“Nasipse olur” anlayışı

Kendimize dönüp, “Nerede hata yaptık, yapıyoruz?” diye sormamız gerekmez mi? Kendimizi sorgulayıp sigaya çekmemiz gerekmez mi? Bu hiç mi aklımıza gelmiyor, yoksa özeleştiriden mi korkuyoruz? Ya da biz, birtakım güç odakları ve dînî yapılar tarafından meyyitleştirilerek uyutulduk da onun için mi bu meselenin farkına varamadık?

“NASİPSE olur” ya da “Nasibinde varsa olur” anlayışı dînî kültürde çok yaygın bir anlayıştır. Ama bir o kadar da yanlış bir anlayıştır. Çünkü bu, “kaderci” bir bakış açısıdır. Farkında olmadan kadercilik yapılmaktadır.

Bu söylem biçimi bir nevi “Kaderinde/kaderimde ne varsa o olur” söylemiyle (inancıyla) eşdeğerdir.

Böyle bir inanç (itikad) körü körüne teslimiyeti, tembelliği, miskinliği, sorumluluktan kaçmayı, üzerine düşen vazifeyi yapmamayı, gereken tedbirleri almamayı, Allah’ın insanlara bahşettiği aklı ve cüz’î irâdeyi kullanmamayı beraberinde getirir.

Oysa sahih İslâm “Nasipse olur” demiyor, “Çalışırsan olur”, “Emek verirsen olur”, “Gayret sarf edersen olur”, “Aklını kullanırsan olur”, “İrâdeni devreye sokarsan olur”, “Elini taşın altına koyarsan olur”, “Sorumluluk alırsan olur”, “İnisiyatif kullanırsan olur”, “Hak edersen olur”, “Hasenât, sâlihat işlersen olur”, “Kavlî duadan önce fiilî dua yaparsan olur” diyor.

Klasik kültürel İslâm, daha doğrusu eklektik bir din yaşayan Müslümanlar ise “Nasipse olur” diyorlar. Bu anlayış, sahih İslâm’la çelişki arz eder.

“Nasipse olur”, ancak şöyle olur: Sen kul (insan) olarak önce üzerine düşen vazifeyi bihakkın yapacaksın, sonra da gerisini Allah’a bırakacaksın. İşte o zaman senin emeğinin karşılığı olarak Allah da hakkını hakkıyla teslim edecektir. Tabiî ki buna rağmen her şey Allah’ın takdirindedir ve Allah neyi murad etmişse o gerçekleşecektir. Bu, Allah’ın küllî irâdesinin yetkisi dâhilinde olan bir konudur. Ama sen öncelikle cüz’î irâdenin hakkını vereceksin ve sorumluluğun dâhilinde olan hususları hakkıyla yerine getireceksin. Unutma, bundan sen sorumlusun ve bu irâdenle de sorguya çekileceksin!

Diğer yandan, bu tür (nasipse olur) anlayışa sahip olan Müslümanlara sormak lâzım: “O zaman Allah neden İslâm ülkelerine ve Müslüman toplumlara barışı, huzuru, kardeşliği, zenginliği, refahı, bilimi, teknolojiyi, zaferi, üstünlüğü, medenî bir şekilde yaşamayı ‘nasip etmiyor’ da illeti, zilleti, rezil-i rüsvâyı, fakirliği, yoksulluğu, huzursuzluğu, çatışmayı, iç kavga ve savaşları, mağlûbiyeti, ilimsizliği, bilimsizliği, teknoloji yoksunluğunu, bedevîliği ‘nasip ediyor’?”

Yoksa Allah’ın bize (Müslüman toplumlara) garezi mi var? Bizi haksız yere cezalandırıyor mu yoksa? Hâlbuki biz Kendisine iman ediyor, Kendisini takdis edip yüceltiyoruz. Allah’ın adâletinden şüphe edilemeyeceğine göre, o zaman bizde bir sakatlık, bir yanlışlık var demektir. Ya da bizim Allah’la olan itikâdî ve imânî boyuttaki ilişkimizde bir sorun var demektir.

O zaman kendimize dönüp, “Nerede hata yaptık, yapıyoruz?” diye sormamız gerekmez mi? Kendimizi sorgulayıp sigaya çekmemiz gerekmez mi? Bu hiç mi aklımıza gelmiyor, yoksa özeleştiriden mi korkuyoruz? Ya da biz, birtakım güç odakları ve dînî yapılar tarafından meyyitleştirilerek uyutulduk da onun için mi bu meselenin farkına varamadık? Acaba hangisi? Yoksa hepsi mi?

Eğer “Nasipse olur” anlayışı doğruysa, o zaman yine sormak lâzım: “Neden Allah Kendisini inkâr eden, dinine savaş açan, ‘müşrik, münâfık, kâfir’ ya da modern jargonla ‘deist, ateist’ ülkelere, toplumlara, insanlara her türlü iyiliği, güzelliği, barışı, huzuru, birlik ve beraberliği, refahı, zenginliği, bilimi, teknolojiyi, zaferi, üstünlüğü, uygarca yaşamayı ‘nasip ediyor’?”

Bu her iki temel soru karşısında Müslümanların derin derin düşünmesi ve tefekkür etmesi gerekmez mi? Bilmiyorum, bunu yapmaya cesaretleri, yetenekleri, yüzleri var mı? Yoksa, “Bırak be kardeşim! Biz tatlı tatlı uyuyor ve uyutuluyorduk, şimdi buna ne gerek var, durup dururken bize sorumluluk yüklüyorsun” mu diyorsunuz?

Vallahi ben söyleyeceğimi söyledim. Gerisi size kalmış. Siz bilirsiniz. Tercih de sizin, bedel ödemek de sizin!

Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab!