Neden merhamet?

Ciğerparelerini akıl almaz yöntemlerle katleden anneler, babalar, toplu katliamlar artık sıradanlaştı. Bilim adamları, uzmanlar, siyasetçiler bütün bunların sebeplerini derin psiko-sosyolojik tahlillerde arayadursun, aradığımız bütün sebepler bizi şefkat ve merhametten uzaklaşmış paslı yüreklere, nasır tutmuş, katılaşmış kalplere götürecektir.

BEŞERİYETİN yaratılması ile başlayan ve tarih boyunca ortak insanî bir değer olarak kabul edilen merhamet ve bu hisle dolup taşan insan… Bu insan baktığı her şeyde iyilik ve güzellik görür. Bu kıymetli haslet, ne acıdır ki şaşırtıcı bir ivme ile hayatın her alanından, hatta dünyamızdan çekilmeye başlamıştır. İnsanla en derin anlamına kavuşan bu kıymetli duygudan boşalan yeri şiddet, öfke ve zorbalık gibi ortak akıl tarafından asla tasvip edilmeyen menfi duyguların doldurduğunu görmekteyiz.

Bu, üzücü olduğu kadar düşündürücü bir durumdur. Kültür, inanç, ırk ve coğrafya tanımaksızın bütün dünya halklarını kasıp kavuran şiddet olgusu, bireyin bizzat kendisine uyguladığı fiziksel ve duygusal şiddetten başlayarak ikili ilişkilere sıçramakta, aile ve yakın çevre diyaloglarına uzanmakta, kurumların ve şehirlerin dokusuna işlemekte, nihayetinde milletlerarası ölçekte görünür hâle gelmektedir. 

Bütün boyutlarıyla şiddete “Dur!” deme kararlılığı, ancak bilinçli ve kapsamlı politikalarla hayata yansıyabilir. Atılacak adımların çıkış noktası ise “merhamet” olacaktır. Merhameti bu derece güçlü kılan, kaynağını “Rahmân ve Rahîm olan” yani şefkat ve merhameti, lütuf ve ikramı sonsuz olan Yüce Allah’tan almasıdır. Rahmetinin gazabını geçtiğini ve merhameti Zâtına ilke olarak seçtiğini bildiren Yüce Allah, Hazreti Peygamber’in ifadesi ile yüz kısma ayırdığı merhametin sadece bir kısmını kâinattaki bütün varlıkların kullanımına sunmuş, kalan doksan dokuz birimlik kısmı ise kendi katında tutmuştur.

Böyle engin bir merhametin sahibi olan Yüce Allah’ın elçileri vasıtasıyla insanlığa gönderdiği İlâhî din de elbette şiddetin karşısında ve merhametin yanında olacaktır. Nitekim O, elçilerinden de şefkat ve merhamet yüklü bir tavrı korumalarını istemiş, muhataplarına karşı hoşgörü ve nezaketten uzak bir tutum geliştirmeleri durumunda çevresinden dağılıp gideceklerini Peygamber Efendimize Bizzat hatırlatmıştır.

Hâlbuki yukarıda kısaca tasvir edilen kan, kin ve öfke ile boyanmış tabloya bakıldığında, İlâhî dinlerin merhamet boyutundan yeterince istifade edildiğini söylemek mümkün görünmemektedir.

Merhamet, dünyayı cehennem olmaktan çıkaracak, cennete çevirecek ve kardeşliği yeniden tesis edecek duyguların kaynağıdır. Dünyada cennetin inşâsı ancak merhametin kuru bir iddia olarak kalmamasına, hatta yakıcı bir sevdaya dayanır.

Besmele ve çağımız

Bugün insanlık küreselleşme ile ülke sınırlarının değil, evlerin duvarlarının yıkıldığı ve bütün mahremiyetin ortadan kalktığı bir çağı yaşamaktadır. Bu, her şeyin alenileştiği, insanın içine kapandığı, yalnızlığına daha da bir yalnızlık katıldığı ve insanın giderek bencilleştiği bir çağdır. Dolayısıyla bu dünyada yaşanan pek çok yıkımın temelinde merhametsizlik duygusu yatmaktadır.

Merhametsizliğin doğurduğu yalnızlaşmanın, yozlaşmanın ve bencilleşmenin putlaştırıldığı bir çağda insan için merhamet eğitimi kaçınılmaz ve zorunlu olmalıdır. Bu eğitim ile bireylere merhamet duygusunun kazandırılması ve insanın merhamet ahlâkı ve yürek terbiyesi ile donatılması gerekmektedir. Bu çerçevede merhamet tutkunun, çıkarların ve bencilliğin mahkûmu olmadan, iç ve dış dünyalarında başkalarına da yer açabilen muazzam ve hassas yürekli insanların hasbî, karşılıksız ve gönülden erdemli nitelikleridir.

