“Muhtarlıktan” dünya liderliğine

Sayın Recep Tayyip Erdoğan “dünya liderliği” sürecinde önemli bir engeli daha aşmış oldu. Nereden nereye! “Muhtarlık”tan dünya liderliğine…

SAYGIDEĞER okurlarım, bu makalemi (beşerî plânda) taraf tutmadan ya da tarafgirliklerinizi bir an için bir kenara bırakarak okumanızı tavsiye ederim. Aksi takdirde gerçekleri görmeniz ya da kabûllenmeniz asla mümkün olmayacaktır. Zira hepimiz biliyoruz ki, taassup ve fanatizm aklı dumura uğratır, nefret duyguları da insanın gözünü kör eder.

Mâlûm olduğu üzere 28 Mayıs 2023 târihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçiminin gâlibi yine Recep Tayyip Erdoğan oldu. Bazı siyâsetçilerin dediği gibi “Adam yine kazandı”.

Evet, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, parti kurduktan sonra onlarca seçime girdi ve hepsinde de başarılı oldu. Şu an için kendisi siyâsetin nâmağlûp şampiyonudur. Son seçimde de kendisine ait olan bu şampiyonluğu egale etmesini bildi.

Ne hazindir ki, kendisine en yakın rakip olan Kemal Kılıçdaroğlu da girdiği onlarca seçimi kaybederek tersinden şampiyonu oldu. Bu sûretle kendi branşında hiç seçim kazanamayan ve yenilgiye doymayan bir siyâsetçi olarak tarihe geçti.

Bu siyâsî rekâbet sürecinde Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına değişik renk ve türde onlarca rakip çıkarıldı ama kendisi cihan pehlivanı Koca Yusuf gibi rakiplerinin tamamını yere serdi ve bir pehlivan edasıyla sırtlarını yerlerde süründürdü.

İşte, yıllar önce okuduğu bir şiirden dolayı cezaevine giren ve aldığı cezadan dolayı “Artık muhtar bile olamaz” denilerek aşağılanan ve alay edilen bu kişi, yapılan demokratik seçimlerde milletin teveccühünü kazanarak iş başına geliyor ve Devlet’in en üst makamlarında millî irâdeyi temsil etme hakkını elde ediyordu. Zâtına ve temsil ettiği değerlere karşı olan nice kişi, grup ve çevre bu süreçte târih olmaktan kurtulamıyor lâkin kendisi târih yazmaya devam ediyordu. Çünkü kendisi bir siyâset ustasıydı ve târihi de ancak gâlipler yazardı. Bunun böyle olduğunu sağ ve soldaki muhalif dostlarıma yıllardan beri anlattığım hâlde duygusal önyargıları ve ideolojik saplantıları nedeniyle inanmıyorlardı ama bu bir hakikatti.

Ayrıca kendisinin hor görülme ve aşağılanma nedenlerinden bir tanesi de “Siyasal İslâmcı” (resmî adı “muhafazakâr demokrat”) ve imam-hatipli olmasıydı. Bu ülkede vesâyet odakları uzun yıllara sâri olarak bu her iki sıfat ve kimlikten pek hazzetmezlerdi. Hatta kendisini “Ülkücü-milliyetçi” olarak tanımlayan muhalif birçok insan dahi böyleydi.

İşte bu ve buna benzer birçok sebepten dolayı bir “üst akıl” bu son seçimlerde tüm muhalif unsurları bir araya getirdi (buna ABD, Avrupa, FETÖ, PKK gibi unsurlar da dâhil) ama yine de bu siyâset ustasını yenemediler.

Böylece Sayın Recep Tayyip Erdoğan “dünya liderliği” sürecinde önemli bir engeli daha aşmış oldu. Nereden nereye! “Muhtarlık”tan dünya liderliğine…

Kazanılan bu zafer, açıktan ve zımnen uluslararası arenada karşılık buluyor ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın liderliği “dost” ve “düşman” ülkeler nezdinde bir kez daha perçinleniyordu. Beştepe’de yapılan tören bunun ispatı mahiyetinde değil miydi? Bu törende onlarca ülkenin devlet başkanı boy göstermiş ve yine onlarca başbakan ve yabancı misyon şefi katılım sağlamışlardı.

