NOBEL Barış Ödülü, İsveçli Alfred Bernard Nobel (D. 1833-Ö. 1896) adına düzenlenmektedir. Nobel ailesi önce Finlandiya sonra Rusya’ya taşınmıştır. Nobel, dönemin şartlarında iyi bir eğitim almıştır. Baba İmmanuel Nobel, Sankt-Peterburg’da kurduğu atölyede Rus ordusu için silah üretimi yapmıştır. Nobel’in, yurt dışı eğitimi için gönderildiği Paris’te dönemin ünlü kimyacıları T. J. Pelouze ve Ascanio Sobrero ile tanışması, onun gelecekteki merakını şekillendirmiştir.
Ailesi tarafından 1852’de Rusya’ya çağrılan Alfred, bütün zamanını kimya çalışmalarına vermiştir. Ancak Kırım savaşından sonra (1856) Rus ordusu Baba Nobel’den silah almayınca, Baba Nobel’in işleri bozulur ve yeniden oğul Alfred ile birlikte Stokholm’e (İsveç’e) geri döner. Alfred kimya çalışmalarını Stokholm’de sürdürmüş, 1864’te kimya atölyesindeki patlamada kardeşi ile birlikte dört kişi ölmüş, Stokholm Belediyesi tarafından atölyesi kapatılmış, Nitrogliserin’de açtığı atölyede çalışmalarını devam ettirmiş ve nihayet 1864’te dinamit ve balitist adını verdiği yeni barut türlerini bulmuştur.
Dinamit ve barut, Alfred Bernard Nobel’in hayatı kadar insanlığın geleceğini de etkilemiştir. Kendisi buluşlarının keyfini çıkaramadan 1896’da İtalya Sen Remo’da beyin kanamasından ölmüştür. Ölüm haberini İtalyan gazeteleri, “Ölüm taciri öldü” diye duyurmuştur. Onun buluşları ile savaşların seyri değişmiş, daha kısa sürede daha çok insan toplu halde öldürülebilir olmuştur.
Mirasının Nobel ödüllerinin kurumlaşan enstitüler eliyle her yıl 33.200.000 Kronunu insanlığa hizmet için uğraşan kimselere verilmesini vasiyet etmiştir. Nobel ödülleri her yıl fizik, kimya, tıp, fizyoloji, edebiyat ve barışa hizmetleri ile bilinen kimselere verilmektedir. 1910’da İsveç Hükümeti, Nobel Vakfı’nı kurmuş, Nobel ödülleri bu tarihten sonra düzenli olarak verilmeye başlanmıştır. 1968’de İsveç Bankası, Nobel anısına ekonomi ödülü vermeye başladığı gibi, sentetik bir element olan Nobelyum da onun anısına, onun adıyla isimlendirilmiştir.
Nobel ödülleri, tarafsız ve herkesçe kabul edilebilir ölçülere göre mi ve kimler tarafından nasıl verilmektedir? Nobel Barış Ödülü, Norveç Nobel Komitesi tarafından verilmektedir. Çünkü Alfred Nobel’in vasiyetine bağlı olarak 1897’de Norveç Storting Meclisi kurulmuştur. Meclis tarafından kararlaştırılan kurallara göre seçilen beş kişilik komite üyeleri, altı yıllık süre için belirlenmiş olurlar. Üyeler tekrar seçilebilirler. Komitenin yapısı Storting’teki siyâsî partilerin güçlerini gösteren bir orana göre tespit edilir. Komite başkanı, yardımcısını kendisi seçer. Nobel Enstitü Müdürü, aynı zamanda komitenin sekreteri sayılır.

Marifetin iltifata tabi olduğu kuralını hatırlamalıyız. İslâm dünyasında ortaya çıkan marifetlilerin, Batı’da iltifat görmelerinden de bu dünyada hükmü geçenlerin sorumluluğu olduğunu bilmeliyiz. İslâm dünyası denilen coğrafya, dünyanın en az güvenli bölgesidir. Her an komşu ülkelerle veya bir iç savaşla, ülke barışının, bölge barışının bozulması kuvvetle muhtemeldir. Evet bu tür savaşları, isyanları Batılılar çıkartıp desteklemektedirler. Batılıların barışa, insanlığa karşı bu eylemlerini görelim ancak Batılıların bu eylemlerini doğrudan yapmadıklarını, İslâm dünyasında hemen her bölgede Batılıların lanetli planlarını uygulamaya hazır olanların varlığını da görmeliyiz. Bu yüzden iğneyi Batılılara ayırırken, geleceğimiz için çuvaldızı kendimize karşı kullanmalıyız.
