“YER altı suyunun karbondioksit ile birleşimi sonucu oluşan karbonik asit nedeniyle toprağın çökmesi sonucu oluşan derin çukur. Doğal kuyu” diye Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından tanımlanan obruklar, son birkaç on yıldır olumsuz taraflarıyla ülke gündemimizde yer almaya başlamıştır.
Konya ilimizin özellikle güney ve doğu bölgesini gezdiğimizde bilhassa Meke Gölü ve Acı Göl’ün bulunduğu Karapınar civarında karayollarında “Dikkat Obruk” tabelalarına rastlarız. Bu en az son 20-30 yıldır hatta belki de daha uzun bir zamandır var olan bir durumdur. Türkiye’nin başka bölgelerinde görülmeyen bu uyarı levhaları, değişik düşüncelere sürükleyebilir bizleri. Zira, internet fotoğraflarından obruk oluşumlarını görenler yolda aniden devâsa kuyuların karşılarına çıkabileceğini düşünebilirler. Halbûki obruklar çok küçük ebatta ve az bir süre önce oluşmuş yani çökmüş de olabilir. Genellikle asfalt olan yolun üzerinde çukurlar oluşturmuş ve taşıtların yoldan çıkarak kaza yapmalarına zemin hazırlayabilir. Küçük olanları dahi can güvenliğini tehdit edebildiğine göre büyüklerinin oluşturabileceği tehdit ve tehlikeleri ele almaya çalışacağız.

Binlerce yıl önce oluşmuş ve günümüze kadar kalmış olan obruklar (büyük olanlar), genel olarak sulu ve kuru olarak kategorize edilirler. Bunlardan bazıları o kadar büyük ve ihtiva ettikleri su o kadar fazladır ki, Selçuklular döneminde yanı başlarına kervansarayların inşâ edildiği olanlar dahi vardır. Kızören Obruğu ve yanındaki Obruk Han’ı buna örnektir. Bazıları ise tamamen kurudur.
Özellikle son 20-30 yıldır iklimdeki küresel değişikliğin hissedildiği, kuraklığın daha da arttığı ve Türkiye’nin zaten en kurak bölgesi olan Konya-Karapınar civarında su seviyesinin iyice alçalmasıyla arazi yapısında gözle görülür önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Eskiden onlarla ifade edilebilen obruk sayısı, Konya Teknik Üniversitesi Obruk Uygulama, Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fetullah Arık’ın verdiği bilgilere göre günümüzde 3.000’e yaklaşmış ve her yıl artan bir ivmeyle sayıları çoğalmaktadır. Yeni açılan obrukların büyükleri 60-70 metre derinlikte, çapları ise 40-50 metre olabilmektedir. Bazılarının dibi sulu, bazıları ise kurudur. Son 10 yıldır sayıları adeta geometrik artış göstermeye başlamış ve bir fotoğraf karesine 24 obruğun sığdığı tarlalar tespit edilmiştir.

Testi kırılmadan
Tıp alanında “koruyucu hekimliğin” en efektif, kolay ve ucuz olmasına benzer şekilde tabii ve sosyal afetlerin önlenmesinde de önceden alınan tedbirler her zaman daha faydalı ve “can kurtarıcı”dır.
Yeraltı sularındaki seviyenin düşmesi, arazinin yapısı sebebiyle yeraltı mağaralarının tavanlarının çökmesine sebep olmakta ve obruk sayısı hızla artmaktadır. Bu artışın yol açacağı en büyük tehlike, tarım arazilerinde gördüğümüz bu obruklaşmanın meskun mahallerde şehir, kasaba ve köylerde oluşmaya başlamasıdır. Karapınar ilçe merkezinde bazı mahallerlerde derin olmasa da çökmeler başlamıştır. Genel toplamda sayıları binlerle ifade edilebilen bu çukurların can kaybına sebep olmadan önlenmeleri, bu olamıyorsa bile yeni imar planlarının obruk alanlarından uzaklaştırılması en acil tedbirlerden biri olmalıdır. Günümüzün en son teknolojik imkânları kullanılarak yeraltı boşlukları tespit edilip, kent planlaması ve tarım alanlarının belirlenmesi bu şekilde uygulamaya konulmalıdır.
Uzun vadede ise en önemli tedbir, yeraltı sularının çekilmesine engel olunabilecek uygulamaların hayata geçirilmesidir. Son yıllarda tehlike, “Obruk Platosu” diye anılan Karapınar ve çevresini çok çok aşmış ve 15 ilimizi tehdit eder hâle gelmiştir. Yeraltı sularının çok fazla kullanılmasına sebep olabilecek etkenlerin başında suya fazlasıyla ihtiyaç duyan tarım ürünlerinin ekilmesi gelmektedir. Zira Türkiye’nin “Tahıl Ambarı” olarak bilinen Konya’mızda tahılın dışında şeker pancarı, mısır, ayçiçeği gibi suya çok daha fazla ihtiyaç duyan mahsullerin ekimi, zaten kurak olan ve küresel ısınmayla daha da kuraklaşan Konya ve Orta Anadolu’da yeraltı sularına daha da fazla ihtiyaç duyulmasına ve on binlerce kaçak su kuyusunun açılmasına sebep olmuştur.

Bölgede eskisi gibi asgari düzeyde suya ihtiyaç duyan ürünlerin, hatta sadece tahılların ekimine geri dönülmelidir. Her coğrafî bölgeye uygun ürünlerin ekilmesine azami derecede ihtimam gösterilmedir. Çünkü “işin doğası” budur ve doğayla savaşılmaz, ona uyum gösterilir.
Yine bu kurak bölgelerde su tasarrufuna azami önem verilmeli, kaçak ve kayıpların önlenmesi sağlanmalıdır. Zirai alanlar sadece DSİ’nin plan ve programına göre sulanmalı, kaçak kuyuların tamamı kapatılmalıdır. Gerekirse akarsu yatakları değiştirilerek tarımsal araziler sulanabilir. Marmara Denizi’ndeki Avşa Adası’nda olduğu gibi deniz suyu arıtma ve atık su arıtma sonucunda kazanılan sular bu amaçla kullanılabilir. Tabii ki temiz ve ucuz enerji ile… Kaldı ki bölge, güneşten elde edilen elektrik açısından ülkemizde en ön sırada yer almaktadır.
Bütün bu tedbirlerden sonra orta ve uzun vadede son yıllarda hızla düşmüş olan yeraltı su seviyesi tekrar yükselerek yeni obrukların oluşması önlenmiş olacak ve başta can kaybı olmak üzere bütün tehdit ve tehlikeler asgariye indirilecektir. Bunlara ilaveten bölgede doğa harikası olan Meke Gölü ve Acı Göl’deki su seviyeleri de tekrar yükseleceğinden, görünümleri eski tabii hâllerine dönecektir.
Olumsuz sebepleri ortadan kaldıracak temel uygulamalar, doğru bölgesel tarım politikalarına karar verilmesinden geçmektedir. Daha sonraki bütün uygulamalar da düğmenin doğru iliklenmesi gibi doğru sonuçlara götürecektir.



