
TÜRKİYE, bölgemizde
izlediği, Silahlı Kuvvetlerle desteklenen proaktif dış politikayla işgal haritalarını
yırttı attı. Birinci Dünya Savaşı yıllarından bu yana Türkiye’nin en zayıf
anlarında masaya çıkarılan Sevr, Sykes-Picot ve San Remo haritaları, Suriye
kuzeyine düzenlenen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarıyla
tarihin tozlu raflarına kaldırıldı…
Doğu
Akdeniz’de “Türkiye’siz hareket edemezsiniz!” kararlılığıyla Yunanistan’ın sözde
Seville haritasını ortadan kaldırdı. Kıbrıs’ta Türk topraklarını Girne ve
Lefkoşa’ya sıkıştıran sözde çözüm haritası, Türkiye’nin desteğiyle çöpe
gönderildi…
Ve
Yine Türkiye’nin desteğiyle Azerbaycan, Karabağ’da sözde Büyük Ermenistan
haritasını yok etti, şükürler olsun!
Türkiye
bugün, haritaların dayatıldığı ülkeler liginden “harita çizen ülkeler” ligine
yükseldi. Ama herkes biliyor ki, bu haritalar işgal için değil, bölgemizin
refahı, huzuru, barışı ve güvenliği için çiziliyor. Irak kuzeyinden Suriye kuzeyine,
Doğu Akdeniz’den Libya’ya, bütün bölgeye barış ve refahı getirecek tüm hamleler,
Türkiye öncülüğünde hayata geçiriliyor.
Sevr’i
hortlatmak isteyen aklın çuvallaması
Bugün
Irak ve Suriye’de türlü plânlamalar içinde olan devletler, bundan 100 yıl önce,
Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ni parçalamak için de üst üste
plânlar yapmışlardı. Bunlardan hayata geçirilemeyen Sykes-Picot Anlaşması,
Osmanlı topraklarından Doğu Anadolu’yu koparmaya, Orta Doğu’yu paylaşmaya ve
bölmeye yönelik bir belgeydi.
İngiliz
asker Sir Mark Sykes ile Fransız diplomat François Georges-Picot’un 1916
yılında hazırladıkları bu belgeye göre, İngiltere ve Fransa, Orta Doğu’da elde
edecekleri bölgeleri paylaşıyor, Fransızlar Anadolu’nun güneydoğusunu da
alıyorlardı. Rusya ise, Deli Petro’nun 1725 yılında vasiyet ettiği İstanbul’u,
Boğazları ve Doğu Anadolu’yu istiyordu.
Anlaşmanın
hazırlandığı yıllarda bu ülkeler, petrol paylaşımında birbirlerine düşmüşlerdi.
Bölüşüm plânlarında anlaşamayınca vazgeçildi ve bu taslak belge, Çanakkale ve
Kutü’l-Amâre bozgunlarının hemen sonrasında hazırlanmış bir temenni belgesi
olarak kalabildi.
Fakat
taraflar durmadılar. Kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda Orta Doğu’yu
farklı bir şekilde paylaşma yoluna gittiler. Bu anlaşmanın gizli yanı ise,
Müslümanlar arasında milliyetçilik, mezhepçilik, aşiretçilik ve türlü çıkarları
empoze etmek sûretiyle onları birbirlerinden ayırmak ve kendi aralarında yapay
sınırlar çizmeye yönelik içeriğiydi.
Irak,
Suriye ve benzeri devletlerin sosyal, siyâsî ve kültürel denge gözetilmeksizin
kurulması sûretiyle bölgede bugün de devam eden kan, gözyaşı ve kargaşa ortamı
amaçlanmıştı. Uzunca bir süre bu amaçlarına erişmekte de zorlanmadılar.
Sykes-Picot’ta
anlaşamayan Haçlı zihniyeti, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nisan 1920’de,
yine Osmanlı topraklarını bölmek,
parçalamak ve paylaşmak üzere Sevr Antlaşması’nın şartlarını hazırlamak
için İtalya’nın San Remo şehrinde toplandılar. Konferansa İngiltere, Fransa ve
İtalya başbakan, Japonya, Yunanistan ve Belçika ise temsilcilik seviyesinde
katıldılar. Konferansta, Orta Doğu petrolleri ve Osmanlı topraklarının
paylaşılmasında son kararlar alındı ve Sevr’e son şekli verildi.
