Muhabbetsiz iletişim

Muhabbet Muhammedî bir lisanı içerir. “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl/ Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?” der büyükler. İnsan olarak konuşmakla kelimeleri tüketiyoruz. Muhabbet edebilsek kelimeleri inşâ edeceğiz.

HEPİMİZ hasbelkader iyi insan olmanın gerekliliklerini biliyor ancak iyi insan olma noktasında herhangi bir çaba sarf etmiyoruz. Önceki dönemleri bilemem ama dönemimiz, herkesin her şeyi çok (!) iyi bildiği ancak uygulamadığı bir dönem. Hâlbuki bilgi tek başına yeterli değildir, uygulanınca değer kazanır, bir anlam ifade eder.

Eğer iyi insan olmanın gerekliliklerini biliyorsak onu uygulamalı, iyi insan olmalıyız. Ne yazık ki iyilik, yalnız karşımızdan beklediğimiz bir davranış biçimi hâline evirilmiş. İyilik sadece bize iyi davranılınca verdiğimiz karşılık değildir. Koşullar ne olursa olsun, bizim başkalarına karşı olan tavrımız ve davranışımız iyi biri olmanın ölçüsünü belirler.

İnsan tek olarak dünyaya gönderilmişse de bir ailenin, bir toplumun ferdi olma özelliği taşıyan bir canlıdır. Hepsine karşı ayrı ayrı sorumluluklarımız var. Birey olarak kendimizi değiştirir ve geliştirirsek, toplumu oluşturan en küçük yapıtaşı birey olduğu için toplum da değişir ve dönüşür.

“İnsana insan gerek” derler. Her insan, insanların kötü olduğundan dem vurur kendinin de bir insan olduğunu unutarak. Hâlbuki değişim ferdî olarak da başlayabilir. Kendimizi yeterince tanımadan tanıtmaya meylediyoruz. İnsan evvelâ kendini tanımalı, tanımını yaptıktan sonra başkalarına tanıtmalı. Bizler kendimizi tanımadan tanıtmaya yelteniyoruz ve bu da yanlış birliktelikleri beraberinde getiriyor. Yanlış birlikteliklerse mutsuz bir hayatla sonuçlanıyor.

Herkes mutluluğunun formülünü, kısa bir yolunu ya da ona mutluluk verecek birilerini arıyor. Oysa mutluluk aranacak bir şey değildir, olunacak bir şeydir. Herkesin hayatında türlü sıkıntıları olabilir; insan olarak dünyaya gönderilmenin bir meşakkati var.

Mutlu olabilmek mutluluğa yaptığımız tanımlamayla da alâkalı belki. Kısıtlı kelime haznesiyle yaşıyor ve kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Kısıtlı kavram kullanımı bizleri dar bir alana hapsediyor. “Mutlu olmak” diyoruz meselâ, ancak mutluluğun kavramsal olarak çeşitlerini kullanmayarak mutluluğu dar alana hapsediyoruz. Türkçede mutluluğun alanlara göre farklı kullanımları var. Misâl, yeni tanıştığımız biriyle tanışmanın mutluluğunu ifade etmek için “Bahtiyar oldum” denilir. Gönülle sevdiğimiz bir insanla “mesut olmayı” dileyebiliriz. Yahut birbirini seven iki insana “saadetler dileyebiliriz”. Mutlu bir haber duyduğumuzda “sevinebiliriz”. Oysa biz her bir durum için sadece “Mutlu oldum” diyoruz.

İnsan mutluluğu sadece kendi adına istememeli. Sadece kendi adımıza iyi bir şeyler olunca mutlu olmamalı; sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlar mutlu olunca da mutlu olabilmeliyiz. İnsanın insan olabilme özelliği buradan geliyor. Gelmeli. İnsan olarak hemhâl olmayı öğrenebilmeliyiz. Hâl sirayet eder. Nasıl insanlar olsun istiyorsak etrafımızda, öyle olmalıyız.

Çağımızın en büyük sıkıntılarından biri de, insanların bir araya geldiklerinde maddeten orada olsalar da manen farklı deryalarda olmaları. İnsan olarak muhabbet edebilmenin mânâsını kaybettiğimiz kanaatindeyim. Konuşmayı ve muhabbet etmeyi aynı anlamda kullanıyoruz. Oysa konuşmak, kelime anlamı itibariyle karşılıklı veya birlikte ikâmet etme yani maddeten bir arada bulunma hâli. Muhabbet ise “habbe” (sevgi) kelimesinden geliyor. Dost olma anlamlarını taşıyan bir kelime. Muhabbet, manen bir arada olma hâli. Filhakika konuşmak maddî konumla, muhabbet ise manevî konumla ilgili.

Muhabbet sevgiden hâsıl olur, gönülle alâkalıdır. Muhabbet Muhammedî bir lisanı içerir. “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl/ Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?” der büyükler. İnsan olarak konuşmakla kelimeleri tüketiyoruz. Muhabbet edebilsek kelimeleri inşâ edeceğiz.