SON günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başdanışmanı Rasim Bölücek ile eski MİT çalışanı Enver Altaylı arasındaki telefon görüşmeleri hakkında hazırlanan iddianame oldukça dikkat çekiyor.
Binlerce kez yapılan görüşmelerde Altaylı’nın Bölücek’e, Devlet’e ait gizli bilgileri aktardığı ifade ediliyor.
Bilgilerin önemi, ülkemizin FETÖ ve daha birçok terör örgütüne karşı verilen mücadelede alınan pozisyon ve şahsiyetleri içermesi açısından büyük!
Peki, Altaylı ile Bölücek nereden bu bağlantıyı kurdular ve CHP bu ortaklıkta nasıl bir merkeze dönüştü?
Bu soruya cevap vermek için Altaylı ile Bölücek’in kim olduklarına kısaca bakmak gerekiyor…
Öncelikle ikisi de Ülkücü Hareket tandansında yetişmiş şahsiyetler…
Ancak bir de Ülkücü tanımı yapmak şart!
***
1980 öncesinde büyük çileler çeken ve komünizm ile emperyalizme karşı Devletlerinin varlığı ve bağımsızlığı için mücadele verirken Devletlerinden de cefâ gören Ülkücülerin birbirilerine olan bağlılıkları, her yönden vuruldukları için çok daha şiddetli bir sağlamlığa sahiptir.
Ülkücüyü ikna etmek üzere sarf edilecek “Memleket için” ifadesi, karşısındakine karşı bütün yelkenleri indirip ona inanması ve onu kollaması için yeterlidir.
Çünkü onlara göre tek dost, kendilerinden olandır.
Fakat bu sağlam râbıta, Ülkücüleri birbirlerine karşı zaaf sahibi de yapmıştır. Bu noktada Ülkücü çabuk yanar, ama çabuk donar.
Birine kızacaksa derhâl ve çok şiddetli kızar, affedecekse hemen affedip canına basar.
Saf Anadolu çocuğu…
***
Bir Ülkücüye ne söylerseniz, ona inanır. Bildiği şey, adam satmamaktır zira. İşte özellikle bu kod, onun cesaret ve aksiyoner kimliğini kendi payına kullanmak isteyen tüm odaklar tarafından fark edilmiştir!
Bu özelliği zamanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti bürokrasi de kullanmıştır, başkaları da…
Enver Altaylı da, Rasim Bölücek de bu hareketi görmüş, yaşamış, solumuş iki isimdir.
Ancak Rasim Bölücek’in bir önemli özelliği daha var!
***
İsminden ziyâde soyadını sık şekilde duyup da “Bu Bölücek kimdi?” diye düşündükçe sonunda hatırladım.
Elbette soyadı aynı olabilirdi ama küçük bir araştırma kolaylıkla bilgimi teyit etti…
Söz konusu haberlerle gündeme gelen Rasim Bölücek, bu satıra kadar bahsettiğim Ülkücü Hareket’ten tanıdığım bir isme çok yakındı.
Bakmayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını yapmasına, o, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’na muhabbeti ve onu kollamasıyla Ülkücü Hareket tarihinde büyük üne sahip olan rahmetli Cemal Amca’nın torunu!
Cemal Amca, Muhsin Başkan’ı öyle seviyor, öyle seviyor ki herkes Muhsin Başkan’ın babasını o sanıyor.
Gençlik yıllarımda bentler şeklinde yayınlandıkça biriktirirdim; Şehit Başkan’dan sonra Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkanlığı da yapan şair-yazar Lütfü Şehsuvaroğlu, “Gidişatın Destanı” adlı destan türü şiirinde bütün Ülkücü Hareket tarihini Cemal Amca odağında işlerken şöyle der:
“Cemal Amca, doğruluğun yasan mı?
Senin oğlun Muhsin midir, Hasan mı?
Cemal Amca, gül ağacı asan mı?
Yaprak mısın çekip gittin Eylül’de;
Çehren kaldı rumuzdaki mor gülde…”
***
Evet, Rasim Bölücek, şiirde ismi geçen Hasan Bölücek’in oğludur…
Hasan Bölücek, Şehit Muhsin Başkan’ın çocukluk ve dâvâ arkadaşıdır…
Cemal Amca, fizik ötesi irtibatlarıyla tanınan biridir. Rivâyet odur ki, Muhsin Başkan’a bir ceket hediye eder ve o ceketi çıkartmamasını tembihler. Şehit Başkan, girdiği hiçbir çatışmada bu yüzden yara almaz.
