Sabır ve Allah’a sığınmak

Vahşi kapitalizmin hücumuyla beraber bizdeki türedi zenginler, Müslüman milletimizin hissiyatına ve tefekküre muhalif kimi haramzadeler, düzenin kamburlarından da istifade ile bedavadan köşeyi dönmek ve bedavadan Cennet’e girmek(!), emek harcamadan, ter akıtmadan, sıkıntı çekmeden, eğitim almadan, yokuş tırmanmadan ve uzun yol yürümeden zengin olmak istediler. Ne hazindir ki, bu duygu, toplumda çok yaygınlık kazanıyor.

İNSANOĞLU, yapısı gereği dünyaya tutkun, dünya nimetlerine meftundur. İnsanın bu ilgisi/iştahı frenlenmezse insan dünyayı yutacakmışçasına bir hırs ve tul-i emelden kurtulamaz.

Tul-i emel; hırs, açgözlülük, tamah, bitmez tükenmez hırs ve arzu anlamlarına da geliyor.

Bu duyguyu besleyen iki temel nokta var: Biri iman zayıflığı ve imanın taklidî olması, diğeri ise yine buna bağlı olarak dünya sevgisidir. Peygamber Efendimiz (sav) buyururlar ki, “Bütün hataların başı dünya sevgisidir”. Hazreti Allah bu yüzden Kur’ân’daki beyanla, “Kendilerini fitneye düşürüp denemek için insanlardan bir gruba verdiğimiz dünya hayatına ait ziynet ve debdebelere sakın iki gözünü dikme! Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem daha süreklidir” (Taha, 131) buyurarak dünyaya aldanmamayı öğütler.

Diğer bazı ayetlerde de tek çıkış yolunun çalışmak olduğu (Necm, 39) ifade buyurularak bir denge tavsiye edilmektedir. Allah-u Teâlâ, “Sizi korkudan, açlıktan, mallar, canlar ve ürünlerin eksikliğinden bazı sıkıntılarla imtihan edeceğiz” (Bakara, 155) buyurur. Özellikle günümüzdeki muhteris bir güruhun, bazı medya kuruluşlarının ve dahi kimi liyakatsiz siyaset cambazlarının harcı propagandalar ile insanlarımızın maişet teminindeki zorluğu fırsat bilerek stokçuluk ve karaborsacılık yapılmasının başka ne izahı olabilir? Tamahkârlık yapıp insanlarımızın ekonomik ve sosyal statülerinin zedelenmesine sebep oluyorlar.

Varlık ile darlığın, yokluk ile bolluğun Allah’tan bir imtihan olduğu ve sabır sayesinde imanın darlığı, şükür sayesinde de bolluğu aşabileceği anlaşılıyor. Yoklukta “bir lokma ve bir hırka”ya sabır, varlıkta “bir lokma ve bir hırka” dışındakileri infak ile varlığa şükür gerçekleşmiş olur. Sabır da, şükür de dışa yansıyan boyutu olmakla birlikte, birer kalb eylemidir. Yokluğa direnmek de, varlığa şükür de evvel emirde kalb ile olur.

Konuyu sosyal adalet açısından ele alacak olursak, bütün dinlerin, siyâsî ve ekonomik sistemlerin gerçekleştirmeye çalıştığı en önemli hususlardan biri olan sosyal adalet, kanun ve hukuk sistemiyle korunan bir nizam olmaktan çok, insanî olgunluk ve doygunluğa erişmiş fertlerle sağlanan bir sistemdir.

“Bir lokma bir hırka” anlayışı, mala sahip olmak, onu başkalarıyla paylaşmak, kardeşlerini kendine tercih ederek bir lokma ve bir hırkanın dışında elinde ve avucunda bulunanı başkalarına dağıtmaktır. Çalışmayı bırakıp üretimden kaçmak değil, çalışıp şahsî ve nefsî tüketimden kaçarak ihtiyaç içindeki kardeşini kendine tercih etmek yani “isar” sahibi olmaktır. İsar anlayışının var olduğu bir toplumda bir lokma bir hırka ile iktifa etmeye razı insanların infakı sayesinde sosyal adalet tam bir sevgi ortamında gerçekleşir.

