Rektörler ve darbeler

Yapılan darbe plânlaması dâhilinde, 10 Eylül 2003 günü dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı, YÖK Başkanı ile rektörleri mâkâmına davet ederek onlarla özel bir görüşme yapmıştı. General bu görüşmede rektörleri hükûmet aleyhinde konuşmaya teşvik ediyordu. Genelkurmay ise yapılan bu siyâsî gösteriyi sahiplenmek zorunda kalmıştı…

BUGÜNLERDE Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesine yaptığı rektörlük atamasından dolayı başta CHP olmak üzere birçok odak bir araya gelerek bir “İstemezük” kalkışması içine girmiş durumda. Hâl böyle olunca, benim zihnimde yakın tarihimiz boyunca rektörlerin siyâsî bazı icraatları ve hükûmetlerle olan ilişkileri canlandı.

Rektörlerin yakın tarih boyunca soyunduğu rolleri ve ilişkileri mercek altına alınca, bakın, ortaya hangi manzaralar çıktı…

Rektörden ilginç davet

2006-2010 arasında Türk Tabipler Birliği Başkanlığı yapmış Gençay Gürsoy, o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Türk Tabipler Birliği Başkanlığı yaptığım dönemde, o ilk Cumhuriyet mitingleri falan başlamış durumda… O sırada birtakım hazırlıklar var. Tabipler Birliği’ne de legal ve gayr-i legal bu tür mitinglere katılma konusunda sivil toplum örgütlerinden telkinler geliyor. Yani ‘orduyu göreve’ davet eden o dönemlerde...

Ama biz, Türk Tabipler Birliği (TTB) olarak bunların dışında kaldık. ‘Bir üniversite rektörü, ismini veremeyeceğim tabiî, şey söylemişti, ‘Biz, çeşitli üniversite mensupları olarak, Genelkurmay Başkanlığı’nda zaman zaman toplantılar yaparız. Türkiye’nin genel meselelerini konuşuruz. Siz de bir gelin, katılın bize. Göreceksiniz, çok yararlı şeyler olacak’ falan… Böyle bir davet almıştım.” (Gürsoy Gençay, 2012)

12 Mart 1971 Darbe döneminde rektör izi

Deniz Gezmiş ve Sarp Kuray gibi gençler, Atatürk Türkiye’sini kuracakları zannıyla iktidar heveslisi darbeciler tarafından açıkça kullanılmaktaydılar. Darbecilerin kullandığı gençlerin bir kısmı sivil üniversitelerde okumaktaydılar. Bunların başında ODTÜ geliyordu. ODTÜ’lü öğrencilerin ABD Büyükelçisi Komer’in mâkâm aracını yakması, o günlerin en dikkat çeken olaylarındandı. “Büyükelçiyi üniversiteye davet eden rektör, bunu hükûmete haber vermiyor, dolayısıyla bir tedbir de alınamıyordu” (Arcayürek, 1985:222).

12 Eylül 1980 Darbesi öncesinde dikkat çekici rektör hamleleri

12 Eylül Darbesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2 Aralık 1982 tarih ve “9” numaralı gündem maddesiyle, sekiz profesör ve iki doçentin katıldığı fakülte kurulu olarak Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e “fahrî hukuk doktoru diploması” verilmesi kararını alırlar. Aynı gün, her fakültenin dekanı ile birer öğretim üyesi, yüksekokul müdürleri ve rektör ile rektör yardımcılarının katıldığı İstanbul Üniversitesi Senatosu, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e “fahrî profesörlük diploması” vermeyi kararlaştırmıştı (Ertunç, 2010:433).     

28 Şubat 1997 darbesinin koçbaşı olarak rektörler

Başbakan Erbakan’ın İran’ı ziyaret etmek istediği haberi duyulunca, ziyaret ABD Büyükelçisi tarafından ağır bir dille eleştirildi. Çeşitli üniversite rektörleri Anıtkabir’i ziyaret ederek lâiklik karşıtlarına saygı duymayacaklarını belirttiler.