Bu nitelikler sadece basit bir acıma hissi ve sıradan bir iyilik yapma isteği olmaktan ziyade, insanları sürekli iyiliğe ve doğruluğa yönelten, onların her alanda olumlu tutum ve davranışlar sergilemesine yol açan bir duygudur. Bu duygu, insanın eşyaya ve kâinata kalp gözüyle bakmasını sağlayan sevgi, saygı, şefkat, merhamet ve dostluk gibi erdemleri önceleyen ve gönüllerin basiretini açan bir anlayışa dönüşmelidir. Bu anlayıştaki insanlar ötekini dinleyebilmekte, onun acısının farkına varabilmekte ve onun için de sorumluluk yüklenebilmektedirler. Bu sorumluluk hissi öncelikle özgeci davranmayı ve acıya karşı duyarlı olmayı teşvik etmektedir. Bu bağlamda İslâm, eğitim ile insanları yetiştirmeyi ve geliştirmeyi hedefleyen bir inanç sistemidir.

Dolayısıyla İslâm, gittiği her yere kendinde var olan güzellikleri götürmüştür. Bu güzellikler bir iddia değildir ve tarihte yaşanmış tecrübelere sahiptir. Bu tecrübe, Cahiliye Devri’nde merhametsiz bir toplumdan, çok kısa sayılacak bir zaman diliminde, insanlığa örnek teşkil edecek merhametli bir toplumun ve örnek bir neslin inşâsına şahit olmuştur. Bu seçkin topluluğun en bariz özelliği de sevgi, şefkat, merhamet ve kardeşlik ahlâkına sahip olmalarıdır. Bu ahlâka sahip çıkanlar ise merhamet sahibi olan Rahmân’ın has kullarıdır. Bu kullar, merhamete bir his, bir düşünce ve bir eylem olarak hayat verirler ve merhameti, tıpkı peygamberler gibi varoluşun bütün boyutlarında davranış hâline getirip yaşar ve yaşatırlar.

Kur’ân-ı Kerim’in tercih ettiği ve biri istisna olarak her sûresinin başına Allah’ın engin rahmetinin ve merhametinin dile getirildiği “besmelenin” konulması, merhamet eğitimi açısından son derece dikkat çekicidir. Zira “besmele”, bir merhamet eğitimi, taahhüdü ve pratiğidir. Bu anlayış, Allah-insan ve insan-âlem ilişkilerinin en temel dinamiğini oluşturur ve varlıklara nasıl davranılacağını ortaya koyar. Bu da insanların bilinçlerinde, hayatlarında, ahlâklarında, söz ve fiillerinde iki unsura işaret eder: Birincisi, ilişkilerde kırıcılık ve kabalıktan uzak durarak nezaket, zarafet ve sevgiyi ilke edinmektir. İkincisi ise, yapılması gerekeni samimiyet ve içtenlikle yapmaktır -ki bu da ihsandır-.

Burada mümin tarafından okunan her “besmele”, her işte bu niteliğe yaraşır bir yaklaşım sergilemeyi hatırlatır ve merhameti güncel kılıcı nitelikte şu mesajı verir: “Ey insan! Sen de beşerî ölçekte olabildiğince her işe, herkese ve her şeye merhametle yaklaşmaya çalış ve onu sürekli yaşanılır kıl.” Yani merhamet, her an hayatın bir parçası olsun ya da hayat merhamet üzere inşâ edilsin ister. Besmelede ifadesini bulan rahmet ve merhameti dikkate almadan başlatılan her işin bereketsiz ve sonuçsuz kalmaya mahkûm olduğuna da işaret eder.

Merhamet eğitimi, kendisiyle insanın bireysel ve toplumsal hayatının inşâ edildiği temel bir eğitimdir. Bu eğitim, bireyin kendi yaşantısı yoluyla davranışlarında değişiklikler yapma sürecidir. Bu süreç kalbe rikkat, re’fet ve şefkat kazandıran, yürekleri işgalden kurtaran, gönülleri özgürlüğe kavuşturan, kalbin basiretini açan, eşyaya ve kâinata kalp gözü ile bakmayı sağlayan, kalpten kalbe şefkat ve merhamet şebekesi kuran bir süreçtir. İşte bu, hayatın anlamını merhamet ettiğimiz ölçüde genişleten ve tekâmül ettiren bir eğitimdir.

