EVET, ölelim! Hayır hayır, bu bir beddua değil.
Arzın bir kalbi varsa çatladı. 7 Ekim 2023’te Filistin’den bebek ağıtlarıyla anaların yanık feryatları şehit kanlarına karışarak yedi kat semaya yükseldi. Kanun tanımaz İsrail, on binlerce insanı katletti. Bu sayıların yarısı çocuk, diğer çoğunluğu kadın. İsrail kadınlar ve çocuklarla savaşıyor.
İsrail 75 yıldır Filistin kanı içiyor. Yıl 2023… Batak Batı, en ilkel ve en vahşi çağını yaşıyor. İnsan haklarını dünyaya öğretmeye kalkan bu zavallılar, Müslüman çocukların kanını içiyor. Gazze’deki kardeşlerim ise dünyaya İslâm’ın tevekkül, teslimiyet, merhamet kavramını öğretiyor.
Filistinliler kavi bir imana sahipler, bunca zulüm karşında Aksâ’ya sahip çıkma, orayı koruma görevini Allah onlara verdi. Oğlu ölen anne, “Şehit annesi oldum, elhamdülillah” diye şükrederek ağlıyor, şehit babası isyan değil dua ediyor, “Allah’ı vekil tayin ettim” diyor. Küçücük çocuklar tekbir getirerek ölüme gidiyor; onları görünce ölüm bile güzelleşiyor.
Ben ölmenin güzel olabileceğini Gazzeli şehitten öğrendim. Şehadet parmağı havada gülümseyerek ölen çocuktan öğrendim. Kutsal dâvânın ne demek olduğunu, bombalar atılırken Kelime-i Şahadet getiren yaralı gençten öğrendim. Evladını vatana, Allah’a feda edip ardından şükredilebileceğini, oğlunun kızının kanlı bedenine sarılırken “Elhamdülillah” diyen genç babadan öğrendim. İmanın nasıl bir güç olduğunu küçücük, yaralı, ağzı kan dolu çocuğun “Aksâ lena” (Aksâ bizimdir) cümlesinden öğrendim. Korkusuzluk ne demek, bombalar üzerine yağarken “Buralar bizim toprağımız” diyen annesinin ve kardeşinin cenazesine sarılan çocuk yaştaki gençten öğrendim.
Edep ne demek, Gazzeli kadınlardan öğrendim. Evlat nasıl yetiştirilir, yüzünü kapatıp röportaj veren gencecik oğlunun yüzünü açarak “Korkma, sen mücahitsin, aç yüzünü!” diyen anadan öğrendim.
Öğren dünya; iman, metanet, insanlık, sabır, tevekkül nedir, Gazze’den öğren! Ölmek nasıl mübârek bir iş, Gazze’den öğren!
Tarihler düştü; bütün dünya modern (!) 2023 zamanında cani İsrail ve batak Batı’nın kirli ve kanlı yüzünü bir kez daha gördü. Türklere barbar, Araplara pis diyen aşağılık İsrail domuzcuklarıyla dünya kimin barbar olduğunu bir kez daha gördü. Gazze’de insanlık nedir, vatana sahip çıkma nedir, dünya gördü. Gör dünya, cinayet ve vahşet kimin işi! Ve öl dünya utancından! Kedi köpek katledilince ortayı yıkan hayvan hakları zırvacıları, siz de… Müslümanlığın hakkını veremeyen, sen de öl!
Nefsim, acizliğini bil de öl!
Bundan sonra yeryüzünde şu söz dolaşacak: “Hepimize bir Gazzeli imanı lâzım!”
Mescid-i Aksâ bütün Müslümanların kutsal beldesi. Ben bu yaşıma kadar ve bir tarih öğretmeni, bir sömürge tarihi kitabı yazarı olarak, beni insanlığımdan ve yaşamaktan utandıracak kadar, toplu çocuk mezarları oluşturacak kadar vahşi bir durum ne okudum, ne duydum, ne gördüm. Bu vahşiliği ütopik, hayâlî romanlarda bile tahayyül edip okuyamazdım.
***
1917 yılında İngiliz Balfour Deklarasyonu ile başlayan Filistin topraklarını gasp etme fikri, 1948’de resmen işgale dönüştü ve o gün bugündür o topraklar kan ağlıyor; zulüm, vahşet ve barbarlık zirvesini yaşıyor. İsrail’in zulmü Hazreti Musa’yı bile utandırdı. Bu kavim, Kur’ân-ı Kerim’de “lânetli, peygamberlerini öldüren kavim” diye geçiyor. Azgınlık artınca zeval çabuklaşır, İsrail kendi sonunu hazırlıyor.