Nobel Barış Ödülü çoğunlukla şahıslara verilmiş olsa da nükleer silahların kaldırılması için çalışan ICAN gibi uluslararası kuruluşlara da verilmektedir. 1994’te Yaser Arafat, Şimon Peres ve Yitzak Rabin örneğinde olduğu gibi Nobel Barış Ödülü birden fazla kişiye aynı yılda verilmesi de olmuştur.
Ödül verilenler ya doğrudan Batılı siyasetçi yazar, akademisyen ya da Batılılar tarafından beğenilip takdir edilenler, Rahibe Terasa (1979), Marten Luther King Jr (1964) olmuştur. ABD başkanlarından Theodore Roosewelt (1906), Woodrow Wilson (1919), George C. Marshall (1953), Jimmy Carter (2002), Barack H. Obama (2009) gibi isimlere de Nobel Barış Ödülü verilmiştir.
2025 Nobel Barış Ödülü ise Venezüella muhalefet partisi, Vente Venezüela Partisi lideri Maria Corina Machado’ya verilmiştir. Komitenin iddiasına göre Machado’ya ödül, “Venezüella’da sürekli artan otoriterliğe karşı demokrasi mücadelesine öncülük etmesinden dolayı” verilmiştir. Machado aslında Nobel Ödül Komitesi’nin nasıl çalıştığını gösteren isimlerden birisidir. Genellikle Batı hegemonyası ile sorun yaşamış Venezülla yönetimleri gibi ülkelerde muhalif liderler kendiliğinden Batı’nın, ABD’nin takdirini kazananlardır. Bu kazanç aynı zamanda Nobel Barış Ödülü’nü kazanmanın ilk adımı durumundadır.
Bayan Machado, uzun yıllar Venezüella Devlet Başkanı Maduro’yu devirmek için mücadele etti. Batı ve ABD ile sıkı ilişkileri vardır. 2014’te Maduro’ya karşı ülke çapında yapılan protestolara öncülük ettiği için kısa süreli hapis yatmıştır. Bayan Machado’nun siyâsî çizgisinin baskın özelliği İsrail’e duyduğu hayranlık ve İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlara karşı destek açıklamaları olmuştur. Machado, 2018’de BM Güvenlik Konseyi’nin Venezüella’ya müdahale etmesi için Netanyahu’dan aracılık yapmasını istemiştir. Maduro yönetimi İsrail ile diplomatik ilişkileri kesmişken, Machado iktidara gelmesi hâlinde İsrail ile yeniden diplomatik ilişki kurmayı vaat etmiştir.
Machado, 2019’da X’teki sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail’in bağımsızlığının 71. yılını kutladığını, Venezüella’nın mücadelesinin aynı zamanda İsrail’in mücadelesi olduğunu iddia etmiştir. Vente Venezüela Partisi Temmuz 2020’de Netanyahu’nun başkanı olduğu İsrail Likud Partisi ile “stratejik iş birliği anlaşması” yapmıştır.
Anlaşmada tarafların “özgürlük, demokrasi, piyasa ekonomisi ve hukukun üstünlüğü” gibi değerler için siyâsî iş birliği yapacakları vurgulanmış, iki parti arasında operatif ortaklık kurulacağı, yalnızca teorik değil uygulamalara dayalı projelerin yürütülmesi de öngörülmüştür. Machado, İsrail medyasına yaptığı açıklamada, iktidara geldiğinde Venezüela büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını belirtiştir. Machado, İsrail’in Gazze’deki katliamlarını sürekli destekleyen ve İran-İsrail çatışmasında da İsrail halkıyla dayanışması içinde olduğundan söz etmiştir.
ABD’deki Müslüman sivil hakları savunucu örgütlerinden CAIR yaptığı açıklamada, Machado’nun Müslüman karşıtlığı ve bazı konulardaki tutumu için uyarıldığını, Avrupa faşizmine, Likud Partisine ve Müslüman düşmanlığına verdiği destek için kınandığını belirtmiştir. Nobel komitesinin, Gazze katliamına karşı çıkanlar yerine “Müslüman karşıtı faşizme ve İsrail Likud Partisi’ne verdiği destekten dolayı” Machado’ya barış ödülü verilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulamıştır. CAIR, Gazze’deki soykırımda büyük risk alan gazeteciler, aktivistler ve politikacılarla adaleti savunanlara karşı Machado’ya verilen ödülün onlara bir hakaret olduğunu belirtmiştir.
