Özgürlük

Allah’ın bize verdiği bu canı kendi irademizle yaşatmıyoruz. Görünmez bir el hep üzerimizde bize yön veriyor. Çocuklarımız da aynı bizim gibi artık yönlendiriliyorlar. Çocuklarımıza yanlışı anlatıp doğru bu diyemiyoruz çünkü bizden önce çocuklarımıza bu konuda onlar ulaşmış oluyorlar. Ve tam tersi yönde öğretilmiş, eğitilmiş bir çocukla karşı karşıya kalıyoruz. İçim yanıyor. Çocuğum yanlışı savunurken ben ona doğruyu anlatamıyorum. Bize karşı kör ve sağırlar. Artık vicdanlarını, merhametlerini yitirmek üzereler.

ÖZGÜRLÜK, hür olmak, bağımsız olmak, kelime anlamı olarak, “Hiçbir yere, bir kişiye veya bir kuruma bağımlı olmamak, kendi kararlarını kendi almak, serbestlik, erkinlik” gibi anlamlar içerir. Anlam itibariyle bile insana olumlu, güçlü, cesur gibi güzel duygular hissettirir. 

Tam tersi, tutsaklık ve esaret kelimeleri ise anlam olarak, “İnsana bir yerde sıkışıp kalma, korkaklık, sıkışmışlık” gibi duyguları hissettirir. 

Aklı başında olan hiçbir insanın istemeyeceği şeydir tutsaklık. İnsanoğlu yaratılışı itibariyle özgür bir ruhla yaratılmıştır. Ama galiba bu ruh hâli biz Müslüman Türklerde biraz daha baskın ve etkin… Bu da yetiştirilme tarzından yetiştiğimiz ortamlardan kaynaklı olabilir. 

Şanlı tarihimize baktığımız zaman atalarımızın, hep özgürlük mücadelesi verdiğini, hür olma gayreti gösterdiğini, kimseye bağımlı olmama azmini tarihe nakşettiklerini görürüz! Bunun için canla başla kanlarının son damlasına kadar, sevdiklerini bile kaybetme pahasına savaşmışlardır. 

Özgürlük, ceddimiz için uğrunda ölünebilecek kadar kıymetli bir olguydu. Başka milletlerin boyunduruğunda yaşamaktansa ölmek çok daha anlamlıydı. Hastalıktan veya vadeyle ölüm yok kadar azdı o zamanlarda çünkü hep özgür bir vatanda kimsenin boyunduruğu altında yaşamayalım diye savaşmışlar ya şehit ya da gazi olmuşlardı. 

Hz. Ali’nin şu sözü ne güzeldir: “Allah seni özgür olarak yaratmışken başkasının kölesi olma.” İslâm dini de özgür yaşamaya önem vermiştir. 

Geçmişte insanlar, insanları köle olarak alır, satardı. Ülkeler başka ülkelerin egemenliği altında yaşardı. İçişlerinde, dışişlerinde hep daha güçlü ülkelerin kararlarıyla kaderleri belirlenirdi. Şimdilerde de kölelik, esaret var ama çok daha farklı şekillerde. Daha çok bunu fark ettirmeden, hissettirmeden yapıyorlar. Bazı güçlü ülkeler kendilerinden daha zayıf olanları bir şekilde sömürüyor. İç işlerine karışıyor, el altından yönetiyor. 

Allah Teâlâ bizleri özgür olarak yaratmıştır. Eğer bu olgu bu kadar kıymetli olmasaydı Allah insanları yaratmadan onların tabi olacağı, boyunduruğu altına gireceği gücü yani yöneticiyi de tayin ederdi. 

Yaratıcımız, dünyayı insanoğlunun iradesine bırakmakla birlikte, bizim ahiret hayatımız için dünyevî-uhrevî sınırlarımızı Kitabımızda belirlemiştir. Bizler yalnızca Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla yükümlüyüz. Dünya hayatında da bizi yönetecek, daha huzurlu, daha güvenli bir ortamda yaşayabilmemizi sağlayacak kişileri biz özgür irademizle seçeriz. Özgür bir ülkede konulan toplumsal kurallara uymak, seçtiğimiz yönetici tarafından yönetilmek hür olmamak değildir. Kafamıza estiği gibi yaşamak, başkalarının yaşamını olumsuz etkileyecek tavır ve davranışlarda bulunmak ya da kendi özgürlüğümüz için başkalarını kısıtlamak, hür olmak anlamına gelmez. Canımız nasıl isterse öyle yaşamak, değildir özgürlük. 