Bu eğitim ile insan benliği, yepyeni merhamet alanlarına kanat çırpar ve sınırlarını zorlayarak yaratılmış olan canlı ve cansız tüm âlemi kendi içine dâhil eder.


Merhamet eğitiminin temel ilkeleri

Merhamet eğitiminde dikkate alınması gereken bazı temel ilkelerden bahsedilebilir. Bunlar kısaca şöyle özetlenebilir:

İnsana kötü davranmak, insanda merhametsizliği ortaya çıkaran duyguların silinmemek üzere yerleşmesine neden olabilir. Bu sebeple insana iyi davranılmalıdır. Bu eğitim sürecinde insana aşırı, bıktırıcı ve gereksiz merhamet örnekleri verilmemeli, insan bu eğitimle boğulmamalıdır. Bu bağlamda merhamet duygusunun insana ölçülü verilmesi gerekmektedir. İlkesiz, ölçüsüz ve aşırı bir merhamet duygusu, anlık çözümler ve geçici iyileştirmeler sağlayabilir ancak insanlarda büyük yıkımlara sebep olabilir. Bu süreçte insanlara merhametli olmayı sevdirmek, önemine inandırmak ve ikna etmek gerekmektedir. Eğitim sürecinde insanın merhameti yaşayarak öğrenebileceği bir grubu üyesi olması sağlanmalıdır. Merhamet eğitimi, önce ailede daha sonra da çevre ve okulda başlatılmalıdır. Okulda tek bir derse indirgenmemelidir. Hayat boyu eğitime dönüştürülmelidir. Çünkü merhamet eğitimi, süreklilik isteyen bir eğitimdir. Merhamet eğitiminin bireyin gelişimine, verildiği yere, zamana, yaş ve cinsiyetine göre yapılacak özel çalışmalarla çeşitlendirilmesi önemlidir.

“Kur’ân ışığında nasıl bir toplum, nasıl bir irşadî hedef olmalı?” sualine de cevap verelim.

Erdem/fazilet, merhamet ve toplum

“Erdem” ve “fazilet” kelimeleri, Kur’ân-ı Kerim’de ve hadislerde doğrudan geçmemektedir. Ancak Kur’ân-ı Kerim’deki birçok ayette merhamet merkeze konulurken, kimsesiz ve çaresizler karşısında ilgisiz kalanlar, acımasız ve vicdansız davrananlar, haksız yollarla yetimlerin mallarını gasp edenler, kız çocuklarının varlığından utanç duyanlar ve onları acımasızca diri diri toprağa gömüp öldürenler ağır bir şekilde eleştirilmiştir.

Bu bağlamda Kur’ân, merhamete de, merhametsizliğe de dikkat çekmekte, merhamet adına merhametsizliği mahkûm ederek yasaklamaktadır. Yani Kur’ân’da bir tarafta merhamet ahlâkı yüceltilirken diğer tarafta merhametsizlik aşağılanmaktadır.

Merhamet, dünyayı cehennem olmaktan çıkaracak, cennete çevirecek ve kardeşliği yeniden tesis edecek duyguların kaynağıdır. Dünyada cennetin inşâsı ancak merhametin kuru bir iddia olarak kalmamasına, hatta yakıcı bir sevdaya dayanır. Rahmeti esas alan, merhamete dayalı sosyal ilişkiler, bir taraftan mutlu ve huzurlu insanlar, diğer taraftan erdemli toplumlar ortaya çıkarır.

Erdem, Müslümanların hayrı elde etme ve hayırda yarışma düsturu olarak öne çıkar ve merhamet temelli toplumun inşâsını mümkün kılar. Bu süreçte erdemli insanlar, merhametin kök salmasına katkıda bulunacak merhametli yapılar inşâ ederek erdemli bir toplum var etmenin yolu ve aracı olurlar. Bu yapıların temelinde merhamet eğitimi vardır ve merhamet ile merhamet eğitiminin olmadığı yerde erdemden, erdemli toplumdan ve medeniyetten söz etmek mümkün değildir.

Merhamet, iman edenlerin, müminlerin ayrıcalıklı bir erdemidir. Onlar katı kalpli, anlayışsız, kaba, geçimsiz, merhametsiz ve zalim bir toplum değildirler. Müminler, insanlığın merhametli, şefkatli, anlayışlı, yardımsever, paylaşımcı ve birbirinin dert ortağı olan erdemli bir toplumun üyesidirler. Bu toplumun her bir ferdi, Allah’ın merhametinin gölgesi olan erdemli birer mümindir.