Sevr
Antlaşması, 10 Ağustos 1920’de imzalandı. Çok ağır şartlar içeriyordu. Osmanlı
Heyeti, metni görünce dehşete düştü. Rıza Tevfik, Damat Ferit Paşa, Hadi Paşa
ve Reşit Halis Paşa’dan oluşan Osmanlı Heyeti, anlaşma şartlarına koşulsuz
itiraz etse de Yunanlıların Balıkesir ve Edirne’yi işgal etmeleri, İngilizlerin
ise Bandırma ve Mudanya’ya asker çıkarması üzerine kabul etmek zorunda
bırakıldı.
Anlaşmada
Osmanlı toprakları, Haçlı devletleri tarafından işgal edilerek paylaşılıyordu.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson, Ermeni devletinin tanınması ve bu
devlete Türk topraklarından önemli bir toprak parçası verilmesini ve Kürt
bölgesinin kurulmasını da istiyordu. Türkiye’nin Kıbrıs ve Ege adaları
üzerindeki haklarından mahrum bırakılması da öngörülüyordu. Türk Devleti’nin
ekonomik olarak çökertilmesi de bu anlaşmanın hedefleri arasındaydı.
Osmanlı
Heyeti’ne zorla imzalatılan Sevr Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti
tarafından tanınmadı. Türk milleti de bu anlaşmaya hiçbir zaman onay vermedi.
Sevr, hukuken geçersiz bir anlaşma olarak kaldı.
O
günlerde Meclis, Mîsak-ı Millî üzerine yemin ederek Türk topraklarının
parçalanmasına müsaade etmeyeceğini tüm dünyaya ilân etti. Düşmana karşı savaşan
Türk halkı, işgalcileri Anadolu’dan kovdu ve üç yıl sonra Lozan Antlaşması ile
birlikte Sevr, kadük bırakıldı. Ancak San Remo’da çizilen ve özellikle de Orta
Doğu’da şekillendirme yapan sınırlar yıllarca değişmeden kaldı.
Mîsak-ı
Millî’nin gerçekleşmesinden korkan aklın tutulması
Aradan
on yıllar geçti. Ancak işgalci güçler ne Sykes-Picot, ne San Remo, ne de Sevr hayâllerinden
vazgeçmişlerdi. Oyunlar yine devreye konuldu. Irak ve Suriye kuzeyinde Kürt
kuşağı çabaları, Ege ve Kıbrıs’ta devam eden oyunlar ve Türkiye ekonomisini
çökerten müdahaleler yaşandı.
Bu
oyunlar karşısında Türkiye, yüz yıl önce Büyük Millet Meclisi’nde “Mîsak-ı
Millî”ye ettiği yeminin gerekliliklerini devreye koydu. Türkiye’nin millî
güvenliğinin tesisi ve bekâ tehdidinin ortadan kaldırılması kapsamında mücadele
sınırları, Mîsak-ı Millî üzerinden çizildi. Tehditler sınır ötesinden
püskürtüldü.
Suriye
kuzeyinde Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtları ile terörist
koridor kesildi. Koridorun Irak uzantısında da taşeron terör örgütü PKK’ya
karşı Pençe Harekâtlarıyla aman verilmedi.
“Yeni
Türkiye”yi hesaba katmayan Haçlı zihniyetinin, bundan 100 yıl önce kendi
aralarındaki “petrole sahip olma kavgası” nedeniyle hayata geçiremediği tüm bu
projeler birer birer yine hükümsüz kaldı ve tarihe gömüldü. Türkiye ise bütün bölgemizde
haritaları çizen güç oldu!
Bombaların hedefindeki sivil halka karşı yürütülen mezâlime karşı amansız bir mücadele başlatan Türkiye, Suriye kuzeyi boyunca çizdiği güvenli koridor ile bölücü plânları yerle bir etti.
Türkiye, yüz yıl önce Büyük Millet Meclisi’nde “Mîsak-ı Millî”ye ettiği yeminin gerekliliklerini devreye koydu. Türkiye’nin millî güvenliğinin tesisi ve bekâ tehdidinin ortadan kaldırılması kapsamında mücadele sınırları, Mîsak-ı Millî üzerinden çizildi. Tehditler sınır ötesinden püskürtüldü.