İhtimâl odur ki, çok güvendiği ve büyük adam olacağına inandığı Muhsin’ine, Osmanlı padişahlarının kuşandıkları tılsımlı gömleklere benzer bir elbise ayarlamıştır o da… Doğrusunu elbette Allah bilir.
***
Çocukluğum itibariyle Şehit Muhsin Başkan’ın tavır ve söylemlerine fazlasıyla âşinâyımdır…
Bugün sosyal medyada dönen ve çokça paylaşılıp kendi önüme de gelen birçok konuşma videosunu bizzat kaydetmişliğim vardır…
Bunun dışında, verdiği tüm röportajları ve katıldığı programlarda verdiği demeçleri de arşivlemişimdir.
O arşivlediğim kayıtlardan birinde Şehit Başkan şöyle diyor: “Yahu CHP, sen bu milletin başına belâ mısın?!”
Onun bu sözünü ben duydum da, Rasim Bölücek duymadı mı?
Enver Altaylı duymadı mı?
Yoksa bir bildikleri mi vardı?
Hattâ başka plânları mı var?
Bu plânı, “CHP’yi ele geçirmek” şeklinde okuyamıyorum ben. Zira CHP’yi ele geçirme plânı, MHP’yi bölerek içerisinden İyi Parti’yi çıkarmazdı.
Ayrıca siyam ikizi görüntüsüyle, yine Şehit Muhsin Başkan’ın arkadaşlarından bildiğimiz Orhan Kavuncu’nun oğlu Satuk Buğra Kavuncu ile Rasim Bölücek, Ülkücülerin bütün değerlerine küfretmeye devam eden CHP idarecileri ile sarmaş dolaş olmazdı.
Bu plân bir hüsnüzan, ancak CHP’nin idarecileri onlara bu fırsatı vermez!
Şehit Muhsin Başkan’ın şehâdete yürüyüşü, Ülkücülerde bu kadar büyük bir kırılmayı ateşlemişse madem, onun “Bizim tarlayı sürmüşler” sözünün izahı, tekrar ve tekrar bütün detaylarıyla ortaya konulmalıdır.
Zira Ülkücülerin birbirlerine olan samîmi inanmışlık râbıtasını deşifre eden ve kullanan odaklar, Şehit Başkan’ın ardından birçok Ülkü abisi çıkartarak yönlendirmeler yapabilmiş, İstanbul ve Ankara’da doğrudan Ülkücü taban üzerinde etki kurabilmiştir.
Zamanında Muhsin Başkan’ı bir başına bırakıp parti genel merkezinden elini eteğini çeken ve İyi Parti’nin kuruluşunda uluslararası bütün tasarruflarını kullanan isimler, çok bellidir ki, Muhsin Yazıcıoğlu ile mücadele etmiş ve onun sadece kendi tahakkümleri altında iktidar olmasını istemişlerdir.
Ancak Şehit Başkan da onlara karşı mücadele etmiş ve haysitesiz, muktedir olmayan iktidardan uzak durmuştur.
Onun gidişinin ardından Türk siyasetinin elinde kalanı, yine Şehsuvaroğlu’nun aynı şiirinden alıntıyla şöyle açıklamak mümkün:
“Cemal Amca, sen gittin de yol bitti!
Kurt bildik yoldaşın kimisi itti;
Menfaat kabardı, aşklar hep yitti!
Gelip görsen, gül çocuklar ne oldu;
Ocaklara, dergâhlara el doldu…
(…)
Bilirsin, içim,
içimi yiyordu;
Kimi gafil, bunu korkuya yordu.
‘Çekiver ipini’ şeytan diyordu…
Cemal Amca, tahammül yok, sefer yok!
Herkes başbuğ olmuş, tek bir nefer yok!”
***
Ülkücüleri Ülkücülükleriyle kullananlar, 1980 öncesinde verdikleri mücadelenin hakkıyla tanımlanmasının her zaman önüne geçtiler.
Bu yüzden Ülkücüler, kendilerine memleket için hizmet edecekleri alanlar aradılar.
Peki, bu alan, “Sen bu milletin başına belâ mısın?” diye soran Muhsin Başkan’ın kastettiği CHP olabilir mi?
Ankara’da ve İstanbul’da birkaç mâkâm verildiği için Ülkücülerin dâvâlarını yaşattığına inanılan isimlerin bu gerçeği tekrar düşünmeleri gerekmez mi?
Son söz, yine aynı şiirden olsun:
“Cemal Amca, Samanyolu
resim mi?
Bu resimde son ümidin Rasim mi?”



