Ruhu çiçek açanların şehri: Srebrenitsa

Siyonist İsrail, Sırpların ve Ermenilerin halefliğinde soykırımın, katliamın zirve noktasını insanlığa seyrettiriyor. Dünya seyre dursa da, nice “devler” gözünü yumup, kulaklarını tıkasa da o topraklardan fışkıracak çiçeklerin rayihası tüm semaya yayılacak. Zalimler unutmasın ki, postallarının değdiği her karış topraktan rengârenk çiçeklerin filizleri baş verecek.

BOSNA-HERSEK, acısını kelebeklerin kanatlarında taşıyan ülke...  Bosna-Hersek, ruhlarından Artemis kokuları yayılan meçhullerin toprağı... Bosna-Hersek, yakınlarının naaşlarına bile ancak yıllar sonra ulaşmanın acısıyla iki büklüm olmuş insanların yurdu… 

“Mavi renk size neyi ifade eder?” diye sorsam…  Meselâ denizi mi, gökyüzünü mü? Özgürlüğü ya da sonsuzluğu mu? Cevaplar çeşitlilik gösterse de üç aşağı beş yukarı bu minvalde karşılık bulacaktır. Fakat öyle zamanlar ve öyle vakalar olur ki bazen tüm doğrular ters köşe, tüm sabitler yerle birdir o durumlarda. 

Meselâ, genel mânâda özgürlüğü hissettiren mavi ve masumiyeti ifade eden kelebeğin karşılığını Bosna-Herseklilere sorsak, izahı mümkün olmayan bir acı ve bu kocaman acının zihinlerde ve yüreklerdeki karşılığı olarak cevaplar alırız. Çünkü zamanın şahitlik ettiği en vahşi ve nefret duygusuyla işlenmiş Srebrenitsa katliamının boyutunu, tüm dünya mavi kelebekler aracılığıyla duydu ve katliam mavi kelebeklerle sembolleşti. Müslüman Boşnakların Sırp askerleri tarafından katledilişi dünyaya artık “mavi kelebekler” üzerinden bir hayret hikâyesi olarak aksedecekti. Dünya bir çiçek kokusundan ve bir kanat şakırtısından vahşetin akıl almaz boyutunun şahitliğine hazırlanıyordu. Gerçek ne kadar derine gömülürse gömülsün bir gün mutlaka filiz verip yeşerecekti. Mavi kelebeklerin hikâyesi ise safını belirleyenler için ibret, “güç” denilen olguyu elinde tutanlar için ise zillet olacaktı.  

1990’lı yılların başında iki komünist ülke, Sovyet Rusya ve Yugoslavya rejimleriyle beraber kökünden sarsılmış ve kendi içinde parçalanma yoluna girmişti. 1917 Ekim Devrimi’yle beraber Sovyet Rusya’da uygulanan komünist rejimin (sosyalizm) tahtı çok büyük tehlikedeydi. 20’nci yüzyıla diktatör liderler armağan eden bu rejimin gidişi de gelişi gibi kıyımlı olacağa benziyordu. Sovyet Rusya ve Yugoslavya’daki parçalanmada özellikle Müslüman kimliği taşıyan insanlar büyük bir zulme maruz kalmış, tarihin insanlık adına kaydedeceği en büyük katliamın hem öznesi hem de meçhulü olmuşlardı. Ne Ermenilerin Hocalı’da yaptığı katliam ne de aynı zamanlarda yaşanmış Bosnalı Müslümanlara Sırpların yaptığı vahşet, üstünden asırlar geçse de unutulacak türden değildi. O gün katledilen binlerce Müslümanın mezarları ne acıdır ki hâlâ bilinmezliğini koruyor. Hiçbir dine, ırka ve renge yakışmayacak zulmü, Bosna-Hersek’te yaşanan bu dramı hissedebilmek için ancak “mavi kelebekler”in vurduğu kanatları duymak, Artemis çiçeğinin kokusunu içine çekmek gerekiyor. Zalim, iktidarının üzerinde güç sarhoşluğu yaşarken mazlumun toprağında özgürlüğün rengi ve kanat sesleri bu acıyı hep canlı tutacak.

