ABDULLAH Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki silah bırakma ve örgütün feshedilmesi çağrısı üzerine PKK, 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde Kuzey Irak’ta bir kongre topladı. PKK 12. Kongresi örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadeleyi sonlandırılması kararını aldı. Bu olağanüstü gelişme, Türkiye’nin güvenlik, iç siyaset, bölgesel ekonomi, uluslararası ilişkiler ve toplumsal dinamikleri üzerinde şok dalgası yarattı. Aşağıda belirtilen her başlık altında, 2024–2025 verileri ve analizleri ışığında mümkün sonuçları değerlendireceğim.
Güvenlik ve iç istikrar üzerine etkiler
Terör tehdidinde azalma: PKK’nın silahsızlandırılması, iç güvenlik açısından en önemli gelişmedir. 50 yıldır devam eden PKK saldırıları büyük ölçüde sona erdiğinden, Türkiye’deki terör riskinin kayda değer biçimde azalacağı öngörülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu kararı, “Terörsüz Türkiye” hedefine doğru “terörün tamamen bitmesi hâlinde yeni bir dönemin kapısının açılacağı” şeklinde değerlendirdi. Devlet yetkilileri, süreci yakından takip edeceklerini, İstihbarat Teşkilatı’nın koordine ettiği bir mekanizmayla tüm yapı ve uzantıların tasfiye edileceğini ifade ettiler.
Sınır ötesi operasyonlar ve işbirlikleri: PKK’nın Kuzey Irak ve Suriye’deki unsurlarına yönelik askerî harekâtların yönü değişebilir. Örgütün Irak’taki kamplarının boşaltılması, Türkiye’nin bölgedeki müdahale planlarını yeniden şekillendirebilir. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin hedef aldığı YPG/ SDG’ye yönelik yaklaşım kritik bir belirsizlik oluşturuyor; YPG liderleri Öcalan’ın çağrısının kendilerini bağlamadığını açıkladılar. Bu durumda Türkiye, diğer terör örgütlerine (örneğin SDG/YPG) odaklanan politika ve işbirliklerini gözden geçirecek, gerektiğinde NATO müttefikleriyle diyalog hatlarını kullanacaktır. Sınır güvenliği için hava gözetleme ve istihbarat paylaşımı önceliğini koruyacak, MİT ve Emniyet birimlerinin tedbirleri sıkı tutulacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürecin MİT koordinasyonunda yürütüldüğünü ve İbrahim Kalın’ın bu konuda öncülük ettiğini belirterek, “Hiçbir aksaklık yaşamamak için çok büyük bir hassasiyetle takip edeceğiz” mesajını verdi.
Barış hâlinin tesis edilmesi: Uzmanlar, PKK’nın silah bırakmasının “kalıcı barış” için gerekli bir zemin oluşturduğunu vurguluyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu kararı “tarihî ve önemli” olarak değerlendirip uygulamanın hayata geçirilmesi hâlinde “bölgemizdeki tüm halklar için kalıcı barış ve istikrar” doğuracağını belirtti. MHP lideri Devlet Bahçeli ise silahların bırakılmasının gerekçesinin yasalarla belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak sürece destek verdi. Güvenlik bürokrasisi, sahadaki adımları planlayıp koordine ederken, olası provokasyon ve “yol kazalarını önlemek için istihbarat ağları güçlendirilecek.
Türkiye iç siyasetinde değişimler
Hükûmet ve iktidar cephesi: AK Parti-MHP koalisyonu, süreci stratejik bir kazanım olarak görüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, süreci devlet politikası olarak tanımlayıp “terörsüz Türkiye” hedefinde kritik bir eşik aşıldığını vurguladı. AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, fesih kararının “örgütün tüm uzantılarını kapsayan bir karar” olduğunu ifade ederek, bu kararın tam uygulanmasının dönüm noktası olacağını belirtti. Siyâsî danışma mekanizmaları hemen devreye alındı. İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve bakanlar, sürecin şeffaf ve titizlikle yürütüleceğini, şehit ailelerine duyulan minnettarlığı dile getirdi. İktidar kanadı, Kürt meselesinin askerî değil siyâsî yöntemlerle çözüleceğini söyleyip, içerde yeni bir toplumsal konsensüs kurma çabasına girdi. “Şimdi silah değil, söz konuşacak”sözleriyle İçişleri Bakanı Yerlikaya da bu mesajı tekrarladı.