Özgür müyüz? 

Dünyada birçok ülke şu an esaret altında. Hatta bizim ülkemiz bile… Yapay zekâ denilen illet şu anda her evde. Uzunca zamandır farkına bile varmadan dijital dünyanın esiri olduk. Bu da farklı bir kölelik işte. Yenidünya köleliği… 

Çok masum geliyordu başlarda herkese televizyon, telefon, sonra tabletler en önemlisi internet, WİFİ… Resmen bunlar olmadan pek çok kişi kendini yarım ve eksik kalmış hissediyor. Hayatın onlarsız anlamı yokmuş gibi... Hava gibi, su gibi temel ihtiyaçmış gibi… Ya da yasaklı madde bağımlısı gibi… 

İnternetsiz bir hayat düşünemiyoruz. Hayatımızın her alanına öyle ustaca yerleştirilmiş ki, internet olmadan neredeyse yeme, içme bile yapamayacağız. İş ortamında, okul ortamında ve hatta evlerimizde onsuz hayat durma noktasına geliyor. Okullarda öğrencilere verilen çoğu araştırma ödevlerini yapmak internet kaynaklarından istifade etmeye mecbur bırakılıyor. İş yerlerimizde zaten internetsiz bir çalışma artık hiçbir alanda mümkün değil. Evlerimize geldiğimizde televizyon izleme müzik dinlemeden tutun da temizlik araçlarını kullanma imkânlarımız bile internet istiyor. WİFİ hayatımızın tam merkezine yerleşmiş durumda ve mecburiyetlerimizin başında…

Aslında yakın geçmişe bakarsak internet olayı 2020 yılında yaşadığımız Covid-19 salgınıyla birlikte daha fazla hayatımıza girdi. Belki de birçok aile evine mecburen internet bağlattı. Çünkü evde okula giden öğrenciler online eğitim görmek zorundaydı, eğitimler sanal ortamlarda verildi. Belki de bu salgın, internetin yaygın olarak kullanılması, her eve bir alıcının yerleştirilmesini de planlıyordu. Şu anda zaten ailelerde yaşanan sıkıntıların çok büyük bir bölümü sanal dünyaya ayrılan zamandan kaynaklanıyor. Eşlerin boşanmaları, çocuklarımızın kötü, zararlı içeriklere bir tıkla ulaşma kolaylığı sonucunda ahlaklarının ve kişiliklerinin bozulması, hatta fıtratlarının kötü yönde değişmesi hep bu sebepten. Faydaları muhakkak vardır ama zararlı içerikler o kadar fazla ki yararlı olana ulaşmak için zaten bir sürü zararlı içerikle mecburen karşı karşıya kalınıyor. Çocuklarımız bu konuda maalesef daha da savunmasız. Zaten amaç bana göre daha küçükken tertemiz beyinleri yıkamak ve kendilerine hizmet edecek şekilde köle beyinler yetiştirmek.

Çok korkunç ve çok acı… Şu anda ülkemizde birçok aile çocuklarıyla imtihanda. Ve yine bana göre çocuklarımız tertemiz yaratılmışken, bu sanal ve kirli dünyanın kölesi oldular. Biz ebeveynler bir yerden sonra onları koruyamadık ve hatta belki de kendi ellerimizle yavrularımızı bu ateşe attık, atıyoruz. Çocuklarımız aman mutlu olsunlar, aman eksikleri olmasın, aman arkadaşlarının yanında mahcup, eksik hissetmesin diye diye onların ellerine telefon, tablet ve sınırsız bir internet verdik. Belki çoğumuz ebeveyn kontrolü diye güvenlik tedbirlerini aldı ama bu bile çocuklarımızı zararlı içeriklerden koruyamadı. Çünkü şeytan hep ayrıntıda gizliydi. Bizim atacağımız adımları önceden bilip ona göre şeytan da adımını attı ve atıyor da. Telefonla olmadıysa tabletten, oradan olmadıysa masum görünen kitaplardan, hayatımızın içine moda diye sokulan kıyafetlerden ve hatta gıdalarımızın içerisinde çocuklarımızın ve bizlerin vücuduna soktular. İlaç diye damarlarımıza enjekte ettiler, şifa sandık. Yetti mi? Bize yetmedi. Dokuz canlı gibiyiz, bir türlü yıkılmadık. Sonra da havamızı kirlettiler. Oksijen solurken aslında bir sürü kimyasalı da bir nefesle aldık. Bunlar şu ana kadar gördüklerimiz, duyduklarımız, anladıklarımız, o kirli güçlerin izin verdiği kadarını biliyoruz. Belki de düşünmemizi istemedikleri için düşünemediğimiz, anlayamadığımız bir sürü zararın içerisindeyiz. Bilemiyoruz, Rabbim idrakimizi artırsın, gözümüzü açsın inşallah. Anlama kabiliyeti versin hepimize. Ve bizleri korusun. Zira bizim gücümüz bu zihniyete yetmiyor.

