Mutluluk ekonomisi

Araştırmalar gelir ve mutluluk arasındaki ilişkinin beklenildiğinin aksine paradoksal olduğunu göstermektedir. Buna göre gelir arttıkça mutluluğun artacağının bir garantisi bulunmamaktadır. Mutluluğu etkileyen yalnızca para miktarı değil, aynı zamanda bu miktarın çevremizdekilerle kıyaslanması ve bu miktarda artış olsa bile günün sonunda hedonik adaptasyonun gerçekleşmesi durumudur.

SON yıllarda duygular, yaşam memnuniyeti, kişisel gelişim ve sosyal refah gibi kavramlar insan yaşamı ve bilim dünyasında popüler hâle gelmiştir. Bu kavramlar doğrultusunda ekonomi alanında da mutluluk ve gelir arasındaki ilişkinin sorgulandığı ve bu doğrultuda yapılan çalışmaların zaman içerisinde giderek arttığı görülmektedir. Mutluluk ekonomisi ifadesiyle kavramsallaştırılan bu çalışma alanında temel olarak birey ve toplumların mutluluk ve refah artışına yönelik konular araştırılmaktadır.

Mutluluk, esasında öznel bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel tanımıyla öznel iyi oluş hâli olarak ifade edilen mutluluğun kişiden kişiye değişen bir kavram olması ölçüm ve karşılaştırma bağlamında bilim insanlarının işini zorlaştırmaktadır. Ancak günümüzde mutluluğun ölçümüne dair uzun süreli yapılan çalışmaların neticesinde belli bir yol alındığını ifade etmek mümkündür. 

Mutluluk ekonomisi bireysel mutluluk ile ekonomi arasında ilişkinin ölçümüne dayanan bir çalışma alanını temsil etmektedir. Bu doğrultuda iş yaşam kalitesinden tüketime, boş zamandan çevre ve güvenliğe birçok faktör üzerinde ölçümler gerçekleştirilmektedir. Burada amaç bireyin refah artışını artıran ya da azaltan unsurların ortaya konması ve bulguların analiz edilmesidir. Günümüzde Butan’ın gayri safi millî mutluluk endeksi, mutluluk ekonomisi üzerine yapılan çalışmalara önemli katkılar sunmaktadır. 

Butan’ın gayri safi millî mutluluk endeksi, dokuz yaşam kalitesi faktörü üzerinde durmaktadır. Bu faktörler; sağlık, eğitim, zamanın kullanımı, psikolojik refah, yönetim, kültürel çeşitlilik, ekolojik çeşitlilik, topluluk canlılığı ve yaşam standartları şeklinde sıralanmaktadır. Burada sayılan faktörler temelinde gerçekleştirilen anketler ve araştırmalar bir toplumun mutluluğunun doğru bir şekilde ölçülmesinde oldukça önem taşır. Buradaki çıkış noktası gayri safi millî hasıla ile mutluluk arasındaki ilişkinin toplumsal mutluluğu tam olarak yansıtamadığı noktaların bulunmasıdır.[1]

Tarihsel süreçte ekonomi dünyasında gayri safi millî hasılanın yüksekliği ile mutluluk arasındaki ilişkinin pozitif olması yönünde önemli bir varsayımın hâkim olduğu görülmektedir. Buna göre millî gelir arttıkça mutluluk seviyesi de artmaktadır. Ancak 1974 yılında Richard Easterlin tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçları, durumun bundan biraz farklı olduğunu göstermiştir. Easterlin’in gerçekleştirdiği çalışmanın bulguları belirli bir noktaya kadar gelir artışının mutluluğu artırdığını ancak belli bir noktadan sonra gelir artışının devam ederken mutluluk seviyelerinin yükselmediğini ortaya koymuştur. Bu durumun nedenleri arasında çeşitli fikirleri tartışmak mümkündür. Ortaya konan olası nedenlerden biri hedonik adaptasyondur. Hedonik adaptasyon bireyin ulaştığı yüksek gelire ve yaşam standardına alışması ile ilgili bir kavramdır. Easterlin mutluluk-gelir paradoksunu şu şekilde açıklamaktadır:

- Artan servete bağlı toplumsal ve bireysel kazanımlar aşırı zengin olanlar arasında yoğunlaşmaktadır.

- Mutluluk derecemiz, kendimizi diğer insanlarla nasıl karşılaştırdığımıza göre şekillenmektedir ve bu göreceli karşılaştırma, ülke çapındaki zenginlik arttıkça değişmez.

