Mutluluk nedir?
MUTLULUK kavramı şimdiye kadar psikoloji, felsefe, sosyoloji, biyoloji, sanat, edebiyat ve din gibi birçok alanda cevap aramış, üzerinde tartışma yapılmış, insanoğlunun yaşamı boyunca peşinden koştuğu, adına şarkılar ve şiirler yazılan ama tam olarak cevabı bulunamayan bir duygudur.
Ünlü filozof Aristoteles’e göre mutluluk ile erdem, aynı anlama gelen iki kavramdır. Mutluluğu “iyi yaşamak” ilkesi üzerinden tanımlayan Aristoteles’e göre, kişi ancak erdemli bir yaşam sürdüğü müddetçe tam anlamıyla mutlu olabilir. Nihilist filozoflar ise mutluluğu “uyku hâli” olarak tanımlamışlardır. İbni Sina’ya göre de mutluluk, Aristo’ya benzer şekildedir; insanı insan yapan aklın gücünü, kabiliyetini, düşünme becerisini kullanıp hayata geçirdiği iradî fiilleridir. Kimin ayırt etme kabiliyeti ve düşünebilmesi daha üstün ve seçimleri daha doğruysa (daha doğru bir eyleme götüreceğinden) o kişinin daha mutlu olduğunu öne sürmektedir. Bazı filozoflar bilgeler için mutluluğun bir amaç olduğunu düşünse de Kant’a göre bu düşünce doğru değildir. Kant, mutluluk için amaçlar edinip ve bunun için çok çaba gösterdikten sonra mutlu olmamak gibi bir durumla karşılaşılabileceği ihtimâlini de düşünmüştür.
Mutluluk sözlük anlamı olarak “bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu; bir istek ya da özlem yerine geldiğinde duyumsanan sevinç” olarak tanımlanmıştır. Peki, size göre mutluluk nedir? Bir duygu mudur? Anlık bir his midir? Yemek yemek midir, yoksa makam koltuğu mu?
Herkesin mutluluk tanımı tabiî ki farklıdır. Sağlık sorunu yaşayan kimse için sağlık, çocuk sahibi olmak isteyen için çocuğunun olması ya da mutluluğu makam sahibi olmakta arayan için makam koltuğu… Bazı kişiler geçici dünya hırsları yüzünden insanların üzerine basarak, mobbing uygulayarak sandalye sahibi olduklarında mutlu olacaklarını sanıyorlar. Hâlbuki iki günlük dünya hayatında ne kadar çok aldanmışlıktır bu. O koltuğa oturduktan sonra bakıyorlar ki, içlerindeki hırs geçmemiş ve yine mutsuzlar. Bu sefer bu kişiler kendi içlerinde mutsuz olduklarından, etraflarındaki kişilerin mutlu olmalarına dayanamıyor, çevrelerinde mutlu insan görmek istemiyor, hatta bir şekilde mutlu olan kişinin huzurunu nasıl kaçıracağına dair plânlar kurmaya başlıyorlar. Bu kadar küçük hesaplar peşinde koşan kişilerin mutlu olmaları mümkün değil. Önemli olan, kalp kırmadan, garibin ahını değil hayır duasını alarak, vicdan rahatlığı ile sürdürülebilen bir yaşamdır.
Aile hayatınızda mutlu musunuz?
Kişinin mutluluğu aradığı yerlerden biri de evidir. Hayırlı bir eş, insan için nimettir. Kadın evlilik hayatında mutlu ise, evdeki herkes mutludur. Akıllı erkek, eşine iyi davranan, güzel sözlerle eşinin ruhunu besleyen, eşini mutlu eden ve bunun sonucunda hem kendisi, hem çocukları mutlu olan kişidir. Evlilik kurumu bir alışveriş müessesesidir; evininizin, eş ve çocuklarınızın ihtiyaçlarını ön plânda tutar, eşinize ve çocuklarınıza değer verirseniz, bu da size huzurlu bir yuva olarak dönecektir. Evinizde mutlu iseniz, bu, işinize ve günlük hayatınıza yansıyacaktır.