Osmanlı’nın bakiyesi, Osmanlı torunları olan bizler, bu duruma kayıtsız kalamayız. Oranın tapusu Osmanlı’da. Kanun tanımaz Batı’nın vahşetini bilen Abdülhamid, Filistin topraklarını özelleştirip kendi üzerine almıştı. Ramallah, Kudüs ve Yafa olmak üzere üç ayrı yerin tapusu İkinci Abdülhamid’in üzerinde. Abdülhamid orayı vakıf arazisi gibi Filistinli halka hibe etti. İsrail, küçük fino, ardında Amerika ile birlikte Balfour Deklersayonu’nu yayınlayan kan emici İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail bu toprakları hukuksuz şekilde çaldı, gasp etti. Dünyayı sömüren bu güçler bu suça ortak oldular. İngilizler fitnenin başı; kendi topraklarının doksan katı sömürge toprağı var. Anglo-Saksonlar ve Neo-Conlar kol kola. Üstüne Siyonizm’i ekle, al sana en cani canavarlar!
***
“Kudüs-Gazze dâvâsı” sadece Türklerin ya da Filistinlilerin değil, bütün âlem-i İslâm’ın dâvâsı. O topraklar ilk kıblemiz, İki Cihan Durr-i Yektası, Biricik Peygamberimin Miraç’a çıktığı yer. Biz Müslümanların Kâbe’den sonra ikinci kutsal mekânı.
Bu bir “din savaşı”… İsrail’in dili İbranice. İbranice, Arapça gibi Sami dil ailesinden ve İsrail’de Arap nüfus çoğunlukta. Yani bu bir “dil, ırk savaşı” değil, bir “din savaşı”. Şu an bütün Müslümanların orada mücadele etmesi farz-ı vacip.
Öl Müslüman! Gazzeli gibi izzetinle öl!
“Filistin bir Osmanlı toprağıdır” dedik. Hâlâ orada pek çok kişinin soy ismi Türkçedir. “Araplar bize ihanet etti” diyen zavallı zihniyet, senin dedelerini İngiliz kesti. İngiliz, Fransız, Alman ve Rus’un eli kanlı, hepsinin elinde ecdadımızın kanı var. Ninelerimizin karnındaki bebekleri süngülediler, halkımızı camilere doldurup yaktılar. Dedelerimizin kulaklarını, burunlarını keserek kolye yaptılar. Dedelerinin katillerini bırakıp İngilizlerin satın aldığı Şerif Hüseyin gibi münferit bir olayı bütün Araplara teşmil etmek akılsızlıktır. Çanakkale’den, Şam’dan şehit var Çanakkale Şehitliğimizde. Gazze’den elliye yakın şehit var. Birlikte savaştığımız, daha düne kadar bizim vilâyetimiz olan topraklardan, kendi din kardeşlerimizden kimlerin desiseleri ile vazgeçiyoruz?
“Araplar ihanet etti” yalanı, gerçek düşmanın içimizdeki piyonu olanların hedef saptırmak için kullandığı en kirli argümandır. Peygamberim, “Arap’ın Acem’e üstünlüğü yok müminler kardeştir” der.
***
Hepimize bir Gazzeli imanı lâzım. Bu yediğimiz son yemek olsun. Bu içtiğimiz son su olsun. Öptüğümüz, sevdiğimiz ahrete kalsın. Parçalanmış çocuk kafaları görmektense ölüm gelsin, şehadet olsun. İzzetimizle şehit olmak varken hastane bombalayanın danslarını izlemek ar olsun, utanç olsun.
Müslüman! Sen Hazreti Ömer’in, Hazreti Hamza’nın nefesini taşıyorsun. Sen Alparslan’dan iz, Selahaddin’den bergüzar taşıyorsun. Ayağının bastığı yere adalet gelir; miskin miskin izleme, kalk ve haykır, hançeren patlasın. Kalk da gargat ağacı bu zalimleri saklayamasın. Yetti!
Arş titriyor, yer utanıyor, çocuk kanıyla değil, gazâ sedasıyla yankılansın dünya.
***
Yolda giderken ayağım kayıp da düşüp, başımı çarpıp ölebilirim. Bir mikroba yakalanıp hastalanarak ölebilirim. Her an bir trafik kazasında ölebilirim. Ama hiçbir ölüm Filistin’dekiler kadar mânâlı ve şerefli olamaz. Zaten öleceğiz ama Filistinliler gibi ölmek isterim. Öl Müslüman! Ama izzetinle… Onlar şehadete koşarken yumuşak yatağında ölmek ardır. Şehit olarak öl!
Bizans’ı, Roma’yı dize getiren, yerle yeksan eden Osmanlı torunları insin sahaya. Bu İslâm ile küfrün savaşı, ırk savaşı değil. Ümmet tek vücut olmalı. Kahire’den, İstanbul’dan, Bağdat’tan, Semerkand’dan, Mekke ve Medine’den ordular yürümeli de bir bebeğin saçının teli dünyalara değişilmemeli!
Rukiye, sen de bu yolda öl!
***
Bu yolda ölüm, Cennet’e açılan kapı.
Filistin’e yol ne tarafta? Gitsem, bir matara su, bir dilim ekmek taşısam karınca misâli… Varamasam da yolda can versem, ekranda izleme vebalinden, vicdan azabından kurtulur muyum? Hakk katında sorulduğunda verecek cevabım olur mu?