Bizler masumca aile hayatımızı yaşamaya çalışırken, çocuklarımızı okula bırakıp iş yerlerimize dönerken, onlar kim bilir hangi şeytanî icatlarının peşindeler. Bizler evimizi geçindirmenin yollarını ararken ve daha birçok sorunla uğraşırken, türlü türlü dertlerle boğuşurken onlar bizi yok etmenin, neslimizi tüketmenin, “İslâmiyet’i nasıl ortadan kaldırırız?” sorusunun cevabını arama derdindeler. Sinsice hayatımıza girdiler. Evimizde her an her saniye bizimleler. Beynimizi ele geçirdiler, bendimizi de... 

Allah’ın bize verdiği bu canı kendi irademizle yaşatmıyoruz. Görünmez bir el hep üzerimizde bize yön veriyor. Çocuklarımız da aynı bizim gibi artık yönlendiriliyorlar. Çocuklarımıza yanlışı anlatıp doğru bu diyemiyoruz çünkü bizden önce çocuklarımıza bu konuda onlar ulaşmış oluyorlar. Ve tam tersi yönde öğretilmiş, eğitilmiş bir çocukla karşı karşıya kalıyoruz. İçim yanıyor. Çocuğum yanlışı savunurken ben ona doğruyu anlatamıyorum. Bize karşı kör ve sağırlar. Artık vicdanlarını, merhametlerini yitirmek üzereler. 

Elimizden geleni yapmalıyız. Sesimiz kısılana kadar, ellerimiz ayaklarımız tutmayana kadar çocuklarımızı korumaya, onlara İslâmiyet’i anlatmaya, sevdirmeye çalışmalıyız. Evet, çoğu zaman dirençle karşılaşacağız, çoğu zaman enerjimiz tükenecek, sesimiz kısılacak, belki çok fazla çatışacağız, bağıracağız, ağlayacağız, hasta olacağız. Ama olsun, doğru bildiğimiz yoldan dönmek yok. Belki de günümüzün cihadı budur. Çocuklarımızı kaybetmememiz gerekiyor. En doğru yol neyse onu arayıp bulmamız gerekecek. Gerekirse destek alalım ama ne yapıp yedip çocuklarımızı kurtaralım. Devlet’e bu konuda çok fazla görev düşüyor aslında. Gençlerimizi başıboş bırakmamalı, okulda geçen zamanı dolu dolu geçirtmeli, sporla sanatla desteklemeli, ücretsiz geliştirici seyahatler kamplar yapmalı. Öğretmenlerimiz biraz daha öz verili olmalı. Dersimi anlattım, çekip giderim kafasında bir öğretmen fayda değil zarar getirir. Bu mesleği sevenler, hakkını verenler yapmalı yoksa çok büyük vebal altında kalırlar. Zira çocuklarımıza evde belli bir yere kadar eğitip öğretebiliyoruz. Bizimle geçen zamanları okulda geçen zamanlara göre daha az. 

Aile yılı ilan edildi ama bunun altı doldurulmalı. Yeni doğum yapacak annelere tabii ki kolaylıklar sağlanmalı ama asıl şu anda hali hazırda doğmuş ilkokul, ortaokul ve hatta lise çağındaki bir çocuğun da anneye ihtiyacı çok fazla. Çocuklarımız annesiz bir evde saatlerce yalnızlığa terk edilmemeli. Artık kadın istihdamı değil kadınlarımıza evde çocuklarını yetiştirebilecekleri maddî ve manevî destek sağlamalılar. Kadın üretmeli evet, ama önce çocuklarını sağlıklı yetiştirmeli. Onları başkalarına özendirmeden isteklerini doğru yoldan karşılayabilmeli. Yanında olabilmeli. Sağlıklı sıcak bir çorbayı okuldan gelince içirebilmeli. Henüz uykusunu almamış çocuğunu sıcacık yatağından söküp almak zorunda kalmamalı anne. Anne çalışmalı ama çocuğu okulda iken. Okul bittiğinde anne evinde olmalı. Devletimiz eğer bunu sağlarsa aile yılı anlamını bulur. Yoksa kadınları çalıştıralım daha fazla onlara istihdam yaratalım peşinde olunursa bu millet yıkılmaya mahkûm olur. Devleti ayakta tutacak olan güçlü ailelerdir. Güçlü aileler ise güçlü ebeveynlerle oluşur.