Kişi önce kendi ailesinden yani eş ve çocuklarından sorumludur. Buna rağmen, kendisine ihtiyaç duyulduğunda hep meşgul veya önceliği başka şeyler olan kişiler şöyle söylüyorlar: “Ben onların her türlü isteklerini yerine getiriyorum, ama mutlu değiller. Paraysa para, tatilse tatil… Her istediklerini alıyorlar, yapıyorlar, daha ne istiyorlar? Bana dokunmasınlar, ne istiyorlarsa yapsınlar!”
Maddiyat ile mutluluk satın alınamaz. Mutluluğun değeri maddiyat ile ölçülemez. İnsan görünür olmak istiyor. Yani örneğin üzgünse, bunun ailenin diğer fertleri tarafından fark edilmesini bekliyor. Hâlinin, hatırının sorulmasını, desteklenmeyi istiyor. Sıkıntısı olduğu zaman hiç tereddüt etmeden anlatabileceği, yardım isteyeceği bir ailesinin olmasını umuyor. Üzüntü kadar sevincini paylaşmayı, fikir danışmayı arzu ediyor. Her şey maddiyat değil. Merhametli bir kalp, ince bir düşünce, insana insan olduğu için değer vermek ve bunu karşı tarafa hissettirmek en büyük zenginliktir. Kalpte ne varsa dile o dökülür. Akıllı insan, ailesine değer veren, önceliği ailesi olan kişidir.
Mutlu evlilik şans mıdır?
Evlilik, iki kişilik bir yolculuktur. Malûm, yolculuğun güzel geçmesi için uyumlu, iyi huylu, hoş sohbet bir arkadaşa ihtiyaç vardır. Yani her iki tarafın da gayretine ihtiyaç vardır. Mutlu bir evlilik şans ve tesadüf değildir. Evlilik emek isteyen bir kurumdur. Örneğin çiçekçiden bir çiçek alıyor, onu belirli aralıklarla suluyoruz. “Yerini beğenmedi” deyip yerini değiştiriyoruz. Sevip konuşuyoruz. Kısaca ilgi gösteriyoruz. Ama bir kenarı bırakıp kendi hâline terk edersek, bir süre sonra ölüyor. Çünkü ölenin yaşaması için çaba göstermedik.
Evlilikte işler ne zaman yoluna girer veya anlaşıldığımızı nasıl hissederiz?
Karşımızdakinin ne demek istediğini ve ihtiyaçlarını anladığımız zaman evlilikte işler yoluna girer. Yani ben ona kendi ihtiyacım olanı veya benim için önemli olan bir şeyi veriyor olabilirim ama onun ihtiyacı o olamayabilir. Örneğin, yağmur altında ıslanmış ve soğuktan titreyen bir insana pahalı bir kol saati hediye etmek, değerli bir tablo vermek gibidir bu. Hediye eden taraf ne diyor? “Çok kıymetli şeyler verdim ama kıymetini bilmiyor. Çok emek verdim ama karşı taraf nankör” diyor. Şunu düşünemiyor: “Evet, bunların maddî değeri çok ama onun ihtiyacı olan bu değil.”
Bazı hanımlar kendini çok yoruyor pırıl pırıl bir ev, harika sofralar hazırlamak için. Eşi eve gelince şöyle söyleyebiliyor eşleri: “Boşa kendini yormuşsun, kolay bir şey hazırlayabilirdin.” Yani karşımızdaki insan bunları gerçekten önemsemeyebiliyor. Kadınsa, “Çok emek verdim, tüm gün uğraştım, bu adam nankör!” diye düşünebiliyor. Karşılık görmediğine üzülüyor.
Eşinizin temel ihtiyacı yemek ve temizlik olmayabilir, bunu anlamamız gerekir. “Karşımdakinin en temel ihtiyacı nedir? Benim en temel ihtiyacım ne?” diye sormalı ve cevabı iyi bilmeli.
