Patrikhane “ekümen” sayılır mı?

Türkiye’nin bir Patrikhane sorunu vardır. Bu sorun ise Rum nüfusunun yokluğu ile çözülebilir. Çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’de Rum nüfusu istisnai düzeye inerek adeta bir varmış bir yokmuş durumuna gelmiştir. Türkiye’de olmayan Rum nüfusu için bir Rum Patrikhanesinin bulunması akla ziyandır. Yunanistan ile varılacak bir mutabakata bağlı olarak Patrikhanenin Türkiye’den gönderilmesi, bu sorunun kıyamete kadar çözülmesi demektir.

İZNİK Konsili’nin 1700’üncü yıl dönümü sebebiyle İznik’te yeni bir konsilin toplantısı İstanbul Fener Rum Patrikhanesi ve Papalığın ortaklığı ile yapılmaktadır. İlk İznik Konsili’nde İstanbul Patrikhanesi temsil edilmediği hâlde ve İstanbul Patrikhanesi ile Vatikan Papalığı arasında binlerce yıldır süregelen büyük sorunlara rağmen, şimdi her iki taraf ortaklaşa yeni bir konsil toplantısı nasıl yapabilmektedir? 

İstanbul Fatih Kaymakamlığı’na bağlı olduğu iddia edilen Patrik, İznik Konsili için bağlı olduğu kaymakamlıktan izin almış mıdır? Sadece konsil için değil başka faaliyetleri için de Patrik, Fatih Kaymakamlığı’nı muhatap alıyor mu? Patriğin faaliyeti hakkındaki haberlere bakıldığında, asla fatih Kaymakamlığı’nın izni, eseri yoktur. Patrik kendisini ekümen (evrensel) saymaktadır. Bundan dolayı da Fatih Kaymakamlığı patrik için yok hükmündedir. Hıristiyanlık tarihi ve teolojisi bakımından İznik’te yeni bir konsilin toplanmasının Patrikhaneye bir faydası olacak mıdır?

Tanrı’nın idare ettiğine inanılan konsilde hata olamayacağı da kabul edilmiştir

İlk İznik Konsili M.S. 325’te Bursa İznik’te toplanmıştır. Bu konsil ile ortak bir amentü, inanç sistemi geliştirildi. İznik Konsili, Hıristiyanlık tarihinde ilk ekümenik toplantıdır. Pavlos’un risaleleri esas alınarak İznik’te dört İncil; Lukas, Matta, Markos, Yuhanna geçerli sayılmıştır. 

Her kilisenin kendi başına apayrı idaresine son verilerek, ortak bir idare kuruldu. Apostalik Kilise (Havariler tarafından kurulan kilise) saydıkları bir merkez kiliseye diğer kiliselerin bağlanması kararlaştırıldı. İskenderiye, Antakya ve Roma Kiliseleri apostalik kilise sayıldı. Anadolu-Suriye ve Irak Antakya Kilisesine, Güneydoğu Avrupa Roma Kilisesine, Afrika ise İskenderiye Kilisesine bağlı sayılmıştır.

Bu kararlar itikadi inanç ilkeleri ile sayılmış, daha sonra Hıristiyanların bu kararları tartışması yasaklanmıştır. Konsili Ruhül Kudüs’ün idare ettiği kabul edilmiştir. Yani Tanrı bu konsile başkanlık etmiştir. Ruhül Kudüs’ün inayetiyle konsile katılan herkesin birdenbire, Grekçe (Yunanca) konuştuğuna inanılmıştır. Tanrı’nın idare ettiğine inanılan konsilde hata olamayacağı da kabul edilmiştir. Bu yüzden İznik Konsili, kararları Hıristiyanlar tarafından tartışmasız bir şekilde kabul edilerek günümüze kadar gelmiştir. Konsile Tanrı başkanlık ettiği için, konsilin kararlarına itiraz edenlerde dinsiz sayılmıştır. 

Vatikan hiçbir zaman İstanbul Konsili kararlarını kabul etmedi

Konsilden beş yıl sonra 330’da ise İstanbul kurulmuştur. Bu yüzden konsilin merkez kilise saydıkları arasında İstanbul Kilisesi yoktur. 379’da Hıristiyanlık 1. Teodosyus tarafından, Roma İmparatorluğu’nun resmî dini ilan edildi. Bu ilandan sonra Hıristiyanlar, Roma tapınaklarını ve tapınak çevresindeki heykelleri daha önce gördükleri zulümlerin intikamı olarak yıktılar, kırdılar. İstanbul başkent yapıldıktan sonra Roma Kilisesi tarafından bir Başpiskopos atandı. 

