Musa’yı Dicle ve Fırat kenarına taşıyalım

Tarih tekerrürden ibaret. Dün Firavun zulmediyordu, bugün Netanyahu. Dün de Kenan ilinde bebekler acımasızca katlediliyordu, bugün de. Dün de Musalar doğuyordu, bugün de. Ve dün yaşanan mucizeler bugün de yaşanıyor.

İKİNCİ ayına girecek olan Gazze’deki soykırıma verilen 4 artı 2 günlük sözüm ona insanî (!) ara dolmak üzere iken, Gazze’den bir mucize haberini servis etti meslektaşlarımız.

Yoğun bombardımana tutulan sivillerden şu ana kadar yaklaşık 15 bin şehit veren Filistinli kardeşlerimizin acısını bir nebze olsun dindiren, onları inandıkları ve sığındıkları Rablerine kavi bir şekilde bağlayan ve umutlandıran mucizeye değinmek istiyorum.

Siyonist İsrail saldırılarının yaşandığı ilk günlerde dünyaya geldiği tahmin edilen bir bebek, dile kolay, tam 37 gün sonra, 27 Kasım 2023 tarihinde enkaz altından sağ olarak çıkarıldı.

Kurtaranların gözlerine yansıyan sevinç ve gözyaşının birbirine karıştığı görüntülerde, tekbirler arasında yeniden dünya ışığı ile buluşan bebeğin hayata tutunması, bilimsel açıdan açıklanacak düzeyde değildi. Değildi, zira kundağa sarılı bebek, 40’ını daha yeni doldurmuştu. Elsiz, ayaksız ve dilsizdi. Günlerce anne sütü ve şefkatinden mahrum, aç ve susuzdu. Mucizenin son kahramanının ismini bilmiyoruz; aile fertlerinden hayatta kalan olduysa illâ sahipleneceklerdir. Ama ben sıra dışı bir öneride bulunmak, öncesinde sizi asırlar önce yaşanan bir peygamber mucizesine götürmek istiyorum…

Mısır Kralı Firavun, o gece kendisini derinden sarsan bir rüya görür. Bir ateş, Firavun’un tahtını yerle bir etmektedir. Saraydaki rüya tabircilerini huzuruna çağırarak korku içinde gördüklerini anlatıp “Bu rüyayı acilen yorumlayın” emrini verince, rüya tabircileri ortak kararlarını krala ezile büzüle aktarırlar: “Bizi bağışlayın, zira gördüğünüz rüya bu yıl doğacak bir erkek çocuğun sizi şu anki tahtınızdan indireceğine bir işaret olarak yorumladık.”

Firavun’un duydukları karşısında korkusu daha da artar ve çözüm için o yıl doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emrini verir. O yıl, dünyaya gelecek erkek çocuklardan birisi de Hazreti Musa’dır. Tevrat’ta adı “Yokebed” olarak geçen ve Hazreti Musa’ya hamile olan annesi, doğuracağı çocuğunu kralın askerlerine teslim etme niyetinde değildir ve kara kara düşünmeye başlar. Tam o esnada Kasas Sûresi 7’nci ayette geçen, “Onu emzir, başına kötü bir hâdise gelmesinden korktuğun vakit geldiğinde onu suya bırak. Üzülme ve korkma, çünkü Biz onu sana geri vereceğiz” mealindeki seslenişi duyar ve bebeğini evvelâ emzirir, öptükten sonra da tahta bir sandık içinde Nil nehrine bırakır.

Sandığı gizlice takip eden Musa’nın kız kardeşi, suyun üzerindeki tahta beşiğin sarayın önüne kadar geldiğini, nehir kıyısında gezen Firavun’un karısı Asiye tarafından fark edildiğini görür.

Rivayete göre, sevimli bebeği kucağına alarak saraya götüren Firavun’un karısı, olayı kocasına anlatır ve ona dokunmamasını ister, Firavun da kabul eder. Sarayda yaşamaya başlayan bebeğin beslenmesi için anne sütüne ihtiyaç duyulunca, tellallar ülkenin her tarafına yayılarak sütanne arandığını duyurur. İlginçtir, saraya gelen her anne bebeği kucağına alır ve emzirmeye çalışır ancak bebek, hiçbir kadının sütünü kabul etmez. Musa’nın kız kardeşi saraya gelerek onu emzirebilecek bir sütanne bulabileceğini söyleyince, Musa kendi annesine kavuşmuş olur. Ancak hiç kimse Musa’nın gerçek annesini bilmiyordur.