Cinsiyetler bağlamında bakacak olursak yapılan çalışmalar şunu gösteriyor: Erkeklerin temel ihtiyacı takdir ve onure edilmek, güven duyulması, güzel bir iş yaptığı zaman onunla ilgili bir geri dönüt almak… Hanımların temel ihtiyacı ise korunup kollanmak, şefkat görmek, beğenilmek, arzulanmak… Birbirimizi duyup dinlememiz lâzım. “Bir şeyler, belki çok şeyler yapıyorum ama karşımdakinin ihtiyacı bu mu?” diye düşünmek lâzım. Bazı çiçekler fazla sulanmaktan dolayı çürüyor, bazısı az sudan dolayı kuruyor. Bu yüzden herkesin ihtiyacına göre hareket etmek gerekir. Her şeyin fazlası zarar olduğu gibi, evlilik kurumunda da aşırı fedakârlık ve merhametin ters tepeceği bir gerçektir.
İhtiyaçların görülebildiği mutlu ailede yetişen çocuklar
Mutlu, huzurlu bir ailede yetişen çocuklar mutlu ve başarılı oluyorlar. Çünkü kendilerine her koşulda yardımcı olacak, başı sıkıştığında eleştirilmeden yardım göreceği bir ebeveyni olduğunu bilmek çocuğa güç verir.
Ebeveynler, “Ne yaparsak yapalım çocuğumuz mutlu olmuyor, onu mutlu edemiyoruz” diyor ve soruyorlar: “Nasıl mutlu çocuk yetiştirilir?”
Öncelikle kimse günün yirmi dört saatini mutlu olarak geçirmiyor. Çocukların sürekli mutlu olmalarını beklemek doğru bir beklenti değil. Çocuğun olumsuz duyguları öğrenmesi ve onlarla başa çıkabilmesi gerekir. En küçük bir sorun karşısında ne yapacağını bilemeyen, depresyona giren veya dünyanın sonu gelmiş gibi davranan kişiler psikolojik sağlamlıkları olmadığı için en küçük bir darbede yıkılacaklardır. Onun için çocuklarınıza her şeyi altın tepside sunmayın. Sorarlarsa fikrinizi söyleyin ama bırakın, sorunların üzerinden kendi başlarına gelmeyi, çözüm üretmeyi öğrensinler. Öğrensinler ki güçlü, sorunlara çözümler üretebilen, bunların üstesinden gelebilen yetişkinler olsunlar.
Çocukların duygusal gelişimlerini desteklemek, duygusal zekâlarının gelişmesi için onlara olanak sağlamak çocukların daha mutlu olmasına alan açar. Çünkü mutluluk da diğer bütün duygular gibi çocuğun öğrenmesi ve bilmesi gereken önemli duygulardan biridir. Çocuklara bireysel mutluluğu öğretirken paylaşmayı da öğretmemiz gerekir. Çünkü paylaşmayı ve hoşgörüyü öğrenen çocuk, mutlu olmayı da başaracaktır.
Mükemmeliyetçilik mutluluğun önünde bir engeldir. Her şey kusursuz olsun diye uğraşan kişi, kendisi mutlu olmadığı gibi çevresindeki insanları da eleştirileri ile mutsuz eder. Her şeyin temelinin küçükten atıldığı gibi, sağlıklı, insana insan olduğu için değer veren birey yetiştirmenin temeli de çocukluktan atılıyor. Çocuk boş ve temiz bir sayfa; bu sayfanın içini ebeveyni veya kendisine kim bakıyorsa onunla birlikte dolduruyor.
Çocuğunuza suçluluk duygusu aşılamayın!
Suçluluk duygusu, (genel hatlarıyla) yanlış bir şey yaptığımızı düşündüğümüzde ya da önemli bir sosyal veya ahlâkî kuralı ihlâl ettiğimizi varsaydığımızda ortaya çıkan, bilinçli veya bilinçdışı yaşanabilen bir duygu olarak tanımlanıyor. Suçluluk bir duygudur. Bunun temelleri, “çocukluk dönemi” de dediğimiz ödipal dönemde, 3-5 yaş arasında atılıyor.
