“Ne”sin?

Cömert olmak ve merhametli davranmak, bunlara gayret etmek de adâlettir. Adâletli olmak, cömertliktir. Cömert davranmak, merhamettir. Bütün bu güzel hasletler ve çok daha fazlasına ömür vermek, Allah rızâsı için yaşam sürmektir.

SORU-cevap muhabbetine her zaman bir ilgim vardı. Makalelerimde ara ara, çok sıkmayacak kadar (öyle olmasını ümit ediyorum) bu soru-cevap faslına bir taksimlik zaman ayırırım.

Bu satırlara uğradığım anki ruh hâlim ve her şeyi sorgulamaya olan şiddetli arzum, beni yine bu yöntemle işin içinden çıkabileceğim inancında mühürledi.

Soru ve cevap kısmına geçmeden evvel, sizden de ricam olacak:

Bir doğruluk ve yanlışlık ilkesini tartışmaya açmak, insanın her hususta doğru olduğu anlamına gelmez. Böyle bir iddiada bulunmak zaten akıl dışı olduğu kadar kibir ve körlükle sentezlenmiş bir ahmaklık olacaktır. Her gün yeniktir insan. Ya bir doğruyu hak ettiği kadar yapamamış ya da Rabbin huzurunda bir yanlışa bulaşmıştır. Bunu bazen haset bir düşünceyle yaparken, bazen kötü bir sözle, bazen de daha ileri giderek kötü ya da en hafifinden kusurlu bir hareketle başarmış olur. İnsanı, doğru ve yanlışlarından daha çok, doğruyu yapmaya olan gayretinde tanırız. Yoksa hatâ ve kusur insan içindir. Yok yok! İnsan hatâlı ve kusurlu bir varlıktır. Sanırım bu daha net ve daha gerçekçi oldu.

Öyleyse, bana ayrılmış bu alanda doğruların savunuculuğunu yaparken ve yanlışlara dikkat çekerken tek gayemin bir uyanış ve bir rikkate temas ediş ümidi olduğunu bilmenizi isterim. İddiasız, bensiz ve tamamen rafine bir dikkat çekme gayretini garanti ediyorum…

İnsan, içinde yığınla güzel duyguya her an aktif bir hâkimiyet kuramaz. Bazen bir dış ses, ufak bir not ya da bir hatırlatma seansına muhtaçtır. Öyleyiz. Ben de yazı hakkımı bu yönde kullanmak istiyorum. Ricam bu kadardı…

Cömert misin?

Kendine ait olan bir şeyi ihtiyaç duyana vermek cömertliktir. Ama bu kadar kolay değil. Cömertlik bir ruh hâlidir. Sâfi vermekle cömert olunamaz. Fakat hiç vermemek ve az vermek de insanı ilk akla geleniyle cimri yapar. Cömertlik Allah rızâsında gizlidir. O’nun rızâsını gözeterek ve karşılığında bir iyilik beklemeyi bırak, bir kötülük görebileceği ihtimâlini de göz önünde bulundurarak vermektir. Verdiğinin hesabını yapmadan, verdiğinle bir saygınlık ummadan ve verdiğinle kendini “veren el” sanmadan vermektir. Verdiğinin sahibinin kim olduğunu bilerek… Onu vermeni nasip Edenin sana ne dediğini duyarak…

Allah insana verince, bu, “Ver!” demektir. “Allah’ın mülkünden faydalandığın ne varsa, faydaya ihtiyaç duyanla paylaş!” demektir. “Paylaşırken incitme, kırma, bununla övünme!” demektir. “Aileni, yuvanı, dostunu hiçe sayarak da verme!” demektir. “Kendine de cömert ol, savurgan olma!” demektir.

Hem cömertlik sadece para, mal ve diğer maddî ihtiyaçlar hususuyla da sınırlı değil. Başkalarına gönülden duâ edebilmek cömertliktir. Riyasız bir duâ… İçten bir duâ… Sende olmayanı başkaları için murâd edebilmek de cömertliktir. Hem sonra, sevgiyi abartısız bir sarihlikte sunmak da cömertliktir. Sevildiğini hissettirmek, kalpleri yormamak cömertliktir. Teşekkür edebilmek ve özür dileyebilmek de cömertliktir.

Kendini karşıdakinin yerine koymak, şiddet ve öfke hâllerinde bile onun tarafından bakmaya gayret etmek, cömertliktir. Hatânı kabul etmek, kırmamak, kırdığını tamir etmeye çalışmak, hep cömertliktir. İnsan bütün bunları yaparken “vermek” fiiline denk düşer. Çünkü insana zor gelen sadece maddî varlığından vermek değildir; egosundan ödün vermek, haksızlığını kabul ederken nefsinden kayıp vermek, özür dilerken benliğinden, gönül alırken gururundan, sevgi gösterirken kendine olan hayranlığından verir. İşte bu cömert insan, egosundan, kibrinden, benliğinden verdikçe ve verdikçe insan olur. Acaba gerçekten cömert miyiz?