Allah’a tevekkül eden ve sabır gösteren anne, nihayet yavrusuna kavuşur. Böylece Musa, Firavun’un sarayında öz annesinin sütü ile emniyet içinde büyümeye başlar.

Zamanla serpilen Musa, dürüstlüğü ve güzel ahlâkı ile çevresindekileri etkilemeyi başarır. Çok geçmeden Cenâb-ı Allah, Hazreti Musa’yı peygamber olarak vazifelendirdiğini vahyeder. Peygamberlik mühründen sonra ona verilen ilk emir, sarayında yetiştiği zalim kral Firavun’a giderek dinini anlatmasıdır. Hazreti Musa, kendisi gibi peygamber olan kardeşi Hazreti Harun’la beraber Firavun’a gider ve onu, Allah’ın varlığını ve birliğini tanımaya, sadece Allah’a inanmaya davet eder.

Ancak Firavun, kibre kapılarak bu çağrıyı reddeder. Hazreti Musa’dan peygamber olduğuna dair bir mucize göstermesini isteyince, Cenâb-ı Allah, Hazreti Musa’dan elindeki asâyı yere fırlatmasını ister. Yere atılan asânın bir yılana dönüştüğünü gören Firavun, bunun sihir olduğunu iddia ederek sihirbazlara “Musa’nın sihirlerini yok edin!” emrini verir.

Huzura gelen tüm sihirbazlar, ip ve ağaç dallarının yılan gibi yerde kıvrılmasını sağlarlar ancak Hazreti Musa’nın asâsı bütün sihirleri yutarak yok eder. Bunun üzerine sihirbazlar, Hazreti Musa’nın yaptığının sihir olmayıp Allah’ın bir mucizesi olduğuna kanaat getirerek iman ederler. Buna rağmen Firavun iman etmez ve sihirbazları cezalandırır.

Saraydaki süresinin dolduğuna kanaat getiren Hazreti Musa (as), kendisine inananları da yanına alarak Mısır’dan çıkmaya karar verir. Haberi alan Firavun, ordusuyla birlikte onların peşine düşer ve Kızıldeniz kıyısında onlara yetişir. Hazreti Musa (as) önü deniz, arkası Mısır ordusu olunca durmak zorunda kalır ve Allah’a dua etmeye başlar. Cenab-ı Allah, bir kez daha elindeki asâyı denize vurmasını emreder. Hazreti Musâ asâsını denize vurur vurmaz, Kızıldeniz ikiye ayrılır. Yanındakilerle birlikte denizde açılan koridordan geçerek karşı kıyıya ulaşırlar. Onları amansızca takip eden Firavun ve ordusu, aynı koridoru kullanmak ister. Ordu denizin ortasına gelince deniz tekrar birleşir ve Firavun ile ordusu dev dalgaların arasında kalarak boğulurlar.

Allah (cc) kendisine inananları ve tevekkül edenleri yalnız bırakmayarak kurtuluşu bahşedip mükâfatlandırırken, inkâr edenler ile zalimleri de kötülüklerinden dolayı cezalandırmıştır.

Tarih tekerrürden ibaret. Dün Firavun zulmediyordu, bugün Netanyahu. Dün de Kenan ilinde bebekler acımasızca katlediliyordu, bugün de. Dün de Musalar doğuyordu, bugün de. Ve dün yaşanan mucizeler bugün de yaşanıyor.

Teklife gelince…

Mucizenin adı bebek; hasta ve yaralıların Türkiye nakli kapsamında, şayet hayattalarsa aile fertleri ve yakınları ile beraber Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşleri Emine Erdoğan himayelerinde ülkemize getirilmeli ve rehabilite edilmeli. Ona, Kerbelâ’yı yaşatan 37 günlük susuzluğunu gidermesi için Dicle ve Fırat suyundan içirelim. İçirelim, zira Siyonistlerin “Arz-ı Mevud”  hayâli kurdukları Dicle-Fırat arasındaki topraklar necasetten temizlensin…

Geleceğin Musa’sı, geleceğin Selahaddin’i olma adına o yavrucağa burada eğitim verelim, onu burada yetiştirelim. Serpildikten sonra doğduğu topraklara göndererek özgürlük ve zafer için, Filistin Devleti’nin inşâ ve bekâsı için gayret sarf etsin, mücadele etsin. Şimdiden zaferi kutlu ola!