Çocuk en çok dünyayı keşfettiği, merak ettiği, öğrenmeye başladığı bu süreçte ebeveyninin tepkisi ile karşılaşır. Bu tepki yargılayıcı, suçlayıcı, alay edici ve küçümseyici olursa bu çocuğun girişimci ve keşfedici yanı törpülenmiş, hatta yok edilmiş olur. Örneğin, çocuk bir şeyi almak için ve merak ile elini objeye uzatır, bir taraftan da annesinin yüzüne bakar; eğer annenin tepkisi suçlayıcı veya alay edici olursa çocukta içe çekilme olur. Yani atacağı her adımda temkinli davranır, çekinir. Girişken olmaz. Fikrini söylemekten çekinir, hakkını savunamaz.
Bazı anneler çocuklarına istediklerini yaptırmak adına ajitasyona başvuruyorlar. “Dediğimi yapmazsan senin annen olmam”, “Beni dinlemezsen ben de gider başkasının annesi olurum” gibi… Böylece suçluluk duygusunun temellerini atmış oluyorlar. Çocukluktan gelen bu ağır suçluluk duygusunun altında ezilen çocuk, büyüdükçe yaptığı her hatadan dolayı kendini suçlu görmeyi, sorumlu tutmayı öğreniyor.
Kireci hangi kalıba dökerseniz o kalıbın şeklini alır. Çocuk da içinde yaşadığı ailenin huyunu ve alışkanlıklarını alır. İleride nasıl bir insan olmasını istiyorsanız çocuklarınıza davranışlarınız ile örnek olun. Yanında yalan söylerseniz, çocuğunuz da yalancı olur. Hep maddiyattan konuşursanız, çocuğunuz sadece maddî güce önem verip zayıfları görmez ve ezer. İnsanları eleştirip küçümseyici konuşursanız, çocuğunuz da ileride her şeye kusur bulan, hiçbir şeyi beğenmeyen, mutsuz, her şeyi eleştiren ve kusur bulan biri olur. Ona merhameti öğretin. Merhametli, insanî değerlere önem veren kişiler olarak yetiştirin. Notlarının yüksek olması, çok iyi okullar kazanması onları bir yere kadar götürür ama erdemli bir hayat sürdürebilmeleri için manevî değerler çok daha önemlidir.
Çocuğunuzla olabildiği kadar fazla zaman geçirmeye çalışın. Çünkü zaman çok çabuk geçiyor. Şimdi sizin vaktiniz olmayabilir, “Ne de olsa annesi bakıyor, bir şeye ihtiyacı olursa ben de alıyorum” diye düşünebilirsiniz. Şimdi çocuğunuz ile kuvvetli bağlar kurmazsanız ileride iki yabancıdan farkınız olmayacak. Çocuğunuza ayıracak zamanınız olmayabilir, ileride de onun size ayıracak zamanı olmayacaktır.
İnsanları eleştirip küçümseyici konuşursanız, çocuğunuz da ileride her şeye kusur bulan, hiçbir şeyi beğenmeyen, mutsuz, her şeyi eleştiren ve kusur bulan biri olur.
Mutlu ve sağlıklı çocuk yetiştirmek için neler yapılabilir?
Tutarlı olmak: Davranışlarda ve sözlerde tutarlı olmak önemlidir. Herkesin kendisi için istediği ama uygularken zorlandığı bir kavramdır tutarlı olmak. Çocukların yetiştirildiği ortamda olması gereken en önemli davranış biçimi de tutarlılıktır.
Doğru rol model olabilmek: Bu, sözlerimizle davranışlarımızın birbirine örtüşmesi ile mümkün olur. Örneğin çocuğa “Yalan söylemek kötü bir şey” deyip kapı çaldığında gelen komşuya “Annem uyuyor” dedirtmek gibi…
Sevginizi doğru şekilde gösterin: Önemli olan, bunu doğru biçimde göstermek ve sevginin koşulsuz olduğunu öğretmektir. Örneğin, “Yüksek not alırsan seni daha çok seveceğim” gibi koşullar ve istekler üzerine kurulu sevgi ilişkileri hem karşılıklı güven sorgulamasına açıktır, hem de temel olarak değersizlik hissi yaşatır. Çocuk kendisinin sevilmeye lâyık biri olmadığını, ancak bir başarı sağlarsa bunun akabinde sevileceğini düşünür.