İnsanlığın ruhunda kök salmış erdemli bir davranış olan merhamet duygusu, inceliği, duyarlılığı, yufka yürekliliği, acımayı ve empatiyi temsil eden kalbî bir duyarlılıktır.

Kalplerin fethi için gerekenler

Bugün kalbin pasını silmek ve her türlü işgalden kurtarmak için bir gönül ahlâkına, yürek terbiyesine ve merhamet eğitimine ihtiyaç vardır. İslâm’ın kendisi en büyük rahmettir. İslâm Peygamberi, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

Her Müslüman bütün söz ve davranışlarına, rahmeti prensip edindiğini ilân etmek için Allah’ın Rahmân ve Rahîm sıfatlarını zikrederek başlar. Gönüllere giren rahmet, kâinatı kucaklayan bir merhamete dönüşür. İlâhî rahmetin tecelli etmediği yüreklerde merhamet tahakkuk etmez. Merhametsiz yüreklerde sevgi, şefkat, ülfet, refet, rikkat bulunmaz. Bir hadislerinde Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Merhamet ancak kalbi katılaşmış inançsız bedbahtlarıdan kaldırılmıştır.”

Merhamet eğitimi kalbin katılığını, kasvetini, kabalığını ve yoğunluğunu ortadan kaldıran bir eğitimdir. Merhamet eğitimi kalbin pasını silen, üzerindeki lekeleri izale eden, İlâhî rahmet ile arasındaki kilidi açan, her türlü perde ve kılıfı kaldıran bir eğitimdir. Merhamet eğitimi kalbe rikkat, refet ve şefkat kazandıran, yürekleri işgalden kurtaran, gönülleri özgürlüğe kavuşturan, kalbin basiretini açan, eşyaya ve kâinata kalp gözü ile bakmayı sağlayan, kalpleri kin, öfke, intikam, şehvet ve ihtiras gibi hastalıklardan temizleyen, kalplerden kalplere şefkat ve merhamet şebekesi kuran bir eğitimdir ve salt bir öğretim işi ya da bilgi yükleme ameliyesi değildir. Merhamet eğitimi, okulla dershane arasında şaşkına dönmüş zihinlerin test çözerek elde edeceği bir eğitim değildir.

Evvelâ kendimize soralım: İnsanlığın bugünkü hâl-i pürmelâli nedir?

Bugün bütün insanlığı saran bir hiddet ve şiddet sarmalından söz ediliyor. Bu ise merhamet eğitiminin eksikliğindendir. Gün geçmiyor ki annesini babasını hunharca katleden evlat haberleri gündemimizi işgal etmesin. Ciğerparelerini akıl almaz yöntemlerle katleden anneler, babalar, toplu katliamlar artık sıradanlaştı. Bilim adamları, uzmanlar, siyasetçiler bütün bunların sebeplerini derin psiko-sosyolojik tahlillerde arayadursun, aradığımız bütün sebepler bizi şefkat ve merhametten uzaklaşmış paslı yüreklere, nasır tutmuş, katılaşmış kalplere götürecektir. Bu şefkatsizlik ve merhametsizliğin sebeplerini çağlarda, asırlarda, kadim törelerde ve geleneklerde değil, paslı kalplerde, nasırlaşmış yüreklerde, lekelenmiş gönüllerde aramak gerekir.

Kısaca kalpleri işgalden kurtarmak için yapılacak ilk iş, gönül terbiyesi ve yürek ahlâkını içine alan bir merhamet eğitimidir. Kalplerdeki pası silmek, parlamasını sağlamak, Yaratıcı’ya açmak, ışık almasını ve ışık vermesini sağlamak ancak bu yolla mümkün olur. Allah Resûlünün sıkça yaptığı bir duayı hatırdan çıkarmamak gerekir: “Allah’ım! Senin katından öyle bir rahmet istiyorum ki o rahmet vasıtasıyla kalbimi doğru yola ilet.”