Kürt siyâsî hareketinde ise DEM Partisi, PKK’nın kararını “tarihî bir fırsat” olarak gördü. DEM Parti MYK’sı, hazırlanan bildirgesinde TBMM’yi demokratikleşme adımlarını atmaya çağırdı. DEM Eş Başkan Yardımcısı Tayip Temel, PKK’nın “50 yıllık mücadele yöntemini bütünüyle değiştirme kararı” aldığını ve önümüzdeki süreçte demokratik siyasetin güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Selahattin Demirtaş gibi diğer Kürt önde gelenler de barışçıl çözüm ve toplumsal kalkınma mesajları verdi. Sonuçta HDP’nin siyâsî mirası üzerindeki Yeşil Sol Parti ve bağlantılı DEM, PKK siyasetinin militan kanadının kapanmasını destekleyerek demokratik siyaseti öne çıkaracak. Bu durum, Türkiye’de Kürt seçmen üzerinde eskiye oranla daha siyâsî (tabandan gelen temsil) odaklı bir dönüşümü işaret ediyor.
Irak ve Kürt Yönetimi (KBY): Irak Merkezi Hükûmeti, PKK kararı için olumlu değerlendirmelerde bulundu. Bağdat Dışişleri Bakanlığı, gelişmeyi “bölgesel istikrarı güçlendirecek önemli bir fırsat” olarak nitelendirdi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, PKK’nın silahsızlanmasını “politik olgunluk” göstergesi sayıp “bölge için yeni bir sayfa” olarak değerlendirdi. Bu ifadeler, Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki işbirliğinin güçlenebileceğini, sınır ötesi terör kaynaklarının ortadan kalkmasının Irak’ın kuzeyinde de güvenliği artıracağını işaret ediyor.
Suriye: Suriye rejimi, sürece olumlu yaklaşımını iletti. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Türkiye ziyaretinde bu adımı “yalnızca Türkiye’nin iç güvenliği için değil, bölge istikrarı için de önemli bir dönüm noktası” olarak gördüğünü ve SDG ile Şam arasındaki anlaşmanın uygulanmasının önemine vurgu yaptı. Dolayısıyla, Türkiye’nin kuzey Suriye politikası yeniden şekillenebilir, rejim ile SDG güçleri arasındaki denge Suriye hükûmeti lehine ilerleyebilir.
İran ve bölgedeki diğer aktörler: İran’da benzer bir olumlu hava var. İran Kürt örgütleri ve Türkiye’nin bölgedeki tutumu göz önünde bulundurulduğunda, Tahran muhtemelen Türkiye’nin PKK’ya karşı operasyonlarını azaltmasını destekleyecektir. Al Jazeera, Bahçeli’nin önerisinin ABD, AB, Irak ve İran tarafından olumlu karşılandığını yazdı. Bu çerçevede, Türkiye-İran işbirliği ve bölgesel enerji-güvenlik projelerinde yeni fırsatlar doğabilir. Ayrıca, İsrail ve Arap ülkeleri perspektifinden de bölgedeki terör yükünün hafiflemesi genelde olumlu karşılanmaktadır.

PKK’nın kendini feshetmesiyle Türkiye, kırk yılı aşan bir terör tehdidinin sona erdiği yeni bir dönemin eşiğine gelmiştir. Bu tarihî kırılma noktasının mimarları arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği tartışmasızdır. Bu başarıda, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin katkısı da hayatî bir öneme sahiptir.