Yapabileceği işleri elinden almayın: Çocuk hangi yaş grubunda olursa olsun, işe yaradığını hissetmek ister ve bu duygu onun var olma güdülerini güçlendirir. Koltuğa çıkmak mı istiyor? Bırakın, uğraşsın ve kendi çıksın. Taşıyabileceği şeyleri eline verip taşıması için onu cesaretlendirin. İşe yaramak, bir şeyleri başarmak, çocuğu mutlu ve kendine güvenen bir birey olmasını sağlayacaktır.
Rekabeti değil, iş birliğini öğretin: İş birliği duygusu insanları birleştirir. Bu duygu bütünleştirici, öğretici ve içinde saygı barındıran bir duygudur.
Saygı göstermeyi öğretin: Bireyin sahip olması gereken temel duygulardan biri de kendisine ve başkalarına saygı duymasıdır. Çocuklara bu durumu ancak davranışlarımızla gösterebiliriz. Çocuk söylenen sözden çok, yapılan davranışı taklit eder. Onlar bizim aynamızdır. Ne konuştuğumuzu değil, nasıl davrandığımızı takip eder ve bu şekilde kendilerini yönlendirirler. Eşimize, arkadaşlarımıza gösterdiğimiz saygı onlar için yol göstericidir.
Mükemmel diye bir şey yoktur: Mükemmel olmasını istemek çocuğa zarar verir. Kimse mükemmel değildir. Siz de değilsiniz. Eksiklerimizi ve yapamadıklarımızı çocukların tamamlamasını istemek ve zorlamak, mutsuz birey yetiştirmek için yapılan bilinçsiz davranışlardır. Güzel bir dörtlükte şöyle diyor: “Yüzde ısrar etme, doksan da olur./ İnsan dediğinde noksan da olur.” İnsan olarak eksiğiz ve bunun bilincindeyiz. Onun için gereksiz yere ne kendimizi, ne de başkalarını yıpratmanın bir anlamı yok.
Sürekli geçmişte yaptığı hataları hatırlatmak: Sürekli yaşanmışlıklardan bahsetmek, yaşanan olumsuzlukları durmadan dillendirmek, yaptığı hataları affetmemek ve sürekli hatırlatmak, çocuklarınızın sizden uzaklaşmasına ve onları anlayacak başka birilerini aramaya iter. Bunun yerine affedin, dinleyin ve geçmişte yaşamayı bırakın.
Önemli olduğunu ona hissettirin: Hepimiz değerli olduğumuzu hissetmek ve bilmek isteriz. Önemli olduğunu hissetmesi için sizin güzel sözleriniz ve davranışlarınız yeterli.
Başkaları ile kıyaslamayın: Kimse bir diğeri ile kıyaslanmaktan hoşlanmaz. Hoşunuza gitmeyen, rencide edici ve özgüven kırıcı bu davranışı çocuklarınıza uygulamayın. Beş parmağın hiçbiri bir diğeri ile aynı değil. Herkesin becerisi, ilgi alanı aynı olmak zorunda değil. Her insan özel ve tektir.
Soru sorması için onu cesaretlendirin: Bu sayede kendisine her söylenen sözü kabul etmeden durup düşünmeyi, “Ben bunu niye kabul etmeliyim? Şimdi burada ne oluyor?” gibi sorgulamayı öğrenecektir. Kur’ân-ı Kerim’deki birçok ayette, “Akletmez misiniz” buyuruluyor. Yani Allah (cc) sorgulamamızı, aklımızı kullanmamızı istiyor. Her önümüze konana “Evet” dememeyi buyuruyor.
Mutluluk maddiyat ile satın alınabilecek bir şey olsaydı, zenginler en mutlu insanlar olurlardı. Mutluluk, kişinin iç huzurudur. İnsan davranışlarının nihaî amacıdır. İyidir ve iyi olmaktır. Dolayısıyla kötü yollardan mutluluğa ulaşılamaz. Bir insan hem kötü, hem yalancı, hem hırsız, hem arsız, hem de mutlu olamaz. Olsa olsa geçici haz duyabilir. Mutluluksa erdemli ve insanca yaşamının bir sonucudur.
Mutlu ve huzurlu bir yaşam dilerim.