Bu zâviyeden bakıldığında ve uluslararası ilişkiler açısından değerlendirildiğinde bu seremoni dosta güven veren, düşmana da korku salan çağrışımları beraberinde getirmiştir. Bu bakımdan bu Devlet törenleri milletlerarası câmiada büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda ABD, Rusya, Çin ve İngiltere gibi ülkelerde yapılan törenlere bakmakta fayda vardır.

Ancak, anayasal olarak lâik ve demokratik bir ülkenin Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel olarak Müslüman olması ve her vesileyle İslâmî değerleri öne çıkarması ve bu hassasiyetlere vurgu yapması nokta-i nazarından mezkûr ve mevcut tören ve törenler analiz edildiğinde, bunların ne kadar İslâmiyet’e uygun olduğu, temel kaynak (Kur’ân) ve Rasûl’ün Sünneti açısından gündeme alınarak değerlendirildiğinde çok şey söylenebilir doğrusu. Çünkü Rasûl’ün Sünneti her Müslüman için “üsve-i hasene” mesâbesindedir.

Kaldı ki (ve bütün göstergeler gösteriyor ki), Sayın Recep Tayyip Erdoğan fırsatını bulsa ilk fırsatta padişahlığını ya da imparatorluğunu veya halifeliğini ilân edecektir. Gönlünde yatan aslan bu olsa gerektir. Neo-Osmanlıcılık hayâli kuran insanlar bu toplumda olduğu müddetçe bu son derece tabiî bir durumdur. Bu doğru mudur, yanlış mıdır, ayrı bir tartışma konusudur. Hele bunları “İslâmiyet’te saltanat, padişahlık, imparatorluk var mıdır, yok mudur?” nokta-i nazarından düşünürsek…

Binâenaleyh, Müslüman görünüp de gereğini yapmazsak burada bir sıkıntı var demektir. Meselâ yeri geldiğinde faizlerin indirilmesiyle alâkalı olarak “Nass var kardeşim!” denilir de mecbur kalınınca Devlet’in Maliyesi ve Merkez Bankası’nın başına faizci vahşi kapitalizmin öz vatanından ilham alan bakan ve bürokratlar atanırsa, o zaman “Nassa ne oldu kardeşim, uçtu mu, buharlaştı mı?” diye sorarlar adama!

Onun için dînî terminolojiyi ya hiç kullanmayacaksınız ya da arkasında durup gereğini yapacaksınız. Yoksa böyle bir durum, Allah muhafaza, Allah’la aldatmaya kadar gider. İşte bu ülkede Müslümanların temel sorunu da budur zâten. “Âyet” denilir, “Sünnet” denilir ama ne âyete uyulur, ne de sünnete.

Şunu da ilâve etmek gerekir: Daha önceki birçok makalemde belirttiğim gibi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, farklı bir gelenekten (İslâmcı) gelse de aslında kendisi tam bir milliyetçi liderdir. Ancak onun milliyetçiliği fikrî değil, fiilîdir. Başka bir deyişle sloganik değil, eylemseldir. Bu mânâda ülkenin kalkınmasında ve Türk birliğinin oluşmasında büyük hizmetleri olmuştur.

Bütün bu özelliklerinin yanına lider olarak otoriteyi, karizmayı ve pragmatizmi de eklemekte fayda vardır.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na gelince… Uzmanlık alanı liderlik ve yönetim olan bir akademisyen olarak daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Kemal Kılıçdaroğlu’nda liderliğin “L”si bile yoktur maalesef. Sağ ve Sol cenahta kendisini destekleyerek oy veren birçok dostum, meseleye duygusal ve ideolojik olarak yaklaştıkları için buna inanmamışlardı ama seçim sonuçları bunun böyle olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

Ancak onlar da haklılardı. Hayâllerini bir pamuk ipliğine bağlamaktan başka çareleri yoktu. Şimdi ise en yakın ve en hararetli destekleyicileri büyük bir iştah ve öfke ile kendisine karşı Brütüs rolünü oynamaya başladılar.

Ne diyelim, işte siyâset böyledir aziz dostum!