PKK mensuplarının akıbeti
Silahsızlanma ve hudut dışı: PKK’nın açıklamasında silahsızlanma süreci Öcalan’ın “süreci yürütüp yönlendirmesini” gerektirdiği vurgulandı. Fakat bunun pratikte nasıl gerçekleşeceği net değil. Reuters’a göre PKK mensuplarının çoğunun Irak’taki kamplarda bulunduğu, Türkiye’ye dönmelerinin beklenmediği kaydedildi. Hükûmet kaynakları ise örgüt yönetim kadrosunun üçüncü ülkelere gitme olasılığı üzerinde çalışıldığını belirtti. Önemli bir soru da iade talepleridir; Türkiye muhtemelen NATO ve ülkelere diplomasi kanalıyla PKK’lıların iadesini talep edecektir.
Yargı ve af tartışmaları: Kamuda, PKK mensuplarına yönelik somut bir affı işaret eden resmî açıklama yoktur.
Toplumsal hafıza, mağdur ailelerin beklentileri ve adalet süreci
Şehit aileleri ve gaziler: Yıllardır şehit olan binlerce güvenlik görevlisi ve sivile karşı saldırıların son bulması, mağdur ailelerdeki umutları canlandırmıştır. Resmî ağızlar, fedakârlık etmiş kahramanları unutmama sözü veriyor. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya “Barış zaferinin sahibi milletimizdir” diyerek, “Artık silah değil söz konuşacak, korku değil umut büyüyecek” mesajıyla toplumsal birlik çağrısı yaptı. Bu açıklamalarda, toplumsal hafıza vurgusu açık; devlet, şehit yakınlarını yüceltip mağdur ailelerinin duygularına saygı gösterecek. Öte yandan aileler, yıllardır süren kan ve gözyaşının hukuken hesabının sorulmasını da isteyecektir. Bu bakımdan, adalet mekanizmaları PKK’nın geçmişteki eylemlerini soruşturacak ve şüphelileri mahkemelere çıkaracaktır. Demokratikleştirme sürecine ilişkin bildiri ve açıklamalar, mağdur ailelerin gönüllerinin alınmasını da hedef alıyor; bu dönemde, tazminat yasası gibi düzenleme talepleri gündeme gelebilir.
Sosyal uzlaşma ve tarih algısı: PKK’nın dağılmasına dair haberler medyada geniş yer bulurken, toplumda genel bir rahatlık oluşurken bazı gruplar şüpheci kalabilir. Tarafsız gözlemciler, geçmişteki yaraların kapanmasına yönelik olarak “geçiş dönemi adaleti” benzeri yaklaşımların gerekebileceğini belirtiyor. Meselâ PKK’nın bildirgesinde demokratik toplum sürecine destek çağrısı yapması, sürecin daha çok siyâsî/eğitim boyutuna odaklanacağını gösteriyor. Medyada mağdur aileleri temsil eden STK’lar ve aile üyeleri, adaletin yerini bulması için hukukî adım beklentisini dile getirecektir. Hükûmetin bu alanda atacağı adımlar, toplumsal uzlaşmanın başarısı için kritik olacaktır.
Devletin tutumu ve güvenlik bürokrasisi değerlendirmeleri
Devlet politikası: AK Parti-MHP iktidarı, PKK feshi kararını bir “devlet politikası” olarak benimsemiş durumda. İletişim Başkanlığı, bu sürecin kapsamlı bir koordinasyon gerektirdiğini vurguladı. Süreçte güvenlik birimlerinin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı ve TBMM güçleri bir arada çalışacak. Devlet organları, yerli istihbarat birimleriyle uluslararası paydaşları eş zamanlı devreye sokuyor. Özellikle İbrahim Kalın liderliğinde MİT ve Millî Savunma Bakanlığı vasıtasıyla saha düzenlemeleri yapılacak. Bu çerçevede, PKK’nın kontrolündeki tüm bölgeler tekrar devlet denetimine alınacak ve yerel yönetimlere güvenlik kuvvetleri takviyesi sağlanacak.