Sevr’den
Seville’ye
İşgalci
zihniyetin yırtılıp atılan bir diğer haritası ise Seville haritası oldu.
Mavi
Vatan’ı işgal ve Türkiye’yi Ege ve Akdeniz’den tasfiye plânı olarak 2000’li
yılların başlarında gündeme gelen Seville haritası, AB genişleme vizyonu
kapsamında Seville Üniversitesi’ne çizdirildi. Doğu Akdeniz’de en uzun kıyılara
sahip olan Türkiye’yi ve Anadolu kıtasını Antalya Körfezi’ndeki 41 bin
kilometrekarelik bir alana hapseden harita, 4 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan
“Denizci Avrupa ve AB Genişlemesi: Bir Jeopolitik Perspektif” isimli makalede
ilk kez kullanıldı. Bu tarihten sonra da Avrupa Birliği’nin resmî
dokümanlarına, yayınlarına, uluslararası web sitelerine girdi. Avrupa Birliği
tarafından, bu haritaya dayanarak, Türkiye’nin kendi münhasır ekonomik bölgesi
ve kıta sahanlığında yürüttüğü araştırma ve sondaj faaliyetlerine yönelik
eleştiriler ve yaptırımlar da dile getirildi.
İşgal
çabalarına karşı harekete geçen Türkiye, 462 bin kilometrekarelik Mavi Vatan’ını
ilân ederek diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdı. Yürütülen aktif diplomasi
ile KKTC’nin hakları ve bölgede “egemen devlet” olarak Türkiye’nin denizlerdeki
hâkimiyeti, muhataplara net bir biçimde anlatıldı. Sevr haritasından sonra
Seville haritası da yırtılıp atıldı!
Avrupa
Birliği (AB), Seville haritasını reddetti. 21 Temmuz ve 10 Ağustos 2020 Navtex
krizleri sırasında AB Komisyonu, “Seville Üniversitesi haritası olarak bilinen
harita ile bir ilişkileri olmadığı” yönünde çok sayıda açıklama yaptı. ABD de
peş peşe yapılan açıklamalarla Seville haritasının yasal bir önemi olmadığını
vurguladı. Mısır ile yaptığı deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasıyla
“adalara anakaralar nispetinde deniz yetki alanı verilmesi gerektiği” tezinden
vazgeçmek zorunda kalan ve Meis adasının münhasır ekonomik bölgesinde (MEB)
olduğu iddiasını Mısır’a benimsetemeyen Yunanistan, resmî bir anlaşma ile Seville
hevesinden vazgeçmek zorunda kaldı!
Uluslararası
güçlerin resmî olarak yok hükmünde olduğunu kabul ettikleri Seville haritası,
hâlen yayından kaldırılmış değil. Ancak Türkiye, bu haritanın tamamen ortadan
kaldırılması yönündeki çalışmalarına devam ediyor. Kaldı ki, bu amacında da
başarıya ulaşacaktır.
Seville haritası ortadan kaldırılırken, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı haritası ise Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmiştir. Doğu Akdeniz’de de Türkiye’nin haritaları kabul edilmiştir ve Türkiye’nin haklılığı karşısında hâlen gelmeye devam eden çatlak sesler ise zamanla susacaktır. Türkiye’nin Mavi Vatan topraklarının savunulmasındaki kararlı duruşuyla, önümüzdeki süreçte Yunanistan’ın uluslararası hukuku hiçe sayarak silahlandırdığı Gayr-i Askerî Statüdeki Adaların (GASA) muharip askerlerden arındırılması, Egemenliği Antlaşmalarla Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıkları (EGAYDAAK) boşaltması gündeme gelecektir.
Kıbrıs’ta
dayatılmak istenen gizli haritalar çöpe atıldı
Emperyalist
güçlerin işgal haritalarından bir diğeri, Doğu Akdeniz’in uçak gemisi Kıbrıs’ta
karşımıza çıktı.