Erbakan’ı deviren 90 manşet de o günlerde kayıtlara geçmişti. Erbakan’ı Başbakanlıktan indiren sürecin amiral gemisi Hürriyet oldu. “Bir general”e dayandırılan 90 manşet, sona giden yolun taşlarını örmüştü. Gazetelerde yer alan manşetlere bakıldığında, “Rektörler Endişeli” (10 Aralık 1996, Sabah) manşeti de rektörlerin hükûmeti devirmek üzere siyâsete nasıl soyunduklarını gösteriyordu (Ertunç, 2010:492).

Nitekim 7 Şubat 1997 günü Rektörler Komitesi, yayınladığı deklarasyonda hükûmete sert uyarılarda bulundu. Deklarasyonu YÖK Başkanı Kemal Gürüz okudu. Rektörler bir yandan hükûmetle mücadele ederken, bir yandan da bilim adına kurulmuş üniversitelerde öğretim üyelerini taciz ve tasfiye ile meşguldüler.

28 Şubat darbe mağduru Prof. Dr. Ağırakça, 28 Şubat’ta rektörlerin kendisini çok ezdiklerini, üniversitenin kapısından dışarı atıldığını, odasının kapatıldığını ve kitaplarının paketlenmek sûretiyle üniversitenin önüne konulduğunu (Ağırakça, 2014) söyledi.

Bir başka 28 Şubat darbe mağduru Prof. Dr Mustafa Acar da yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bu dönemde (2000-2008) kişisel olarak maruz kaldığım mağduriyetler arasında şunları sıralayabilirim: Kendi üniversitemde kadro verilmemesi, başka bir üniversiteye geçmem için muvafakat verilmemesi, başka bir üniversitede yarı-zamanlı ders vermem için izin verilmemesi, bildiri sunarak katıldığım pek çok bilimsel etkinliğe maddî destek verilmemesi, doçent unvanım olduğu hâlde yazışmalarda ‘Yardımcı Doçent’ unvanının kullanılmaya devam edilmesi, unvan alan emsallerime cüppe giydirilirken dışlanmam ve yine doçent olduğum hâlde -YÖK Genel Kurulu’nun aksi yöndeki kararına rağmen- yardımcı doçentliğe yeniden atanırken jüri raporları istenmesi…

Bu anlamda yurtdışından doktorayı bitirip mecburî hizmet borcumu ödemek üzere döndükten sonra 11 yıl görev yaptığım üniversitemde söz konusu 11 yılın yaklaşık sekiz buçuk yılı taciz ve psikolojik eziyet içinde geçmiştir. Kadro verilmemesinden kaynaklanan yüklü miktarda bir maddî kaybım da söz konusudur.” (Acar, 2014)

Dönemin bazı rektörleri 28 Şubat Darbesi’nin kurmayları olarak cephede gönüllü olarak yerlerini almışlardı. O isimler birer darbe neferi olarak tarihteki yerlerini aldılar.

Kemal Gürüz

Darbe operasyonunda üniversiteler de işin içindeydi. Darbenin öne çıkan birkaç akademisyen kurmayı tarihî kayıtlarda yerlerini almışlardı. Dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Millî Güvenlik Kurulu kararlarının üniversitelerde uygulanmasını sağladı. Üniversite giriş sisteminde değişiklik yaparak imam-hatip ve meslek liselileri mağdur etti. İmam-hatip liselerinin kapatılmasını istedi. Amerikancı olduğunu söyledi. 28 Şubat’ın darbe olmadığını iddia etti. Başörtüsü yasağının mimarıydı. 7 Ocak 2009 tarihinde Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

Kemal Alemdaroğlu

İstanbul Üniversitesi’nin tartışılan rektörüydü. Eğitim özgürlüğü ve insan hakları konusunda yasakları sınır tanımadı. Yolsuzluk suçlamaları sebebiyle YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı.