Askerî ve güvenlik konsepti: Genelkurmay ve Emniyet içindeki değerlendirmelere göre, örgütün dağılması mevcut askerî harcamaları ve kayıpları azaltacak, bu kaynakları yeniden yapılandırmaya açacaktır. Uzmanlar, Türkiye’nin yeni güvenlik doktrininde iç huzur unsurunu güçlendirirken sınır ötesi tehditlere karşı caydırıcılığı korumayı hedeflediğini belirtiyor. Özellikle MİT, PKK’nın yeni yapılarının oluşumunu engellemek üzere erken uyarı sistemlerini aktifleştirecektir. Ayrıca, terör finansa karşı mali mücadele ve örgütün yurt dışı bağlantılarını kesmeye yönelik istihbarat, öncelikli hâle gelecektir. Nihayetinde, güvenlik bürokrasisi PKK’yı “çok yönlü operasyonlarla” yok etmiş bir ittifakın simge başarısını fiilen devam ettirme arayışında olacaktır.
Tarihi sürecin iimarı olarak Erdoğan ve Bahçeli
PKK’nın kendini feshetmesiyle Türkiye, kırk yılı aşan bir terör tehdidinin sona erdiği yeni bir dönemin eşiğine gelmiştir. Bu tarihî kırılma noktasının mimarları arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği tartışmasızdır. Kararlı güvenlik politikaları, stratejik diplomasi, halkla kurduğu güçlü iletişim ve “Devlet Aklı”nı öne çıkaran yönetim anlayışıyla Erdoğan, Türkiye’yi terörle mücadelede kalıcı bir başarıya taşımıştır. Onun terörle mücadelede sergilediği kararlılık, sadece askerî zafer değil, aynı zamanda sosyo-politik bir çözüm sürecinin de önünü açmıştır.
Bu başarıda, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin katkısı da hayatî bir öneme sahiptir. Türkiye’nin beka meselesi olarak gördüğü terörle mücadelede Bahçeli, başından beri tavizsiz bir duruş sergilemiş, Cumhur İttifakı’nın ideolojik omurgasını güçlü bir şekilde desteklemiştir. Siyâsî istikrarın korunmasında ve güvenlik politikalarının arkasında kararlılıkla durulmasında Bahçeli’nin iradesi belirleyici olmuştur. Devletin bekasını önceleyen yaklaşımı, toplumda güven ve birlik hissiyatını perçinlemiştir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin terörle mücadelesinde ulaştığı bu tarihî başarı yalnızca silahların susması değil, aynı zamanda siyâsî uyumun, liderlik vizyonunun ve devlet-millet dayanışmasının zaferidir. Erdoğan ve Bahçeli, tarihe sadece terörü bitiren liderler olarak değil, Türkiye’yi daha güçlü bir geleceğe taşıyan siyasetçiler olarak geçmektedir.
Sorular ve cevaplar
Son olarak bebek katili Abdullah Öcalan’la ilgili birkaç soruyu da cevaplamak istedim:
Abdullah Öcalan’ın cezaevinden çıkması, hem hukukî hem siyâsî hem de toplumsal düzeyde neredeyse imkânsızdır. İşte sebepleri:
1. Hukuki açıdan: Öcalan, 1999 yılında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör örgütü kurmak-yönetmek suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Türk hukuk sisteminde bu cezanın infazı ömür boyudur ve tahliye ya da af çok istisnai durumlara bağlıdır. Üstelik cezası, şartlı tahliyeye de kapalıdır.
2. Siyâsî gerçeklik: Öcalan’ın serbest bırakılması, Türkiye’de büyük bir toplumsal tepkiye ve siyasal krize neden olur. On binlerce şehit vermiş bir ülkede, toplum vicdanı açısından böyle bir adımın atılması neredeyse düşünülemez. Hükümet de muhalefet de böyle bir riski almaz.