Uyanmamız gerek

İnsanlık olarak öyle bir durumdayız ki sanki birileri bizi kumanda etmiş, ellerimiz bağlı, gözlerimiz kapalı, idrak etme yeteneğimiz elimizden alınmış, öylesine bir meçhule doğru yürüyoruz. Ne doğru ne yanlış bilmeden, düşünmeden kim nereye çekerse oraya doğru yol alıyoruz. Sanki gerçekten görünmez bir hâlde bir yapay zekâ bizi yönlendiriyor gibi. Bizim için çocuklarımızı yetiştiriyor, kararlar alıyor. Bizler sanki o görünmez yapay zekânın askerleri gibiyiz. Tam bunları düşünürken aklıma bir ayet geliyor, Tekvir suresi, 26. Ayet: “Fe Eyne Tezhe- bun!” Nereye bu gidiş? Gidişimiz pek de hayırlı bir gidiş değil. Bizler daha dünya bile yaratılmadan evvel Kalu Belâ’da Allah’a söz veren ruhlar değil miyiz? Rabbimizin Allah olduğunu kabul ettik, söz verdik. Allah’ı Rab olarak bildik ve bunu kabul etmek demek, onun yolundan gideceğimize, yasaklarından kaçıp emirlerine uyacağımıza da söz vermiş olmaktı. Şimdi dönüp kendimize, yaptıklarımıza bir bakalım. Gerçekten Allah’ın yolundan mı gidiyoruz yoksa farklı farklı yollara mı kayıyor ayaklarımız? Allah’ın emirlerine ne kadar uyuyoruz? Kur’ân’ı Kerîm’i ne kadar hayatımıza geçirebiliyoruz? Peygamber Efendimizin (sav) söz ve davranışları ne kadar etkiliyor, ne kadar yön veriyor hayatımıza? Çocuklarımızı yetiştirirken Allah’ın emir ve yasaklarını ne kadar gözetiyoruz? 

Önceliğimiz, dünya hayatı mı yoksa ahiret hayatı mı? Bunu artık düşünmemiz gerekiyor. Zayıf bir rivayet olmakla birlikte Efendimizin (sav) bir hadisi şerifi şöyle: “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Câmiu’s-Sagîr, 2:12, Hadis No: 1201) Aslında çok güzel bir söz. Tabii ki dünya hayatını idame ettirip yaşamamız için, bu dünya için de çalışmamız gerekiyor. Sonuç olarak Allah bizi yaratmış ve böyle bir hayata göndermiş. Karnımızı doyurmak, maddî ve manevî ihtiyaçlarımızı gidermek için alın terimizle çalışacağız ama ahiret hayatımızı unutmadan, her adımımızı ona göre atacağız. Aslında her ikisi için de faydalı işler yapmak o kadar da zor değil. Her ne işle meşgul olursak olalım kul hakkına girmemeye, yalan söylememeye, her işe Bismillah diyerek başlamaya, yardıma ihtiyacı olana yardım etmeye, mazlumun yanında olmaya gibi hususlara dikkat edersek, hem dünyamızı hem ahiretimiz güzelleştiririz.    

Bizler tam manasıyla iman edip Allah’ın emir ve yasaklarına uyarsak Allah bizi doğru yoldan saptırmayacaktır. Allah’tan uzaklaşırsak bize kim yardım edebilir, kim bizi doğru yolda sabit kılabilir? Günümüzde görünür olandan çok, görünmez düşmanlarımız var. Bizleri onlardan koruyacak tek güç, Rabbimiz… Allah kendisine hakkıyla iman eden kullarını her türlü kötülükten koruyacaktır. Allah’a dayanıp O’na güvenelim ve elimizden geleni yapalım. Boş durmayalım çalışalım, üretelim, düşünelim, okuyalım araştıralım. Bu dünyaya, bu vatana, bu millete hayırlı evlatlar yetiştirelim, yetiştirmeye gayret edelim. Belki çok yorulacağız, çok mücadele edeceğiz, belki bazen pes edeceğiz, duracağız ama yolumuz doğruysa Rabbim mutlaka bizi hedefimize ulaştıracaktır.