Kıbrıs
Rum Yönetimi tarafından çizilen ve 2014 yılında müzakerelerde şart koşulan “gizli”
haritada, 1974’te şehit kanlarıyla özgürleştirilen Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, Girne ve Lefkoşa’ya hapsediliyordu. Mustafa Akıncı’nın yaptığı,
“Kıbrıs’ta çözüm için topraklarımızın bir kısmını Rumlara vermeliyiz”
şeklindeki talihsiz açıklama da Cumhurbaşkanlığı Seçimi sürecinde, bu haritanın
adadaki kazanımları ne ölçüde tehdit ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Kıbrıs’ta
seçimleri paylaşım plânları için fırsat görenler, burada da amaçlarına
ulaşamadılar. Türkiye’nin KKTC’nin haklılığını korumak adına attığı adımlar,
Geçitkale’de İHA üssü, Türk donanması için deniz üssü gibi plânlamalarsa büyük bir
caydırıcı etki üretti.
Ve
son olarak, seçilmiş yeni Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın “Maraş’ı açacağız”
kararlılığıyla bu harita da diğer işgal haritaları gibi çöpe atıldı.
Türkiye’nin
desteğiyle KKTC’de mevcût vatan topraklarına dokundurulmadığı gibi, KKTC
haritasına “Kapalı Maraş” bölgesi de eklendi! Çok kısa bir süre içerisinde
Maraş’ın yeniden canlandığını hep beraber göreceğiz.
Karabağ’da
sözde Büyük Ermenistan haritası ortadan kaldırılıyor!
Son
olarak Azerbaycan Ordusu ise, Türkiye’nin desteğiyle, Kafkaslarda 40 yıl önce
çizilen sözde Büyük Ermenistan haritasını yırtıp atmıştır. Dağlık Karabağ’da
stratejik konumuyla öne çıkan Şuşa’yı işgalden kurtaran Azerbaycan Ordusu, “kendi
demir yumruğu ile” Karabağ’da zafer elde ederek, bundan 40 yıl önce uygulamaya
konulan Büyük Ermenistan Projesi’ni de çökertmiştir.
Sovyetler
Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya konulan bu plân kapsamında Ermenistan ordusu,
1992 yılında Laçin koridorundan girerek başta Şuşa ve Hocalı olmak üzere Karabağ’da
katliamlar yapmıştı. Ermenistan’ın katliamlarla anılan işgalini Rusya da askerî
gücüyle desteklemişti.
Ermenistan,
8 Mayıs 1992’de, Şuşa’da 480 masum sivili katletti; bu saldırıda 600 Azerbaycan
Türk’ü yaralandı, bin 500 kişi engelli, 552 çocuk ise yetim kaldı. 68 esir
kayıplara karıştı, 23 binden fazla Azerbaycan Türk’ü ise topraklarını terk etmek
zorunda bırakıldı.
Azerbaycan’ın
kültür beşiği olan Şuşa bu saldırının ardından yerle bir edildi. 22 okul, 8
kültür evi, 14 kulüp, 279 dinî, tarihî ve kültürel anıt, müzeler, mezarlıklar
imha edildi, nitelikleri değiştirildi. Kentteki camiler ahır olarak kullanılır
oldu.
Şuşa’da
Ermenistan, Azerbaycan kimliğini yok etme ve bölgeyi Ermenileştirme projesini o
yıllarda devreye sokmuştu. Bu katliamdan 28 yıl sonra Şuşa, Büyük Ermenistan
Projesi haritalarının Azerbaycan Ordusu tarafından yırtılıp atıldığı yer oldu.
Haritalar,
barış, huzur ve refah için çiziliyor
Emperyalist
güçlerin bölgemizdeki işgal haritaları Türkiye’nin kararlı duruşuyla
yırtılırken, Orta Doğu ve mazlum coğrafyalarda haritaları artık Türkiye
çiziyor. Bölgemizde atılan tüm adımlar, Batılı dostlarımızın alışkın olduğu dayatma
yöntemleriyle değil, uluslararası hukuk ve hakkâniyet felsefesi ışığında
atılıyor.
Bugün
dünyada herkes biliyor ki, bu haritalar işgal için değil, refah, huzur, barış
ve güvenlik amacıyla çiziliyor. Türkiye, taşeron örgütler üzerinden yapılan dizayn
plânları karşısında Irak’tan Suriye’ye, Kıbrıs’tan Libya’ya ve daha birçok yerde
mazlum halkların yardımına koşma kararlılığıyla yoluna devam ediyor. Türkiye bu
yolda ilerlemeye devam edecektir.
*Emekli Tuğgeneral