3. Toplumsal hafıza ve meşruiyet: Toplumun büyük kesimi, PKK’nın lideri olarak Öcalan’ı bir terör sembolü olarak görmektedir. Fesih süreci dahi başlasa, Öcalan’ın bu süreçte “yol gösterici” olarak kabul edilmesi ayrı, serbest kalması ise çok başka bir şeydir. Adalet ve şehit aileleri açısından bunun kabulü mümkün görünmemektedir.
4. Uluslararası boyut: Türkiye’nin müttefikleri bile, böyle bir adımı kendi iç kamuoylarında açıklamakta zorlanır. Ayrıca PKK, halen AB ve ABD’nin terör listesinde yer almaktadır.
Özetle: PKK kendini feshetse bile, Öcalan’ın serbest bırakılması siyâsî gerçeklerle, hukukla ve toplumsal vicdanla bağdaşmaz. Dolayısıyla cezaevinde kalmaya devam edecektir. Bu, hem stratejik hem etik hem de tarihsel açıdan çok ilginç ve tartışmalı bir soru: “Devlet, Abdullah Öcalan’ı bir araç olarak kullanıyor mu?”
Kısa cevap: Evet, devlet zaman zaman Öcalan’ı stratejik bir araç veya kanal olarak kullanmıştır. Ancak bu, onun serbest bırakılması ya da meşru kabul edilmesi anlamına gelmez. Şimdi bunu daha derinlemesine açıklayalım:
1. Öcalan’ın rolü: Düşman liderden stratejik kanala: 1999’da Türkiye’ye teslim edildikten sonra, Öcalan, ilk kez Devlet’in denetimi altına girdi. Cezaevinden ilk mesajları, örgüte “silah bırakın” çağrısı yapması yönündeydi. Bu, aslında Devlet’in bir süredir aradığı psikolojik ve stratejik üstünlüğü kurması anlamına geliyordu.
Devlet açısından Öcalan şuna dönüştü: “Örgütü içeriden çözebilecek, tabanı etkileyebilecek bir figür ama asla özgür kalamayacak bir mahkûm.”
2. 2013-2015 Çözüm Süreci örneği: Bu dönemde Öcalan ile Devlet yetkilileri arasında İmralı’da görüşmeler yapıldı. Mesajlar Kandil’e iletildi. Amaç, silahların susmasıydı. Devlet, Öcalan’ı hem Kandil’e hem de Kürt tabanına karşı bir denge unsuru olarak kullandı. Bu dönem, Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisinin de test edildiği bir laboratuvar gibiydi. Ancak süreç başarısız olunca, Devlet şu kanaate vardı: “Öcalan araç olabilir, ama tek çözüm değildir.”
3. 2025 Fesih sürecinde Öcalan’ın konumu: Son gelişmeler ışığında, Öcalan’ın yeniden gündeme gelmesi tesadüf değil. PKK’nın fesih açıklamasında onun çağrısından bahsedilmesi, örgüt içindeki kalan etkisini gösteriyor. Devlet bu etkiyi, örgütün dağılmasını hızlandırmak ve kan dökülmeden çözüm sağlamak için yönlendirmiş olabilir. Ama bu “Kullanalım ve serbest bırakalım” demek değildir. Bu daha çok, “Onun örgüt üzerindeki psikolojik etkisini kullanıp süreci kolaylaştıralım” stratejisidir.
4. Ahlâkî ve siyâsî sınırlar: Devlet’in Öcalan’la iletişimi, bir meşrulaştırma anlamına gelmez. Tıpkı istihbarat servislerinin düşman liderlerle zaman zaman temas kurması gibi düşünülmelidir. Ama bu temas, kamuoyunun hassasiyetleri dikkate alınarak gizli, sınırlı ve kontrollü yürütülür.