- Mutluluk yalnızca zenginlik ve maddî durumla sınırlı değildir; suç, eğitim ve hükümete güven gibi diğer toplumsal ve politik faktörlerden de etkilenir.

- Uzun vadeli tatmin ve hoşnutluk, kısa vadeli, ani mutluluktan farklıdır.[2]

Günümüzde mutluluk araştırmalarına yönelik giderek artan bir ilgiden bahsetmek mümkündür. Bu noktada artan ilginin önemli nedenlerinden biri Butan olmuştur. 1970’lerin sonunda Butan Kralı Wangchuck tarafından, “Gayri safi millî mutluluk, gayri safi millî hasıladan daha önemlidir” ifadesi ortaya atılmıştır.[3] İlerleyen dönemde Butan hükûmeti tarafından 2008 yılında oluşturulan anayasa ise toplumsal refahı ve mutluluğu öncelik hâline getiren bir dizi hedef ortaya koymuştur. Butan Anayasası olarak dikkat çeken bu gelişme bugün birçok topluma rehberlik eden bir felsefeye dönüşmüştür. 19 Temmuz 2011’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen 65/309 sayılı Karar’a (Mutluluk: Kalkınmaya Bütüncül Bir Yaklaşım) sponsorluk yapan Butan, ulusal hükümetleri “sosyal ve ekonomik kalkınmanın nasıl sağlanacağı ve ölçüleceği konusunda karar verirken mutluluğa ve refaha daha fazla önem vermeye” davet etmiştir. 

Mutluluk ekonomisi çerçevesinde ortaya çıkan hızlı gelişmelerin ardından küresel mutluluk ve refahın sağlanması ve iyileştirilmesine yön vermesi bağlamında yayınlanan Dünya Mutluluk Raporu önemli bir kaynak olarak dikkat çekmektedir. Rapor, Oxford Üniversitesi Refah Araştırma Merkezi tarafından yayınlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Gallup ile işbirliği hâlinde yayınlanan rapor 140’tan fazla ülkeden açık erişimli verilerle çok çeşitli akademik disiplinlerden araştırmacının analizleriyle hazırlanmaktadır. 2025 yılı Dünya Mutluluk Raporu’na göre İskandinav ülkeleri mutlu ülkeler sıralamasında zirvede yer almaktadır. Araştırma sonucunda Finlandiya 7736 puanla bir kez daha dünyanın en mutlu ülkesi unvanına sahip olmuştur. Bu sıralamada ülkemiz 5262 puana sahiptir ve 147 ülke arasında 94’üncü sıradadır. Listeye bakıldığında İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk 25’e ancak girdiği göze çarpmaktadır.  Ulaşılan bir başka ilginç bulgu da gelir düzeyi düşük olmasına rağmen Meksika ve Kosta Rika gibi ülkelerin yaşam memnuniyeti açısından birçok ülkeyi geride bırakmış olmasıdır. 

Özetle, mutluluk ekonomisi toplumların genel refahı ile ekonomik faktörler arasındaki ilişkiyi inceleyen bir ekonomi alanıdır. Mutluluk ekonomisi teorisyenlerine göre gayri safi millî hasıla toplumların mutluluk düzeylerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle hükümetlerin millî gelir artışının yanı sıra sosyal refahı da artıran politikalar üretmesi önerilmektedir. Burada zorlayıcı kısım, mutluluğun öznel oluşudur. Bu durum araştırmacılar tarafından mutluluğun doğru bir şekilde ölçümünü zorlaştırmaktadır. Ancak yine de yaşam doyumu, finansal tatmin, sağlık hizmetleri ve eğitim kalitesi gibi belli faktörler birey ve mutluluk düzeyi konusunda fikir verebilmektedir. Araştırmalar gelir ve mutluluk arasındaki ilişkinin beklenildiğinin aksine paradoksal olduğunu göstermektedir. Buna göre gelir arttıkça mutluluğun artacağının bir garantisi bulunmamaktadır. Mutluluğu etkileyen yalnızca para miktarı değil, aynı zamanda bu miktarın çevremizdekilerle kıyaslanması ve bu miktarda artış olsa bile günün sonunda hedonik adaptasyonun gerçekleşmesi durumudur.



[1] https://corporatefinanceinstitute.com/resources/economics/happiness-economics/

[2] Easterlin, RA (2004). Mutluluğun ekonomisi. Daedalus, 133 (2), 26–33.