KÖPEKLERİN dostluğu, arkadaşlığı, yoldaşlığı meşhurdur. Vefalıdır, fedakârdır. Bu konuda kimsenin itirazı yok. Ama bir teşbihte bulunmak gerektiğinde, atalardan kalma o meşhur sözü tekrar ederiz: “Eceli gelen köpek cami duvarını pisler.”
Kendini o köpek gibi hisseden karikatürist ise dinî değerlerle ilgili hakaret içeren çizgilerle sanat yaptığını zanneder.
Bir mizah dergisinde yayınlanan karikatürde Peygamber Efendimize (sav) hakaret edildiğine dair haberi duyduğumuz anda hayatın akışı değişti.
Hangi dergidir, çizen kişi kimdir, nasıl bir karikatürdür gibi ayrıntıyı hiç merak etmedim. Hissettiğim, sadece öfke ve endişe oldu kaçınılmaz şekilde.
Dinî değerler, son derece hassastır. Rehberimiz Peygamber Efendimiz Aleyhisselam hakkında konuşmak, yazmak, çizmek söz konusu olduğu zaman çok ince düşünmek, her yönünü hesap etmek gerekir.
Resmedilmesi kabul edilemezken karikatürünü çizmek hiç kimsenin haddi değildir. Çizilemez.
Avrupa’da örneklerini gördük. Efendimiz Aleyhisselam ile ilgili karikatür yayını bahsinde Danimarka ve Fransa başroldeydi. Neler yaşandığını unutmadık. Türkiye’de böyle bir işe yeltenmek için Avrupa’daki tecrübeyi göz ardı etmek, yok saymak yahut kasıtlı bir şekilde organize hareket içinde olmak gerekir.
Mustafa Çalık’ın sözlerini hatırlatmanın vaktidir. Şöyle diyordu merhum:
“Türk, namaz kılmasa oruç tutmasa bile, Peygamberine hakaret edilen yerde kafası iyi olsa bile bıçağı sıyırır, başını belaya koyar. Türk, dindar olmasa bile mukaddesatını, dinini savunur. Türk, sadece kendi namusu ve şeref haysiyeti için değil komşusunun namusu, şeref ve haysiyeti için de belaya kalmaktan imtina etmez. Gerekirse hapse girer. Türk, sadece kendi hakkını savunmaz. Üstüne vazife olmayan işleri de üstüne vazife görür. Bu bir alicenaplıktır. Yüksek seciyedir, yüksek ruhtur.”
Tabiî burada İsmet Özel’in “Türk kimdir?” sorusuna verdiği cevabı da hatırlamak gerekir. “Kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir.”
Eminönü’nden yıllar öncesine ait bir sahne: Dolmuş durağındaki kâhya “Eyüp, Eyüp…”diye bağırarak müşteri çekmeye çalışmaktadır. Oradan geçen bir sarhoş, kelimeleri yuvarlayarak kâhyaya çıkışır. “Eyüp senin asker arkadaşın mı? Eyüp Sultan diyeceksin!”
Bir adam (varsayalım) çizgi yeteneği var. Bir konuyu düşünüyor. Bunu çizeyim diyor. Eline kalemi alıp kâğıt üstünde gezdiriyor. İçindekini kâğıda ifraz ediyor. Sonra onu dergiye teslim ediyor. Dergidekiler bakıyorlar, yönetici mönetici kim varsa “Hımmm” diyorlar, beğenip basmaya karar veriyorlar. Grafiker çalışıyor. Teknik işlemler tamamlanıyor, basılıyor.
Sonrası malûm… Tepkiler, açıklamalar, protestolar…
Acaba bu kadar yalın, bu kadar basit, bu kadar safça mı?
Ülkemizin ve bölgemizin şu dönemde ne kadar hassas olduğunu göz önüne alırsak… Önceki provokasyonları hatırlarsak… Organize bir hareket olduğunu düşünebiliriz.
Zamanlama manidar. Zaten alçaklık içeren hangi hadisenin zamanlaması manidar olmadı ki bu memlekette?
Yaraları kaşımak, kanırtmak, tekrar kan akıtmak için eldene ne geliyorsa yapanlar var ve onların hiçbiri dostumuz değil. Hem de kan oluk oluk aksın istiyorlar. Göle dönsün, her yan kıpkızıl olsun istiyorlar.
Bilmeyen var mı?
Eğer organize bir hareketse, teşvik eden, yönlendiren, yol haritası veren birileri de olmalı. Bu ihtimal üzerinden, iletişim kanallarının, görüşmelerin, kayıtların ve hesap hareketlerinin araştırılıp incelenmesi gerekir.