Yıkılsın duvarlar, yansın İsrail! İsrail’in yangınını izlesem, içim serinler mi? Çocuk kahkahası değil, çocuk ağıtları etrafta. Oynayan değil, ölü çocuklar... Hangi kâbus bu kadar insanı yakar? Söyleyin, Gazze’ye yol ne tarafta? Gargat ağacı yansın, ben bundan sonra rahat uyur muyum? Gazze’de deniz kan, gök ağıt, su zehir... Duy dünya, duyun sağır kalpler, kalkın ve dirilin!
Kâfir bu, Allah ona “necis” dedi, anlamıyor musun? Bunlar senin dedelerini de yedi. “Ölüm” şehide muştu, “savaş” gaziye bayram. Ne korktun be, kalbin sinende kurudu! Beklemek yakışır mı Alparslan’ın torununa?
Söyleyin, Gazze’ye giden yol nerede? Gidelim de şehadet şerbetinden nasiplenelim bir nebze. Melekler bile Gazzeliye gıpta etmekte. Gazzelim, seninle ölmesem de, ne olur bana hakkını helâl et. Biliyorum, lâyık değiliz sizin makamınıza. Siz koşarken Cennet’e, biz dünyayı aldık arkamıza.
Ağıtlarınız bir destan, yürüyüşünüz azamet… Ebu Ubeyde Bin Cerrah rehberiniz. Yürüyün, Ashab’ın yolu açıldı. Bu yol artık sizin. Biz izzetle ölemedik, sizin gölgenize sığınırız mahşerde. Siz kanatlı, biz yaya…
***
“Bir Hasan Onbaşı olayım” diyorum, Kudüs’e gidip, nöbeti devralıp, “Hasan Onbaşı’nın bıraktığı yerden nöbete geldik bacılarınız olarak” diyesim var. Bir Kudüs rüyası göresim var. Camlardan menekşeler sarkmış, çocuk sesi ve neşesi ile parklarda kahkahalar birbirine karışmış… Ben Aksâ’ya yaslanmış… Bir Kudüs rüyası işte… Göklere ezan sesi yükselmiş, parke parke yol olmuş, Aksâ ise mescit olmanın hakkını vermiş… Bir Kudüs rüyası işte… Hasan Onbaşı’nın bacısı Rukiye olarak nöbet başında, Muallâk taşında, Hazreti Musa’nın, Hazreti İsa’nın huzurunda bir Kudüs rüyası işte...
Osmanlı torunu yine buraya ayak basmış, yine Türk ordusu cihana nam salmış, Kudüs İslâm’ın kalesi olmuş ve ne kan, ne gözyaşı kalmış... Mehmetçik “Allah-u Ekber” dedi mi kâfirin yüreği yerinden koparmış… Bir Kudüs rüyası… İslâm’ın kalası Gazze’de çiçekler açmış, her yer huzura boyanmış… Bir Kudüs düşü işte…
Rasûlullah’ın ayak izi, Miraç mucizesi dünyaya dağılmış. Selahaddin’den bergüzar diyar için Fatih’in torunları ayağa kalkmış. “Allah-u Ekber” sesi dağlarda yankılanmış. Bir Kudüs rüyası… Şehitlerin ruhları şâd olmuş. Cennet bile Aksâ’yı kıskanmış, melekler Gazze şehitlerine gıpta eder olmuş… Rukiye bacınız ve tüm ümmet nöbete gelmiş... Bir Kudüs rüyası…
Halifemiz başımızda, tüm âlem-i İslâm dünyaya yayılmış… Yeniden neşv u nema bulmuş Gazze’nin çiçekleri… Kara bulutlar dağılmış, şehitlerin emaneti bebekler unutmuş o zulüm dolu günleri... Bir Kudüs rüyası işte… Rasûlallah’tan selâm gelmiş, ümmet yine vahdet olmuş, Peygamberim tek tek muzaffer olanların alınlarından öpmüş… Bir Kudüs rüyası işte…
***
Ey batak Batı’nın soytarıları! Bekleyin, kader gün sayıyor. Selahaddinler, Fatihler, Yavuzlar geliyor. Gargat ağacını hazırlayın, vadeniz doluyor. Doğ artık ey miskin güneş, onca yıl ezildi bu ümmet! Doğ ki sabah olsun. Dünyadakiler yetmez, ukbâdan gelsin himmet. Doğ ki silinsin leylin esvedi. Çekilsin ülkemin üstünden karanlığın kasveti. Doğ ki yüzler gülsün, milâdın miraç olsun. Ezanlar okunsun nağme nağme. Bir kez daha kurusun Save. Doğ, ümmet seni bekler. Parçalandı, kana boyandı kundaktaki bebekler.
Doğ İslâm! Doğ ve âleme teşmil ol! Ümmet başsız ve çaresiz seni bekler.
Öl Müslüman, bu yolda öl! İzzetinle öl, dirilmek için öl!