ABD başkanlarına ve Henry Kissinger (1973) gibi dışişleri bakanlarına, nihayet soykırım suçundan uluslararası ceza mahkemesinde yargılanan Netanyahu gibi bir caniye bağlılığını her fırsatta vurgulayan ve ülkesinin ABD tarafından işgalini isteyen Machado gibi faşist eğilimli birisine Nobel Barış Ödülü’nün verilmesinin tarafsız ve dünya barışına hizmet gibi bir amacının olmadığını söylemek abartı değildir. Machado’ya verilen Nobel Barış Ödülü, aslında onun Batı hesabına çalışmasını ödüllendirmektir.
Nobel ödülleri siyâsî ve ideolojik açıdan yüzlerce eleştiriyi hak etmektedirler. Ancak bu ödülleri Batılılar, kendi değerleri adına ve kendi beklentileri için vermektedirler. Aksini düşünmek son derece yersizdir.
Aziz Sancar’a “Nobel Biyoloji Ödülü” verildiğinde, bundan mutlu olmuş ve senelerdir övünmüşken şimdi Nobel Barış Ödülü’nün Machado gibi birisine verilmesinin ardından Nobel ödüllerinin eleştirisi bazılarımız için tutarsız görebilirler.
Bu görüşün haklı tarafı, Batılılardan tarafsız ve barış yanlısı davranamayacakları gerçeğidir. Günümüzde dünya barışını bozan en büyük tehdit Batı ülkelerinden, İsrail’den ve onların uzantıları olan Machado gibi muhalefet liderlerinden gelmektedir. Batılıların kendi adlarına çalışan dostlarını kayırmaları, korumaları, icap ederse çeşitli ödüllerle onore etmeleri kendileri bakımından sıradan iş sayılmalıdır.
Ancak İslâm dünyasında neden Nobel benzeri ödüller yoktur? Değişen hükümetlere ve partilere göre çalışmasını iptal etmeyecek, kendi çalışma kurallarına bağlı kuruluşların takdir edecekleri bir ödül düzeni neden yoktur? İslâm dünyasında bu işi yapabilecek kurullar, komisyonlar şimdiye kadar kurulamaz mıydı? Yahut bu işler için ihtiyaç duyulan meblağ temin edilemez miydi? Elbette bu işleri yapacak vasıfta çok sayıda insan bulunur ve bu iş için ihtiyaç duyulan para da ahım şahım bir meblağ değildir. Asıl sorun, İslâm dünyasını idare edenlerin istisnalar dışında Machado kumaşından olmalarıdır.
Nobel benzeri ödüllerle kendileri hesabına çalışanları onore etmek, saygınlık kazandırmak ve böylece ihtiyaç duydukları meşruiyetle onları donatmaya çalışmaktadırlar. Nobel benzeri ödül alanları saygın, muteber kişiler bilmek işte bu ödül düzeninin arkasındaki felsefeyi, itici gücü de kabullenmek ve dünyaya o pencereden bakmaktan başka bir şey değildir. Nobel benzeri ödül alanlar, Batı hesabına çalıştıkları tescillenmiş kişiler olarak değerlendirilmeli ve bunlar kendilerini aklayacak eylemleri oluncaya kadar asla sıradan, masum kişiler olarak görülmemelidirler.
Bilim insanlarımızın değeri Batı’da gördükleri kabule, aldıkları ödüllere göre tayin edilmemelidir. Siyasetçilerimizin, barış gönüllüsü aktivistlerimizin kıymeti Batı’da topladıkları takdirlere bağlı olmamalıdır. İslâm dünyasında, insanlık hesabına, evrensel değerler adına çalışanları takdir edip onore etmek bir insanî, İslâmî yükümlülük olduğu gibi Batı dünyası içinde de insanlık ve İslâmî değerler için çalışanları da yüreklendirecek, çalışmalarının boşa gitmediği, karşılık bulduğu kanaatini onlara gösterecek ödüllendirme düzenleri olmalıdır.
Marifetin iltifata tabi olduğu kuralını hatırlamalıyız. İslâm dünyasında ortaya çıkan marifetlilerin, Batı’da iltifat görmelerinden de bu dünyada hükmü geçenlerin sorumluluğu olduğunu bilmeliyiz. İslâm dünyası denilen coğrafya, dünyanın en az güvenli bölgesidir. Her an komşu ülkelerle veya bir iç savaşla, ülke barışının, bölge barışının bozulması kuvvetle muhtemeldir. Evet bu tür savaşları, isyanları Batılılar çıkartıp desteklemektedirler. Batılıların barışa, insanlığa karşı bu eylemlerini görelim ancak Batılıların bu eylemlerini doğrudan yapmadıklarını, İslâm dünyasında hemen her bölgede Batılıların lanetli planlarını uygulamaya hazır olanların varlığını da görmeliyiz. Bu yüzden iğneyi Batılılara ayırırken, geleceğimiz için çuvaldızı kendimize karşı kullanmalıyız.