Merhametli misin?

Tanımadığınız biri öldüğünde, bir sakat hayvana denk geldiğinizde, bir gözyaşına rastladığınızda üzüntü, hassasiyet, elem gibi duygulara sahip olmanız, sizi insan yapar. Fakat merhamet de bundan fazlasıdır. Merhamet, var olduğu kalpte bir harekete öncülük eder. Merhamet denilen duygu-durum, bir prototiptir. Tetikleyicidir. Ateşleyicidir. Merhametin sonucu, muhakkak insanın kendinden vereceği bir ödünle eş değerdir. Hareketsiz bir merhamet, insan olma isteğinin yansımasıdır. Pasiftir. Sizi herhangi bir yaptırımla karşı karşıya bırakmayan merhamet kolaydır, ucuzdur. Daha açık söylemek gerekirse, insanın iyi olma isteğini okşayan bir tesellidir. Kendini avutmaktır.

Meselâ merhamet ettiğiniz her ne ise, gücüne, kazancına, sevgisine ve ilgisine muhtaç olmadığınızı düşünün. Ve hattâ merhamet etmemeniz gerektiğine son derece inanıyor ve bundaki haklılığınıza sayfalarca veri sunabiliyorsunuz. Ama biliyorsunuz ki, merhametinize ihtiyacı var. Bu sizi zorlayan, kendinizle ve öz benliğinizle çelişkiye düşüren bir vericiliğe örnek…

İşte tam bu noktada, yalnız Allah için ve O’nun yarattığına hürmetle, yalnızca bir insanı kazanabilmek ya da ona fayda sağlayabilmek amacıyla merhamet gösteriyorsanız, siz merhametlisiniz!

Zorlandınız, zaman, mekân, benlik, gurur ya da maddî bir şey kaybettiniz belki. Ama bir insanın gönlüne üflediniz. İhtiyacı var diye… İşte gerçek merhamet!

Fakat bir de başka boyutu var merhametin. İnsan, hayvan, tabiat, bitki ve ne kadar canlı varsa âlemde, düşmüşken, yaralıyken, bir ele muhtaçken görmüyor, duymuyor ve harekete geçmek için imkânları zorlamıyorsak, sahip olduğumuz kalpte merhamet yetmezliği teşhisi kaçınılmaz olacaktır. Merhamet duymaktır, görmektir, bilmek, anlamak ve elden geldiğince harekete geçmektir. Oturup üzülmek (imkân olduğu hâlde), hiçbir şey yapmamak, merhametle ölçüşmez. Fakat insan olma isteğini gösterir. Çünkü bırakın bir şey yapmayı, üzüntü bile duymayan bir kalpte durum sadece merhamet yetmezliği değil, hücre ölümü olacaktır.

Âdil misin?

Ne can alıcı bir kavramdır adâlet! İnsanın hayatı boyunca alacağı bütün kararlarda olması gerekir. Bir fire verdi mi, maazallah, insan zalim olmaktan kurtulamaz. Çünkü bir yerde adâlet yok ise, orada muhakkak zulüm vardır!

Adâlet… Sadece hukukî bir terimmiş gibi gelir. Adliyelerde, mahkemelerde yürürlükteymiş de insan ilişkilerinde çok kullanılmazmış gibi… Hâlbuki adâlet, her hareketin gerek şartıdır. İnsanın güçlü olduğu belli alanlar olur yaşam boyunca. Evlilikte karar yetkisine sahip olanın, adâlet duygusuna da haiz olması gerekir. Bir ev sahibinin, işverenin veya komşunun; anne-babanın, evlâtların ve eşlerin… Bir yerde en basit bir kararı alma yetkisini elinde bulunduran her kimse, adâleti ve Allah rızÂsını gözetmediği minimal bir harekette zalim olacaktır.

Adâletin terazisine de çok şey sığar. Maddî-manevî sorumluluklarını eksiksiz yapma gayreti, adâletli bir insanın yaşam biçimidir. Yalan söze başvurmama gayreti, bir adâlet göstergesidir. Hiçbir yaptırımı olmayacağını bile bile insana hak ettiği duyguyu hissettirebilmek de âdil olmaktır. Anne-babaya değerli olduğunu hissettirmek adâlettir. Evlâda, ona saygı duyulduğunu hissettirmek de adâlettir. Komşuyu rahatsız etmeden bir yaşam sürmeye çalışmak adâlettir.

Ve yine kavramların ayrılmaz ve sarsılmaz bütünlüğü devreye giriyor…

Daha başa dönersek, cömert olmak ve merhametli davranmak, bunlara gayret etmek de adâlettir. Adâletli olmak, cömertliktir. Cömert davranmak, merhamettir. Bütün bu güzel hasletler ve çok daha fazlasına ömür vermek, Allah rızâsı için yaşam sürmektir.

Makale de burada başlıyor yani… Haydi Bismillah!