sağlam bir Atatürkçü olduğu görülüyor. Ki Rümeysa’nın hangi dünya görüşü içinde olduğu da beni ve kimseyi ilgilendirmez.
Ama işin bir noktasında “İmam Hatip Lisesi” geçince alıcısı çok oluyor işte.
Soruşturmanın bu noktasından yakalayıp işi köpürtenlere baktığınızda istisnasız hepsinin ultra-laik Kamalist tayfadan olduğunu görebiliyorsunuz.
Aslında konuyu İmam Hatip parantezinden ele alanların, bu damarda maden arayanların farkında olmadıkları bir gerçeklik var ortada. Böyle yaparak bir kabullenişi itiraf ediyorlar aslında.
Şöyle ki: Başka okullardan mezun kişiler için bu tip suçlar normalmiş de aynı suçu bir İmam Hatip Lisesi mezunu işleyecek olursa kabahatler kanununa giriyormuş gibi sanki.
Ve yani, sair okullardan mezun olanlar her türlü haltı işleyebilirler, her naneyi yiyebilirler, normal; ama aynı suçu bir İmam Hatip Lisesi mezunu yapacak olursa vay onun hâline! Suç işlemek ve her türlü rezilliği yapmak sadece kendilerine tanınan bir hak!
Bu kabullenişi dönemin CHP Milletvekili Seda Kadıgil’in meclis kürsüsünden yaptığı konuşmadan da hatırlıyoruz haddizatında.
Bir dönem mızrak çuvala sığmaz olmuş, CHP il ve ilçe binalarında, belediyelerinde yaşanan taciz ve tecavüz iddiaları ayyuka çıkmıştı. Şimdilerde durum nedir bilmiyorum açıkçası.
İşte o vakit CHP Milletvekili Sera Kadıgil mecliste söz almış, kürsüden şunları söylemişti: “CHP’de tacizler tecavüzler oldu mu? Evet oldu! Elbette olacak! Çünkü ülkeyi AKP yönetiyor.”
Sanırsınız ülkeyi yönetirken AKP bunlara “Taciz ve tecavüzde bulunun” diye genelge yayınlamıştı.
Yıllarca “Ensar Vakfı”nı ağzında sakız edenler, konu CHP’deki onlarca taciz tecavüz olayı olunca gıklarını çıkarmamış ve hatta bunları normalleştirmişlerdi.
Sınırda bagajı silme kaçak elektronik sigara dolu olarak yakalanan CHP Milletvekili “Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda çalışmaya devam edeceğim” diyerek pir-ü pak oluvermişti.
Kim ki yediği bir halttan sonra “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” derse, Atatürk süveteri ile poz verirse yahut arkasına Atatürk posterini, Anıtkabir’i veyahut Nutuk’u alarak bir açıklama yaparsa tüm suçlamalardan berî oluyor. Kafa bu, zihniyet bu! Atatürkçü olmak suç işleyenlere böyle bir konfor alanı oluşturuyor memlekette. Lakin aynı suçu bir İmam Hatipli işleyecek olursa yandı gülüm keten helva!
Laik ve Kamalist kesimin bu hâli, dereden zıplayarak geçen koyun ile keçinin meselini hatırlatıyor. Her türlü kabahati pervasızca işleyenler ve sonrasında Atatürk’ün ardına gizlenenler, benzer bir durum içerisinde olan İmam Hatipliyi parmakla gösterip “İşte İmam Hatipli, işte dindar nesil, işte AKP gençliği!” diyebiliyorlar. Ne büyük bir rahatlık, ne büyük bir konfor. Her eve lazım…
Her okuldan, her kurumdan, her yapıdan suçlu çıkabilir. Ve her sanık dünya görüşüne, siyâsî görüşüne, mezuniyetine bakılmaksızın kanunlar karşısında eşittir. Nokta!
Bu bahsi kapatırken hatırlatmış olayım: Uyuşturucunun her türlüsü sağlığa zararlıdır. Beyni sünger eder, sizi zombiye çevirir, tüm benliğinizi esir alır. Zaten kanunen de suçtur. Uzak durunuz…
***
“Uyuşturucu” demişken aklıma geldi. Geçenlerde Özgür Özel, Avrupa Sosyalist Partisi’nin (PES) liderler toplantısına katıldı ve çıkışta yine enteresan şeyler söyledi.
Şöyle ki: Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa Özgür Özel’in hayranlık duyduğu bir siyasetçiymiş. Kendisi ile beş dakika bile konuşma fırsatı bulamamış, zira Costa açılış konuşmasından hemen sonra ayrılmış.
Özgür Özel buna çok içerlemiş ve Costa’nın bu davranışını “kabul edilemez” olarak değerlendirmiş. PES doğrusu! Yazık ya, kıyamam!
Özel, hazır yeri gelmişken ve bir şikâyet makamı bulmuşken ülkesini yeniden ve bir kez daha şikâyet etme fırsatını kaçırmış böylelikle. Kaçan balık da büyük oluyor hâliyle. Ne acı!