Dünyayı yöneten zalimler, mazlumların ve çaresizlerin hakkını gasp ederek kurdukları imparatorluklarla, petro-dolarlarla inşâ ettikleri yeni Ziggurat tapınakları ile beşeriyeti ekmek bulamayan fakirler hâline getirdiler. Dünya, bu zalimlerin eliyle kan emici vampirlerin arenası hâline geldi. Allah nizamına muhalif, “Lâ ilâhe illâ-Allah” emrine karşı icat ettikleri düzenlerinin sonunda kapitalizm veya komünizmin yahut da değişik tonlarıyla bir dünya düzeni kurdular. Vahşi kapitalizmin hücumuyla beraber bizdeki türedi zenginler, Müslüman milletimizin hissiyatına ve tefekküre muhalif kimi haramzadeler, düzenin kamburlarından da istifade ile bedavadan köşeyi dönmek ve bedavadan Cennet’e girmek(!), emek harcamadan, ter akıtmadan, sıkıntı çekmeden, eğitim almadan, yokuş tırmanmadan ve uzun yol yürümeden zengin olmak istediler. Ne hazindir ki, bu duygu, toplumda çok yaygınlık kazanıyor. Herkes başkanların bedavadan köşe dönmesinden bahsederek iç geçiriyor. Mevcuda iktifa etmemek, hastalığın adı oluyor.

Toplum, bedavadan zengin olmaya hücum ediyor. Son yıllarda yapılan hainlikler bunun şahididır. Oysa inancımızın işareti, “sa’y” yapmaktır. Yani koşmak, çalışmaktır. Kur’ân’da bu hususa defaten işaret ediliyor. Çalışmak ve rızık için çabalamayı emreder Allah. Emek ve ekmek peşinde olmak, helâl kazancı mubah ve ibadet kabul eder. Arifandan Millî Şair Mehmet Akif, bunu çok önemser. İnanmanın şartlarından biri olarak izah eder. Müslümanların yaşadıkları sefalet ve cehaletin kökeninde tembelliği görür. Bir de tevekkül düşüncesinin arkasına sığınmalarına isyan eder. Bir şiirinde merhum Akif, “‘Çalış’ dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun/ Onun hesabına birçok hurafe uydurdun/ Sonunda bir de ‘tevekkül’ sokuşturup araya” der.

Bir tembellik bilinci ve çalışmaktan imtina etme davranışı, başka bir şey bıraktı yerine. Yorulmadan, alın teri dökmeden, vahşi kapitalizmin allayıp sunduğu, modernizmin süslü dünyası adına hile ile servet sahibi olmak… Maazallah!

“Bir lokma bir hırka” anlayışının asıl etkili ve geçerli olduğu yer, tüketim alanlarıdır. Özellikle günümüzde çok çeşitli reklâm (yazılı veya görsel) vasıtalarıyla “israf ekonomisi” alabildiğine körüklenmektedir. Her şey tüketim esasına dayandırılmış, bu yüzden israf hızla artmıştır. İhtiyacın “bir lokma bir hırka” düşüncesinden hareketle kontrol altına alınması, reklâm ve teşvik unsurlarının azaltılması, israf ekonomisinin yerini ihtiyaç ekonomisinin almasını sağlayacak, insanlar teknolojinin ürettiği imkânları hovardaca harcamaktan kurtulacak, zengin fakiri ezmeyecek ve fakir, içinde fakirliğin buruk acısını ömür boyu taşımak ve zengine haset nazarıyla bakmak sancısından kurtulacaktır.

Anadolu irfanını yansıtan bir kelâm-ı kibar, “Gözünü toprak doyursun” der. Herhâlde tamahkârlık ve açgözlülük yapıp Allah-u Teâlâ’nın şeraitine aykırı hareket eden ve helâl haram demeden, “Nereden gelirse gelsin, yeter ki benim olsun” mantığı ile hareket edenlerin sebep olduğu fırsatçılığı ve fırsatçıları tarif ediyor bu söz.

Sözümüzü tasavvufî bir cümle ile bitirelim: “Bir lokma bir hırka” anlayışı bir tevekkül işidir. Tevekkül ise bir kalb eylemidir. Allah’a güvendir. Allah’tan gelene rızadır. Ayrıca “bir lokma bir hırka”, kişinin nefsine karşı tavrıdır. “Kendine bir, başkalarına bin lokma” anlayışıdır. İsar anlayışıdır. Vesselâm…