Yıl 1995… İki yıl süren kuşatmanın neticesinde Temmuz ayında BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa düşüyor… Binlerce Boşnak (erkek, kadın, çocuk) Potocari’de Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Hollandalı askerlerce denetlenen karargâhına sığınıyor. Ancak Sırp askerlerinin kuşatması üzerine sığınan Boşnakları BM’nin temsilcisi olan Hollanda askerleri Sırplara hiç direnmeden teslim ediyor. Bunun hemen öncesinde ise Srebrenitsa’da bir okulun öğretmenler odasında Sırp komutan Ratko Mladiç, Birleşmiş Milletler adına Hollandalı rütbeli bir asker ve Boşnak öğretmen Nesib bir kader toplantısının masasında... Sırp komutan Ratko Mladiç üstenci ve buyurgan tavrıyla sivil insanların canlarının bağışlanması için öğretmen Nesib’e tehditkâr teklifini seslendiriyor: “Silahlarını teslim eden herkesin hayatlarını garanti ederim!” Bu görüşmenin öncesinde Boşnaklara yaşam garantisi veren Birleşmiş Milletler temsilcisi o masada sessiz ve ifadesiz… Öğretmen Nesib ise böyle bir sorumluluğu alamayacağını ifade ediyor. Toplantıdaki Birleşmiş Milletler temsilcisinin Boşnak halkına yaptığı anonstaki teminata sevinen ve güvenen sivil halk silahlarını teslim etmeye razı oluyor. 

Milletler, bilhassa fikren şekillenirken tarihinden, inancından ve kültüründen beslenerek kıvam alırlar. Tarihin analizi yapılırken ve geleceğin ihtimalleri değerlendirilirken de milletlerin karakteristik özellikleri bu bahislerin anlaşılması ve etüt edilmesinde belirleyici unsur olarak ele alınır. Türk milleti töresinden ve inancından devraldığı üzere sözü teminat olarak kabul eder ve bu söze de itimat eder. Müslüman Boşnaklar kendilerine verilen söze itimat edecek ama bedelini çok ağır ödeyecekti! 

Silahların tesliminden hemen sonra Sırp komutan Ratko Mladiç sokaklarda Türk isimli tabelaları söktürtüyor ve sonra da kameralara dönerek aynen şu cümleleri sarf ediyordu: “Şu anda 11 Temmuz 1995… Sırp Srebrenitsa’sındayız; tam da Sırp kutsal gününün arifesinde bu kasabayı Sırp milletine armağan ediyoruz. Türklere karşı olan isyanın anısına Müslümanlardan intikam alma vakti geldi.”

Bu, binlerce Boşnak’ın (kadın, erkek ve çocuk) katliamı için start cümlesi niteliğindeydi. Devamında ise kitlesel kıyım olarak devam edecekti. Boşnak halkı evlerinden çıkarılıp ve caddede, sokakta, ormanlık alanlarda kurşun yağmuruna tutuldu. Vicdandan o kadar yoksun bir katliam yapılıyordu ki, katlettikleri insanların cenazelerini yakınlarına taşıttırırken aynı anda kıyımlarına aralıksız devam ediyorlardı.

Bosna Savaş’ında 312 bin kişi hayatını kaybetti. Bunların 35 bini çocuktu! 50 bin kadın tecavüze uğradı; ölenlerin ise çoğu, yerleri bilinmeyen toplu mezarlara gömülüyordu. Bosna-Hersek devleti toplu mezarların bulunması için 2008 yılında bir komisyon oluşturdu. Bu komisyon bazı bölgelerin jeolojik yapılarının değiştiğini ve o bölgelerde büyüyen Artemis çiçeğinin kokusuna giden mavi kelebekler olduğunu ve giderek çoğaldığını fark ettiler. Bunun sebebini araştıran komisyon üyeleri ilerleyen zamanlarda dehşet verici sonuçlara ulaşır. Mavi kelebeklerin yoğunlaştığı bölgelerin birer toplu mezar olduğu ortaya çıkar. Bu araştırmada 20 binden fazla ceset bulunur. Tüm bunlar tespit edilen toplu mezarların içinde manyetik değişkenlik taraması yapılmaması için bırakılan metal parçalarına rağmen ortaya çıkan gerçeklerdi ve mavi kelebeklerden istifade edilerek birçok toplu mezara ulaşılmıştır. Bu, ifadesi çok güç bir dramın, düşman çizmesiyle toprağa gömülen binlerce masumun bağrından hayatların fışkırdığına şahitlik ettiğimiz bir acının hikâyesidir. Bu kadar büyük bir soykırımı izleyen onlarca devletin ne yaptığı ve insanlık adına ne kadar hicap duyduğuysa cevapsız kalacak sorulardan sadece bir tanesi. 

Dünya, insan adına tüm zamanlarda güce ulaşmak üzere döngüsünü sürdürür. Kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan ve insanın ziyanına hedonistçe bir ruh düzleminde yaklaşanlar dün Hocalı’da ve Srebrenitsa’da izlediğimiz vahşetin mislini bugün Gazze’de hayata geçiriyor. Siyonist İsrail, Sırpların ve Ermenilerin halefliğinde soykırımın, katliamın zirve noktasını insanlığa seyrettiriyor. Dünya seyre dursa da, nice “devler” gözünü yumup, kulaklarını tıkasa da o topraklardan fışkıracak çiçeklerin rayihası tüm semaya yayılacak. Zalimler unutmasın ki, postallarının değdiği her karış topraktan rengârenk çiçeklerin filizleri baş verecek.