Tam bir Jön Türk kafası... Yabancı siyasetçilere hayran olma, ülkesine müdahale edilmesi için onlara çağrıda bulunma, bulduğu her fırsatta ülkesini şikâyet etme, aşağılama ve bu zevattan siyâsî ikbali için medet umma…
Daha önce de İngiltere İşçi Partisi Başkanı Starmer’e hitaben “Bize destek olmadılar. Terk edilmiş hissi içerisindeyiz…” şeklinde sitemde bulunmuştu Özel.
Terk edilmiş hissediyorsanız, demek ki daha önce beraberdiniz, öyle değil mi? İlişkinin türünü, boyutunu bilemem hâliyle. Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş, tam da öyle bir durum bu!
Kardeşim, elin İşçi Partisi ile birlikte olacağına vatandaşınla birlikte olsana. Elin İşçi Partisi mi seni iktidar yapacak?
Uzatılan her mikrofona ülkesini şikâyet etme bağımlılık türünden bir alışkanlık hâline dönüştü Özgür Özel’de. Ama Özel’deki dudak tiryakiliği, içine çekmiyor. Bu kaçıncı şikâyet oldu, sayamadım. Sayabilen varsa söylesin.
Bu durum kendisine sorulduğunda ve içinde “mandacılık” geçen cümlelerle yakışık almadığı hatırlatıldığında da utanmıyor Özel. Bilakis şikâyet etmeye devam edeceğini söylüyor. Hatta Mokoko Cumhuriyeti’ne gidip, makak maymunlarına şekvacı olacakmış, onlardan da destek isteyecekmiş. Yapar mı? Yapar. Onun adı Özgür Özel.
Antonio Costa, Özgür Özel’e yüz ve beş dakikasını vermeyince, o da kendisini Brüksel sokaklarına atmış. Brüksel’de tarım politikalarını protesto etmek için eylem yapan çiftçileri selamlamış. O çiftçiler de çok tanırlar ya Özgürcüğüm’ü.
Önünden geçen traktörleri selamlıyor Özgür Özel. Muhtemelen o anda aklından seçim dönemi verdiği “Her eve bir traktör” vaadi de geçiyordur. Sonradan kendisine bu vaadi hatırlatıldığında çarpıcı bir şey olsun diye üfürdüklerini itiraf etmişti. Brüksel’in çiftçileri bu durumu bilseler, o traktörleri Özgür Özel’in üzerine sürerlerdi muhtemelen.
Son dönemde epeyce mezarlık ziyareti yapmış olmalı ki Özgür Özel, en son Edirne’de kantarın topuzunu kaçırmış yine. Zırva konuşmalarından birisini daha yapmış. Kendileri iktidara gelince AKP’liler aynı FETÖ’cüler gibi yurt dışına kaçacaklarmış. Bir kısmı da Meriç nehrinden kaçmaya çalışabilirlermiş.
Eee? Edirneliler uyanık olsunlarmış. Meriç Nehri’ni sıkı tutsunlarmış, Meriç Nehri Serhat şehrimize emanetmiş. Kaçan AKP’lilere izin verilmemeliymiş.
Bu nasıl bir kafa anlamıyorum ki! CHP Genel Müdürlüğü koltuğu ile Silivri arasına mı sıkıştı, psikolojik problemleri mi var, uyarıcı madde mi kullanıyor yoksa mezarlık ziyaretleri mi arttı? Yazık vallahi!
Böyle mütemadiyen tehdit ettiği, hakaretler savurduğu AKP’lilerden oy alabileceğini mi düşünüyor sahiden?
“Biz AKP’liler” neden kaçacakmışız mesela? Bir suç, bir kabahat mı işlemişiz? Milyon dolarları zimmetimize mi geçirmişiz mesela? Eşimizi dostumuzu CHP belediyelerine mi doldurmuşuz? Milletin kişisel verilerini elimize geçirip karanlık mahfillere servis mi etmişiz? Taciz, tecavüz eylemlerine mi karışmışız? Özgür Özel söylese de bilsek biz de suçumuzu.
Edirneli gerçekten Meriç Nehri’ni sıkı tutmalı. Olur ya bir CHP’li milletvekili bagajı silme kaçak elektronik sigara dolu olarak ülkeye giriş yapmaya çalışabilir. Ki bunu defalarca yapmış da zaten. “Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda sigara kaçakçılığı yapılması” biz “AKP’lilerin” hiç hoşuna gitmiyor doğrusu. Aydın, çağdaş ve ultra-laik CHP’lilere benzemiyoruz bu açıdan.
Bu bahsi kapatırken hatırlatmış olayım: Elektronik sigara normal sigaradan çok daha fazla sağlığa zararlıdır. Hem elektronik sigaradan hem de elektronik sigara kaçakçılarından uzak durunuz.
Ülkesini ülkeye şikâyet etmek de sağlıksızlık belirtisidir. Kişi, evinin içindeki problemleri kendisi çözmek yerine sağda solda, dosta düşmana anlatıyorsa, yabancılardan medet umuyorsa, o kişiden de uzak durun. Hayır gelmez…
***
“Kaçak elektronik sigara” demişken aklıma geldi. Neyse boş veriniz… Siz sağlığınıza dikkat ediniz dostlar. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Vesselam…