İstanbul Başpiskoposluğu 381’de İstanbul Konsili’ni topladı. Bu konsilde İstanbul Başpiskoposu, Patrik sayıldı. Bu kararı Roma delegeleri kabul etmeyerek konsili terk ettiler. İskenderiye ve Antakya delegeleri ise bu kararı imzalamadılar ama itiraz da etmediler. İstanbul Konsili’nin kararı ile Fener Rum Başpiskoposu Nektaryüs, patrik unvanını almış oldu. Fener Kilisesi önceden Zonguldak Ereğli Metropoliti’ne, Ereğli Metropoliti ise Efes Metropoliti aracılığı ile Antakya Kilisesi’ne bağlıydı. İstanbul Fener Rum Kilisesi Başpiskoposu patrik sayıldı, ancak kendisine bağlı bir kilise idarî bölgesi ihdas edilmedi. Vatikan hiçbir zaman İstanbul Konsili kararlarını kabul etmedi. Antakya ve İskenderiye Kiliseleri ise İstanbul Konsili kararlarını kabul etmiş göründü ancak bu konsile katılan kendi temsilcileri durumundaki papazları hain ilan etti.

İstanbul’a patrik olarak tayin edilen papazların atamasını ise Antakya ve İskenderiye Kiliseleri yapmıştır. Yani günümüzde “ekümen patrik” sayılan patriği hep Antakya ve İskenderiye Kiliseleri tayin etmiştir. Üstelik Antakya ve İskenderiye Kiliseleri de her zaman kendilerinin ekümenik olduklarını iddia etmişlerdir. 398’de İstanbul Patriği Nektaryüs ölünce, Bizans İmparatoru Antakya Patriği Filavniyan’a müracaat ederek İstanbul’a bir patrik atanmasını istemiştir.

İstanbul Fener Rum Kilisesi’nin ekümenliği tartışmalıdır

Siyâsî sebeplere bağlı olarak zamanla Batı (Roma-Vatikan-Katolik) Kilisesi ile Doğu (Bizans-İstanbul-Ortodoks) Kilisesi daha çok etkili olmuştur. Katolik kelimesi II. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığın ortak inançları ve uygulamaları için kullanılırken, zamanla Batı/Roma Kilisesi’nin ve ona bağlı Hıristiyanların adı olmuştur. Zamanla Doğu (Bizans-İstanbul) Kilisesi’ne bağlı olan Hıristiyanlar ise Ortodoks diye anılmıştır. 

İstanbul Fener Rum Kilisesi’nin ekümenliği tartışmalıdır. Çünkü ekümen kiliseler Fener Kilisesi’ne böyle bir statü vermemişlerdir. Fakat Bizans İmparatoru’nun baskısı ile Fener Rum Kilisesi’nin ekümenliğini kabul eder görünmüşlerdir. Aslında Fener Kilisesi’ne ekümenik unvanını Bizans İmparatoru vermiştir. Bizans’ın yıkılması ile birlikte bu kilise bir nevi sahipsiz kalmıştır. Bu yüzden Fener Rum Kilisesi’ni Hıristiyanlık teolojisi bakımından meşru saymak mümkün değildir.

İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet Patrikhaneye Bizans döneminde sahip olduğu hakları, yetkileri tanımış, Ortodoks Hıristiyanların manevî otoritesi olarak faaliyetine devam etmesine izin vermiştir. Yükselme ve duraklama döneminde Patrikhanenin varlığından yetkilerinden Osmanlı yöneticileri şikâyetçi olmamıştır. Ancak gerileme dönemiyle birlikte Patrikhane, Rum/Yunan bağımsızlık hareketinin merkezi durumuna gelmiş ve 1821 Rum/Yunan isyanına Fener Patriği IV. Grigoris 12 Nisan 1821’de öncülük ettiği için Fener Kilisesi’nde idam edilmiştir.

Lozan Anlaşması ile Patrikhanenin şaibeli geçmişi adeta silinmiştir

Sonraki dönemde de patriklerin Rum ayrılıkçılarını organize etmesinden Türk makamları hep şikâyetçi olmuştur. Mütareke döneminde ise başta M. Kemal Paşa olmak üzere pek çok yönetici Patrikhaneyi ihanet odağı olmakla suçlamıştır: 

“Patrikhane, millî davamıza karşı her türlü zararlı faaliyeti idare eden bir merkez olmuştu.”


“İstanbul’daki Patrikhane, bütün memlekete fesat ve ihanet tohumları saçıyordu.”


Şaibeli geçmişinden ve 1923 Mübadele Anlaşması ile birlikte artık Patrikhanenin Türkiye’de varlığı için bir sebep kalmamıştır. Ancak İngiliz ve Yunan tarafının ısrarı ile Lozan Anlaşması’nda (38. ve 44. maddeler) Patrikhanenin İstanbul’da faaliyetine devam etmesi öngörülmüştür. Lozan Anlaşması ile Patrikhanenin şaibeli geçmişi adeta silinmiştir. Buna karşılık bir yıl sonra Halifeliğin kaldırılması Türkiye’de Hıristiyanları Müslümanlara karşı daha ayrıcalıklı hâle getirmiştir.  


