ADI Aleksandır Turbanov. Hamas’ın elinde tuttuğu Yahudi esirlerden biriydi. Geçen gün serbest bırakıldı.
Bir buçuk seneye yakın süre Hamas’in esiriydi. Diğer esirlerle beraber aynı muameleyi gördü. Bir bakıma misafir gibi korundu, bakıldı. Gazze’de müthiş bir açlık varken, Hamas o esirlere açlık yaşatmadı. Yokluğu hissettirmemek için gayret etti. Tam anlamıyla anne baba gibi kendi yemedi, onlara yedirdi, içirdi.
Serbest bırakılacağını öğrenince, bütün dünyanın dikkatini çekecek çarpıcı bir açıklama yaptı.
Şöyle söyledi Turbanov:
“Nezaketiniz vicdanıma kazındı. Aranızda yaşadığım 498 gün boyunca İsrail ordusu tarafından maruz kaldığınız onca saldırganlığa rağmen, benimle şefkatli bir baba gibi ilgilendiniz. Sağlığıma ve onuruma dikkat ettiniz.
Farkındayım, gasp edilmiş topraklarını ve haklarını korumak için savaşan insanların elindeyim. Üstelik halkınız benim hükümetim tarafından açlığa mahkûm edildi. Her gün soykırıma maruz kalmanıza rağmen, açlığın veya aşağılanmanın bana dokunmasına izin vermediniz.
Sizin aranızda yaşayana kadar fedakarlığın değerini bilmiyordum. Ölümü gülümseyerek karşılıyorsunuz. Her türlü öldürme ve yok etme imkânına sahip bir düşmana sadece bedeninizle direnişinizi kendi gözlerimle görene değin, gerçek kahramanlığın anlamını fark edememişim.
Ne kadar açık sözlü olsam da sizin değerinizi yansıtacak kelimeler bulamayacağım. Ve yüce ahlâkınız karşısındaki hayretimi, hayranlığımı nasıl anlatabilirim, bilmiyorum.
Dininiz mi size esirlere karşı böyle davranmanızı öğretiyor? Bu ne büyük dindir ki, sizi böylesi yüce bir mertebeye eriştiriyor. Bu yüceliğin karşısında insanların yazdığı tüm insan hakları kanunları çöker elbette. Düşmanlarla mücadele protokolleri de çöker.
Yalan yapmacık sloganlarla değil, en zor anlarda yaşadığımız gerçeklerle adaleti ve merhameti gösterdiniz bize. En karanlık şartlarda bile ilkelerinizden vazgeçmediniz.
İnanın bana! Eğer bir gün buraya dönersem, ancak sizin saflarınızda bir mücahit olarak dönerim. Çünkü hakikati halkınızdan öğrendim ve sizin sadece toprağın değil, ilkenin ve haklı davanın sahipleri olduğunuzu da anladım.”
***
Rehine veya esirden ziyade misafir gibi muamele edilen Turbanov’un bu sözlerinden sonra tek kelime etmemek daha iyi.
Fakat birkaç cümle ile sözü tamam etsek, tadını kaçırmış olmayız herhâlde.
Turbanov bundan sonraki hayatında, “esaret günlerini” anlatmaktan hiçbir zaman geri durmayacaktır.
Bir kendi durumuna bakacak, bir de İsrail’in elindeki Filistinli mahkûmların durumuna. Yürürken, dururken, konuşurken, susarken bile gördüğü işkencenin apaçık belli olduğu mahkûmlarla kendi hâlini kıyaslayacaktır.
En çok da “O nasıl bir dindir?” sorusuna cevap aramakla geçirecektir günlerini, aylarını, yıllarını…
Aynı zamanda kendi dinini sorgulayacaktır muhakkak gece gündüz.
Sonunda doğru cevabı bulacağına inanıyorum. Gören gözün kılavuza ihtiyacı yok.
İçinden gelen sesi dinleyecek.
Gönlüne kulak verecek ve inşallah önünde yepyeni, pırıl pırıl, tertemiz bir yol açılacak.
Önce “La” diyecek…
Gerisi kendiliğinden gelir.
Zaten kalbi “küt küt” edecek o anda. Kalbi konuşacak, ne söyleyeceğini bilecek.
Yerinden fırlayacak gibi hızla atacak.
Sonrası büyük bir huzur, mutluluk, heyecan…
Ve elbette yepyeni bir hayat.
Beyaz bir sayfa…