2003 yılında Türk Tabipler Birliği Onur Kurulu tarafından intihâl suçundan iki ay meslekten uzaklaştırma cezası aldı. Ergenekon soruşturması kapsamında 21 Mart 2008 tarihinde gözaltına alındı, iki gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Nur Serter

İstanbul Üniversitesi’nin sonraki rektörüydü. İkna odalarının mimarıydı. 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrencilere kök söktürdü. Yazdığı “Siyasal İslâm’da Din Tekeli” isimli kitap, Refah Partisi’nin kapatılması sürecinde kaynak olarak gösterildi.

Cumhuriyet mitinglerinde sıkça boy gösterdi. Daha sonra CHP milletvekili seçildi.

2003 Sarıkız Darbesine giden yolda rektörler

Generaller siyâsete o kadar çok bulaşmışlardır ki 2003 Ağustos’unda Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gelen Özden Örnek, “Görünen o ki daha çok siyâset konuşacağız” diye günlüğüne not düşüyordu.

Kendilerine “Cumhuriyet Çalışma Grubu” adını vermiş bu gayr-i meşru örgüt, tüm kurum ve kuruluşları işin içine dâhil ederek bir darbe için gerekli bütün plânları hayata geçiriyordu. Üniversite rektörleri yaptıkları konuşmalarla hükûmete karşı psikolojik harp başlatmışlardı.

Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven” isimli bu darbe plânları çerçevesinde basının ele geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin sokağa dökülmesi, dernek ve sendikaların hükûmet aleyhine teşvik edilmesi, genç subayların rahatsız olduğunun haber yapılması, dindar toplum kesimlerinin fişlenmesi, etnik çatışmaların çıkarılması, Cumhuriyet’e saygı mitingleri yapılması (Tayyar, 2008:31) gibi plânlamalar dikkat çekiyordu.

Yapılan darbe plânlaması dâhilinde, 10 Eylül 2003 günü dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı, YÖK Başkanı ile rektörleri mâkâmına davet ederek onlarla özel bir görüşme yapmıştı. General bu görüşmede rektörleri hükûmet aleyhinde konuşmaya teşvik ediyordu. Genelkurmay ise yapılan bu siyâsî gösteriyi sahiplenmek zorunda kalmıştı (Tayyar, 2008:20).

O günlerde Özden Örnek’in günlüklerine yansıyan üniversite yöneticilerinin bazı hâlleri şöyleydi:

“8 Ekim 2003: Kocaeli Üniversitesi rektörünü aradım ve ona da rektörler olarak bu işi (İHL yasası) hemen ve sert bir şekilde protesto etmelerini ve arkalarında olduğumuzu söyledim. Basın ele geçirilmeye çalışılacak, üniversite rektörleri ile temas kurulup öğrenciler sokağa dökülecek, sendikalarla da aynı şekilde hareket edilecek, sokaklara afişler astırılacak, derneklerin hükûmet aleyhinde olmaları teşvik edilecek, bütün bu olaylar yurt çapında yaygınlaştırılacak ve bütün bunlar Sarıkız olarak anılacak…”

2007’deki 367 skandalının koçbaşı rektörler

YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde YÖK Rektörler Komitesi’ni toplayarak Sabih Kanadoğlu’nun 367 icadına destek açıklaması yapmıştı. TBMM’deki 547 milletvekilinin 411’inin oyu ve 3 partinin uzlaşmasıyla geçen, buna rağmen CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülen üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren yasaya karşı çıkmış, hattâ bunu “anayasaya karşı hile” olarak adlandırmıştı (Kökçe, 2017).

Görüldüğü gibi, ülkemizin yakın tarihi boyunca üniversitelerde ilim üretmek yerine darbe filmlerinde rol almak için soyundukları anlaşılmaktadır.

Bugünkü kavganın gerisinde de bir ilim gayretinin değil, bir film gayretinin olduğunu anlamak çok zor olmasa gerek!