Rahmet, Kur’ân-ı Kerim’de kullanım sıklığı bakımından 19’uncu sırada yer alan ve türevleriyle birlikte 339 kez tekrar edilerek birçok ayette zikredilen temel kavramlardan biri. Bu kavramın hem Allah’a, hem de yaratılmış varlıklara, özellikle de insanlara isnat edilen tecellileri vardır. Bunların bir kısmı Allah’ın yarattığı varlıklarla olan ilişkiye işaret ederken, bir kısmı da varlıkların hem birbirleri, hem de diğer yaratılmışlarla olan münasebetlerine işaret eder. Bu konudaki ayetler Kur’ân’da mutlak rahmet sahibi olarak Allah’a işaret etmekle birlikte, diğer varlıkların da merhamet sahibi olduklarına atıfta bulunur. Ayetlere göre, kim çalışır, gayret ederse İlâhî rahmet merhamet ona ulaşır, o kimse dünyada saadete erişir ve erdemli insanlardan olur. Şayet müminler bu işi yaparsa dünyada saadete, ahirette de büyük nimetlere nail olurlar.

Sonuç

Yaratan ile yaratılan arasında güçlü bir bağ kuran ve tüm varlığı kuşatan merhamet, Allah’ın kendisine ilke edindiği ve kendisini onunla vasıflandırdığı sıfatlarından biridir. Aynı zamanda Allah bu sıfatı kendine isim olarak seçmiş, insanı da bununla donanımlı olarak yaratmıştır. İnsanı farklı kılan ve onu eşref-i mahlûkat yapan budur ve bu sıfat fıtrîdir, yaratılıştandır. Biyoarkeolojik ve ayna sinir hücrelerinin keşfi gibi araştırmalarla bilim bunu doğrulamış ve insanlık tarihini merhametliler ile merhametsizlerin tarihi olarak değerlendirmiştir.

Hem bir eğitim, hem de bir yaptırım aracı olarak insanın fıtratının disipline edilmesine ve merhamet duygularının oluşmasına en büyük katkıyı din sunar. Ruhlara, gönüllere ve vicdanlara hitap ederek vicdansızlık ve merhametsizliği önleyen, rahmet ve merhametin yaygınlaşmasını ve gönüllere yerleşmesini sağlayan en önemli etken sahih dindir. Son Peygamber Hazreti Muhammed’in (sav) gönderilişi, bütün zulüm ve merhametsizliklere karşı bir meydan okumadır. Yüce Rabbimiz, O’nu âlemlere rahmet olarak göndermiştir: “(Ey Peygamber!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107) 

Merhamet, Allah’ın insanların içine koyduğu bir iyilik aracı olup, asıl amacı muhtaç ve çaresizlere yardım edip sıkıntılarını gidermektir. İnsanlığın ruhunda kök salmış erdemli bir davranış olan merhamet duygusu, inceliği, duyarlılığı, yufka yürekliliği, acımayı ve empatiyi temsil eden kalbî bir duyarlılıktır. Bu bağlamda rahmet İlâhî olarak Allah’a ait görülmüş, merhamet ise bu İlâhî rahmetin tecellisi olarak insanda karşılık bulmuştur. Bu boyutuyla merhamet, beşerî bir nitelik olarak öne çıkmış; sadece acımak ve üzülmek değil, “derde derman, acıya merhem olmak” şeklinde algılanmıştır.

Merhamet, incinmiş olanın incinmişliğini zarafetle giderme, bir arada barış içerisinde yaşama, birlikteliği ve sosyalleşmeyi oluşturma ve destekleme, toplumda düzeni sağlama, tüm canlıları koruma ve kollamada fonksiyoneldir ve erdemli bir toplumun temelidir. Merhamet eğitimi, erdemli bir toplumun inşâsında yararlanılması gereken en önemli araçlardan biridir. Bu araç, birey ve toplum tarafından içselleştirilirse merhametin toplumda canlı bir şekilde yaşanması sağlanabilir. Bu mânâda en güzel örnek ve pratik, her işe besmelenin derin anlamının bilinciyle başlamak ve bu bilinçle uyumlu davranışlar göstermektir.

Merhamet eğitiminde zaman ve zemin iyi ayarlanmalı, Kur’ân’ın ve Hazreti Peygamber’in kullandığı eğitim ve öğretim metotları örnek alınmalıdır. Zira davet dönemi, Cahiliye toplumundan erdemli bir topluma dönüşümün en güzel örneğini temsil eder. İnsan ancak merhametle eğitilebilir.

“Arşı taşıyanlar ve onun etrafında bulunan melekler, hamd ile Rablerini tesbih edip O’na iman ederler. Ve müminlerin bağışlanmasını (şöyle) isterler: ‘Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe edenleri ve yoluna uyanların günahlarını bağışla ve onları Cehennem azabından koru.” (Mümin -Ğafir-, 7)

Vesselâm…