Nikâhsız beraberlikler ve ailenin yıkılması (2)

Sonuçta kapitalist dünyanın ve modernitenin beygirine dönen insanda “evlilik” de önemsizleşir. Hatta kariyerin önünde bir engele dönüşür. 25 yaşlarına kadar okullar tamamlanır, 30’lara doğru istenen bir işe ulaşılır belki. Hayatın yarısı bitmiştir. Evlilik, bu kadar yorgunluk ve koşturmadan sonra salt karşı cinsle yaşlanacak bir hayâlî mutluluk olur artık.

BİZİM memlekette hâlâ kadın, erkeğine “Efendi!” diye hitap eder. Erkek, başıboşluktan, mânâsızlıktan ve kaotik yaşamın tehditlerinden kurtularak huzura varır. Ondan dolayı erkek, on beşinden itibaren evlenmek ister. Askerliğini tamamlayarak evliliğe ayak basar.

Kız, kadın olgunluğuna/aşamasına evlilikle varır. Yepyeni bir tecrübe yaşar. Koca sahibi olur. Sevgi ve aşkı huzurla yudumlar. Kadın, evlilikle anne olur. Çocuk doğurur. Bedeninden bir beden getirir dünyaya. Capcanlı varlıkların sahibi olur. Onları yetiştirdikçe, büyüyen insanların güzelliğini seyreder. Ektiği ağaçların çiçeklenmesini ve meyveye durmasını gördüğü gün, mutluluktan geçen çiftçiye benzer.

Kadın, dosttur, arkadaştır; Kur’ân’ın tabiriyle erkeğe örtüdür. Tabiî erkek de kadına...

Günümüzde ailenin beşeri yapısı, aile gibi toplumsal kurumların belirlediği beşerî ilişkilerden meydana gelmektedir. Ailenin süreç içerisinde geçirmiş olduğu değişim onun eğitici, koruyucu ve yönlendirici gibi asıl özelliklerini zayıflatıp tahrip ederek insanı kuşatan ilişki sistemlerini de değiştirmektedir. Bütünlük ve süreklilik içerisinde gerçekleşen bu değişim, bir ölçüde ilişki sistemlerinin niteliği, ailenin ya da toplumun ananevî ya da modern aile veya toplum olarak tanımlanmasını belirlemektedir.

Küresel veya millî düzeyde gerçekleşen ilişki sistemlerindeki bu seküler değişim süreci teknolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel alanları da olumsuz etkilemiştir. Bunlarla birlikte sanayileşme, hızlı kentleşme ve onların beraberinde getirdiği iç ve dış göç dalgaları ailenin o koruyucu ve kuşatıcı bir kurum olma karakterini zayıflatmıştır. Bunun sonucu olarak ananevî aile dağılıp parçalanmış, boşanmaların arttığı, tek ebeveynli bölünmüş ailelerin hızla çoğaldığı modern/çağdaş (!) aileye dönüşmüştür.

Gençliği kuşatan uyuşturucu bağımlılığı, cinsel sapmalar ve diğer adi suçlardaki ciddî artışlar, aileye hâkim olması gereken değerlerde ne denli bir aşınmanın olduğunu ortaya koymuştur. Kitle iletişim araçlarına hâkim olan aile değerlerinden yoksun iletişim sistemleri oluşturulmuş ve bu iletişim sistemleri ahlâkî ve kültürel yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir.

Küresel ya da millî düzeyde vuku bulan ekonomik dalgalanmalar ve yoksulluk, aile kurumunu iyiden iyiye zayıflatmıştır. Dinî ve ahlâkî değerler sisteminin etkisini kaybettiği ve gittikçe Batı aile modeline benzeyen aile yapısı büyük değer kaybı yaşamıştır.

Ailenin omurgasını oluşturan kadının sosyal rolü ve statüsü konusu efsunlu bir şekilde tartışılır hâle getirilmiştir. Feminist hareketler tarafından içinden çıkılmaz bir manzara alan bu durumda aile, kadın-erkek üstünlüğü tartışmalarına indirgenmiştir. Bütün bunların sonucu olarak modern aile(!), aile kurumunun olmazsa olmazı olan kuşatıcılık ve koruyuculuk vasfını büyük ölçüde yitirmiştir.

Görüldüğü gibi çeşitli formlara bürünerek inşâî ve şeklî olarak hızlı değişimlere maruz kalan aile, 21’inci yüzyılda da önemini tamamen kaybetmediği gibi biyolojik, sosyolojik, ekonomik ve politik pek çok tartışmanın merkezinde olmaya devam etmektedir.

Modernite, insanı nesne bedenlere çeviriyor. İnsanı bir meta gibi gören materyalist felsefe ve beşerî ideolojiler kapitalizm-komünizme göre erkek bir eril beden, kadın da bir dişil beden. Birbirini bu merkezde algılıyor kadınlar ve erkekler. Artık kadın ve erkeğin birinci vazifesi kariyer ve tüketim. Çocukluktan itibaren bir beygir gibi koşuya katılır, kariyer için okula gider, yine kariyer için aile terk edilir. Kariyer için anne ve baba geride bırakılır. Para ve kariyere kavuşarak araba sahibi olmak, ev sahibi olmak, tatile gitmek en büyük amaçtır.

Sonuçta kapitalist dünyanın ve modernitenin beygirine dönen insanda “evlilik” de önemsizleşir. Hatta kariyerin önünde bir engele dönüşür. 25 yaşlarına kadar okullar tamamlanır, 30’lara doğru istenen bir işe ulaşılır belki. Hayatın yarısı bitmiştir. Evlilik, bu kadar yorgunluk ve koşturmadan sonra salt karşı cinsle yaşlanacak bir hayâlî mutluluk olur artık. Bunun için de yine evlilik endüstrisinden geçmek lâzım. Bir düğün parası için on yıllarını kapitalizme ipotek etmek gerekir. O nedenle ne düğün masaldır, ne de evlilik.

Karşı cins ilişkileri rahat yaşanan ortamlardan geçilmektedir artık. Kafe ve kampüs mekânları bunları sağlıyor. İlim ve irfan sadece yaşanan eğlencede bir göstermelik. Ağzına kadar kafelerle dolu kampüslerimizde “evliliksiz evlilikler” yaşanıyor. Üstelik ne kapitalizme hayatını ipotek ediyorsun, ne de geçinme derdin var(!). Evliliksiz evlilikler, yeni dönemin ortak/ev arkadaşı ve kampüs hayatıdır. Türkiye’de de gün geçtikçe artıyor. Kimsenin umurunda değil bunlar.

(Devam edecek…)