Lozan Anlaşması ile “Türkiye ayırım gözetmeksizin Türkiye’de herkesin kendi inancına göre din ve mezhep özgürlüğüne sahip olduklarını, her türlü dinî ayinin serbest olduğunu” (madde 38), “herkesin kendi dinî inancına göre örgütlenme hakkına sahip olduğunu” (madde 39), “herkesin kendi dinî işlerini düzenlemekte serbest olduklarını ve bunun için gerekli gördükleri örgütlenmeyi yapmaya hak sahibi olduklarını, dinî önderlerini seçme hakkına sahip olduklarını” (madde 40), “dinî kurumlarda ve kendi okullarında kendi dillerini kullanmakta ve dillerine göre eğitim yapma hakkına sahip oldukları” (madde 41), “Türk hükümeti gayrimüslimlerin şahsî ve ailevî işlerinde kendi hukuklarını uygulayabilmeleri için mahkemelerde gerekli kolaylığı sağlayacaktır, kiliseleri, havraları ve mezarlıklarına müdahale edilmeyecektir”(madde 42), “Türk vatandaşları dinî inançlarını açıklamaya zorlanamayacakları gibi, dinî inançlarından dolayı da hiçbir haktan yoksun bırakılamazlar” (madde 43), “Türkiye bu bölümdeki hakların milletler cemiyeti güvencesi altında olduğunu, hiçbir yasa ve düzenleme ile bu hakları kısıtlamayacağı taahhüt etmiştir.” (Madde 44).

Lozan Anlaşması tek taraflı uygulanmıştır

Görüldüğü gibi Lozan Anlaşması ile Fener Rum Patrikhanesi uluslararası bir koruma ile tahkim edilmiştir. Türkiye’nin çoğunluk Müslüman halkına verilmeyen haklar, Hıristiyan azınlıklara verilmiştir. Lozan ile gayrimüslimler, Müslüman çoğunluğa karşı hak ve özgürlükler bakımından daha üstün, daha ayrıcalıklı duruma gelmişlerdir. Türkiye’de hiçbir hükümetin kolay kolay bu hakları kısıtlaması mümkün değildir.

Patrikhanenin, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı olduğu, Kaymakamlıktan izin almadan bir faaliyet yapamayacağı söyleminin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Çünkü Patrikhane bırakın Fatih Kaymakamlığı’nı Türkiye’nin hükümetini bile muhatap saymayarak kendi siyâsî çizgisine göre hareket etmektedir.

Uluslararası bir anlaşma ile özel koruma altına alınan Patrikhanenin bu ayrıcalığına karşılık, hayatın doğal akışı içinde Patrikhanenin temel dayanağı olan Rum halkı artık Türkiye’de istisnai bir seviyeye inmiştir. Çünkü 1927’de İstanbul nüfusunun yüzde 20 kadarını oluşturan Rumlar günümüzde 16 milyonluk İstanbul’da birkaç bin kişiden ibaret kalmıştır.

Lozan Anlaşması tek taraflı uygulanmıştır. Çünkü Fener Kilisesi’nin kendi Patriğini seçmesine ve Türkiye hükümetinin de bu seçimi geçerli saymasına karşılık, Batı Trakya’da yaşayan Türklerin yaptıkları müftü seçimini Yunan hükümeti geçersiz sayarak Batı Trakya’ya müftü tayin etmektedir.

Türkiye’nin bir Patrikhane sorunu vardır

Patrikhane I. Dünya Savaşı esnasında ve Millî Mücadele döneminde Türkiye’ye karşı her türlü kötülüğü yapmıştır. Rum nüfusunun mübadele ile gönderilmesinden dolayı Patrikhanenin de Yunanistan’a gönderilmesi zaruri iken, Lozan Anlaşması ile Patrikhane ödüllendirilerek İstanbul’da bırakılmıştır.

Türkiye’nin bir Patrikhane sorunu vardır. Bu sorun ise Rum nüfusunun yokluğu ile çözülebilir. Çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’de Rum nüfusu istisnai düzeye inerek adeta bir varmış bir yokmuş durumuna gelmiştir. Türkiye’de olmayan Rum nüfusu için bir Rum Patrikhanesinin bulunması akla ziyandır. Yunanistan ile varılacak bir mutabakata bağlı olarak Patrikhanenin Türkiye’den gönderilmesi, bu sorunun kıyamete kadar çözülmesi demektir.

-------------------------

Kaynakça

Mehmet Aydın, Hıristiyan Kaynaklarına Göre Hıristiyanlık Tarihi, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.

Mehmet Çelik, Türkiye’nin Patrikhane Meselesi, İzmir 1998.

Mehmet Çelik, Süryani Kilisesi Tarihi, İstanbul 1987.

İsmail Taşpınar, “I. İznik Konsili ve İslâm Kaynaklarındaki Yeri”, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 26(2004/1), 23-44.

Mustafa Sinanoğlu, “İznik Konsili”, DVA, C.23, İstanbul 2001, s. 549-552.