HER şeyin bir adabı vardır, motora binmenin de… Her şeyin adabını bihakkın bildiğim iddiasında değilim ama motora binmenin adabını orta okul yıllarımdayken tatsız bir kaza ile öğrenmiştim. Öğrendiğiniz her şeyin bir bedeli vardır sonuçta.
Vaktiyle Jawa 250 marka bir motosikletimiz vardı. O vakitler Jawa, motosiklet âleminin Mercedes’i gibiydi, pek bi’ havası vardı. Hele gömleğin ya da montun düğmelerini çözersiniz, arkanızdan Süperman’in pelerini gibi fıldır fıldır uçar ya… Daha bi’ havalı olurdu o zaman motoru sürmek.
Her neyse… Motoru abim sürüyordu, ben de arkasındaydım. Haliyle gömleğin düğmeleri açıktı.
Bilirsiniz, motorla viraja girdiğinizde virajın merkezine doğru hafifçe yatmak gerekir. Yoksa merkezkaç kuvveti sizi kaçamayacağınız bir akıbete sürükler. Kafayı gözü yararsınız.
İleride öyle bir viraj vardı işte. “Abi, ters tarafa doğru yatarsam ne olur?” dedim. Aslında cevabını bildiğim bir soruydu. Tek kaskımızı abim takıyordu. Kask takmak da havalı bir şeydi. O kaskı takınca kendinizi “Dünyayı Kurtaran Adam” gibi hissederdiniz.
Dünyayı Kurtaran Adam, abimdi. O yüzden sorumu bağırarak yineledim. Beklediğim gibi abim ters yöne yatarsam düşeceğimizi söyledi.
Yine de şeytan dürttü beni, manyaklık işte. Viraja girdiğimizde abime bir “sürprizim” vardı.
Abim içeri doğru yattı, ben de dışarı. Motor yalpaladı, yol biraz mıcırlıydı ve beklenen son.
Yolda çizikler ve kıvılcımlar bırakarak bir süre kaydık. Bu kayma eylemi hiç bitmeyecekmiş gibi geldi. Allah’tan sürtünme kuvveti denen bir fizik kaidesi var.
Durduğumuzda motor bir tarafta, abim bir tarafta ve ben bir taraftaydım.
Biraz önce gömleğimi savurarak solundan “vızzzz” diye geçtiğimiz mobilet, yanımızdan tin tin geçti gitti. Mobileti kullanan zibidi kıs kıs gülüyordu yanımızdan geçerken. Hayatın o ana kadar o mobiletçiye bahşettiği en büyük haz, sanırım o andı.
Kendimize gelmemiz ve hasar tespiti yapmamız biraz vakit aldı haliyle. Üstümüz başımız, eller dizler perişandı. Jawa’nın da façası çizilmişti biraz. Abimin yerinde olsam o halime acımaz evire çevire döverdim kendimi.
Ama ne yalan söyleyeyim, o mobiletçinin kıs kıs gülerek yanımızdan geçip gitmesi yaralarımdan, çiziklerimden daha çok acıtmıştı canımı.
Niye böyle bir şey yaptım, bilmiyorum, çocukluk işte… Bir de gömleğim fıldır fıldır uçuyor diye kendimi Süperman sanmıştım sanırım.
***
Beni tanıyanlar bu hatıramı bir yere bağlayacağımı da bilirler. Bağlayalım o zaman…
Bu hikâyede Jawa 250, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olsun. Motoru süren de haliyle Erdoğan. Arkadaki o zevzek çocuk da muhalefetimiz.
Türkiye epeydir ateş çemberine dönmüş bu coğrafyada virajlarla ve mıcırla dolu bir yolda ilerliyor. İçerideki birçok ekonomik ve siyâsî sıkıntılara çevremizde yıllardır süren savaş ve çatışmaları da ekleyiniz.
Erdoğan bu motoru sürüyor ve virajların keskinliğine ve zeminin durumuna göre en doğru pozisyonu almaya çalışıyor. Kritik bir viraja girildiğinde motorun terkisinde oturanın da uygun şekilde virajın merkezine doğru eğilmesi lazım, değil mi?
Yok! Her kritik virajda muhalefetimiz ısrarla ama ısrarla Devletimizin aldığı pozisyonun tersine doğru yatıyor mütemadiyen.
Mavi Vatan, Libya, Suriye, Irak, Azerbaycan konularında, Ukrayna-Rusya savaşında, İsrail’in Gazze soykırımında, 15 Temmuz’da, terörle mücadelede, Terörsüz Türkiye ve daha nice kritik virajda durum hiç ama hiç değişmiyor.
Ne demişti Engin Altay nam CHP’li Grup Başkan Vekili, hatırlayalım: “Bu hükümet, dünyanın en iyi işini de yapsa bizim bu hükümeti alkışlayacak halimiz yok.”
Muhalefetimiz, Devlet ile ters yöne yatma konusunu alışkanlık haline getirdi maalesef. Motorun kayabileceği, savrulabileceği, devrilebileceği hiç umurunda değil üstelik.
Ya kardeşim, o motorda sen de varsın! Motor devrilirse senin de kafan gözün yarılacak! Olsundu, o motorun ön koltuğunda Erdoğan oturmasın da isterse motor kaza yapsın, yansın, pert olsun umurlarında değil!
Son yirmi yıldır böyle bir muhalefet tarzını benimsemişler kendilerine. Yürümese de, hurdaya dönmüş olsa da o motorun gidonlarını biz tutalım. Gerisi mühim değil.
Allah’tan tarihin ve coğrafyanın bizi getirdiği bu kritik virajlarda motorun kontrolü Erdoğan’da. Ve Allah’tan Erdoğan usta bir şoför de her virajda ters yöne yatan muhalefete rağmen motorun devrilmeden yoluna devam etmesini sağlıyor.
Motor bunlara kalsa birisi gidonu sağa çevirirken öbürü sola kırar, biri gazı köklerken diğeri frenlere asılır, bir diğeri dikiz aynasında saçını tarar… Hafazanallah, Allah yazdıysa bozsun.
Hikâyemizde bir de mobilet vardı değil mi?
O mobilet de Yunanistan olsun meselâ. Ne dersiniz?
Kalınız sağlıcakla efendim.