O çirkin karikatürü yayınlayan derginin 26 Haziran tarihli sayısı toplatıldı. Derginin internet sitesine tahdit getirildi. Fakat neden 30 Haziran akşamına kadar beklenildi?
Derginin tirajı düşük olduğundan mütevellit geç fark edildiği için mi? Niye dört beş gün sonra görülüyor da o vakit harekete geçiliyor?
Söz konusu berbat karikatürü çizenle beraber birkaç kişi gözaltına alındı. Dergi yöneticilerinin ise yurt dışında olduğu açıklandı. Garip bir tablo karşımızdaki. Birileri kaçın mı dedi? Kaçın kurası bunlar?
*
Kalem erbabı Ertuğrul Fındık’ın mesajları, hepimizin ortak hissiyatını yansıtıyor.
- Peygamber Efendimiz (sav) bu ülkenin çok küçük bir kesimi haricinde herkesin kırmızı çizgisidir.
- Meselâ ben biri Peygamberimiz ile ilgili hoşuma gitmeyen bir şey söylese, “çizgimi bozup” onu yumruklamaktan çekinmem. Tekme de atabilirim. Ağzını burnunu da kırarım, kırmak isterim. Garip gelebilir ama evet bu böyle.
- Karikatürde Efendimiz (sav) dışında Hz. Musa da resmedilmiş. O da benim peygamberim ve onunla ilgili de aynı hassasiyete sahibim.
- Aynı ülkede yaşıyorsak, bu konuyla ilgili bir şey söylemeye cür’et eden kişinin benim ona ağız burun gireceğimi hesap etmesi gerekir. Göze alıyorsa yapsın. Kanunla suçla ilgilenmiyorum. Konu Peygamberimiz olunca ayarımız bozulur. Biz “Anam babam sana feda olsun ya Resulullah!” diyen sahabilerin hikâyeleriyle büyüdük. Şahsen benim nezaketim o çizgi aşılırsa biter.
- Karikatürü çizen arkadaş kavga etmek istiyorsa kavga edelim, ama salaksa -ki bence salak- o zaman yine dövelim. Bir daha salaklık yapmasın.
- Efendimizin resmedilmesi ve onun karikatür malzemesi yapılması normalleştirilemez.
- Ayrıca karikatür de çok çirkin. Yani Müslümanlar da vuruyor, Yahudiler de. Al birini vur ötekine gibi bir anlam da çıkıyor. Bu ayrıca Gazze konusuna da yanlış bir bakış. Her şeyi tartışırız ama Peygamberimizi bu topraklarda üç kuruşluk dergilerde görmek istemeyiz. Bu konuda “entelektüel”, “duyarlı”, “şehirli”, “ötekinin hakkı, bilmem ne” olamayacağım.
*
Dergiden bir açıklama yapıldı. Bütün milleti aptal zannettikleri anlaşılıyor.
“Biz kötü niyetli değiliz. Filistin konulu kapaklar da yaptık zamanında Mavi Marmara ile ilgili birçok çalışmamız oldu” gibi ifadeler yer alıyor açıklamada.
Polis, savcı, hâkimler, iktidardan ve muhalefetten siyasetçiler, bütün vatandaşlar, İletişim Başkanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve diğer bütün yetkililer yanılıyor, yanlış değerlendiriyor, bir tek dergidekiler durumu sağlıklı şekilde ele alabiliyor, bir tek onlar gerçekleri görüyor!
Bu sıradan bir hadise değil. Son derece hassas bir dönemde, ülkenin fay hatlarını harekete geçirmek için özel bir gayrete girişilmiş gibi. Sanatla manatla izahı mümkün görünmüyor.
İfade özgürlüğü kapsamına girmediği, bilakis nefret suçu oluşturduğu ortada. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de dinî değerlerle ilgili bu tür eylemlerin nefret suçuna girdiğine hükmediyor.
Müslümanlardan hoşlanmıyorsan, hoşlanma. Nefret ediyorsan, et. Her ne hissediyorsan içinde kalsın. Fakat dışa vurursan, çizip yayınlar ve o nefreti suça dönüştürürsen, faturasına katlanacaksın. İrsaliyesi içinde.
Ayrıca karikatürist geçinen kişinin elinden çıkan o çizim de çok kötüydü. Her bakımdan berbattı. Bu kadar yeteneksizlikle çıkardığı gürültü fazlasıyla orantısız.
Burada yapılması gereken, tahriklere kapılmamak, ölçülü olmak, akıllı ve sakin davranmak, yargının hükmüne güvenmektir elbette. Kötü niyetli organizatörlerin oyununa gelmek, onların ekmeğine yağ sürmek, istedikleri gibi davranmak anlamına gelir…



