Millî bürokraside ehliyet

Her makam sahibi, her yönetici, kendisini değerli yapan şeyin sadece yöneticilik yönünde olmadığını görmelidir. İnsanî yönü, karakter sahipliği ve başka alanlardaki becerileri, yöneticiyi daha da değerli kılacaktır. Başka bir ifadeyle, titrlerin arkasına sığınmadan, daha çok karakteriyle, kişiliğiyle birey olmak çok daha güzel olsa gerek. İsmin önündeki sıfatlar silinince isimle var olmak en güzeli değil midir?

YÖNETİM becerilerine sahip olmak ve yapılan işte ehil olmak, başarılı bir yönetimin olmazsa olmazlarındandır. En önemli sacayağı ise işini severek yapmaktır. Yöneticinin işini severek yapması, çoğu olumsuzluğu bertaraf edecektir. Sevilmeden yapılan işlerde verim alınamayacak ve bu, boşuna pösteki saymak olacaktır.

İşler iyi ve yerinde yapıldı mı, insanın zamanı, zevki ve emeği israf olmamış olacaktır. Mecburî yapılan her uğraşta heves ve alâka da eksik olacaktır. Ve yapılan işin niteliğini baştan düşürecektir. “Çok işte çırak olacağına bir işte usta ol” diyen İmam-ı Gazzalî, yüzyıllar öncesinden eskimeyecek bu düsturu sadece bizlere değil, bütün insanlığa armağan etmiştir. En önemlisi de, yönetimde akıl dizginini elimizden bırakmamak gibi bir yükümlülüğü her daim yanımızda bulundurmalıyız.

Her işte olduğu gibi yönetimde de doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık ve cesaret gibi lokomotif hasletler vardır. Şeyh Sadî’nin, “Üç şey sürekli kalmaz; ticaretsiz mal, tekrarsız bilgi, cesaretsiz iktidar” ifadesindeki gibi, cesaret ve erkle bakmak gerek yönetimlere. İnsan bu hasletlerin hangisinden vazgeçerse, karakteri ve becerisi de o seviyede kalacaktır.

Yapılan her işte, küçüğünden büyüğüne her bir yönetimde insana dokunmak gerekmektedir. “Adam, adam gölgesinde yetişir” anlayışına sahip ve insan odaklı yöntemler daha çok başarıya ulaşacaklardır. Her şeyin bir sonu olacağı anlayışıyla, vicdan, hak ve adalet kavramlarının içini gerçek mânâda doldurmak bizleri daha iyi noktalara taşıyacaktır.

Makam ve mevki sahiplerinin sahip olması gereken bir diğer haslet de tevazudur. “Sakın büyüklenme/ Elde neler var/ ‘Bir ben varım’ deme/ Yoksan da olur” diyen Hazreti Mevlâna, çağlar öncesinden, her devir güncelliğini koruyacak bu sözü ne güzel söylemiş değil midir? Her bir makam, günü gelince sesini dahi alıp gitmiş insanlarla doludur değil mi?

Yapılan işle alâkalı, yöneticinin olumlu taraflarının kaliteyi artırdığı kadar olumsuz cihetlerinin bertarafı da iyi bir yönetim için elzem olacaktır. Yönetime gelenlerin tırsak, çıkarcı ve garantici olmamaları gibi istenmeyen kimi yönleriyle de bu listeyi pekâlâ genişletebiliriz. Yönetimde Jakoben anlayıştan ziyade, alttan, kademe kademe, tecrübe edinerek yükselmek, işleri daha da kolaylaştıracaktır.

Açılması gereken bir parantez de iyi bir yönetim ile beraber, yönetilenin işini iyi yapmasının sağlanmasıdır. İşini iyi yapmak hem yöneten, hem de yönetilen için olması gereken elzem bir durumdur. Birindeki bir aksaklık diğerini ve bütünü doğrudan etkilemektedir. Doğru zamanda ve doğru atılımlarla bitişik nizamda görülür bu değerler. İnşirah Sûresi’nde buyurulan “Bir işi bitirince hemen diğerine başla” düsturuyla hareket etmek, insanı daha çok başarıya götürecektir. Başka bir ifadeyle, gerek bürokraside, gerekse hayatın diğer tüm alanlarında ehil olmak ve ehliyet, hep çalışkanlık ve üretkenlikle birlikte anılmaktadır. Eskilerin dediği gibi, “At nalına bir mıh çakmak için bile iki yıl mengenenin başında, iki yıl çingenenin yanında eğleşeceksin”. Ehil olmak hâli bundan daha iyi ve yalın bir şekilde anlatılamazdı herhâlde.

“Ayranım ekşi” diyemeyen insan profili, her türden gerekçelerini de beraberinde taşımaktadır maalesef. Hatta torpille bir yere gelen kimi insanlar dahi bir süre sonra bu durumu kanıksayıp başarılı oldukları havasına dahi kapılmaktadırlar. Yönetimde ehil anlayışları mümkün mertebe hâkim kılmak gerekiyor ki bunlara fırsat doğmasın. Bunlara rağmen arızaların çıkması da ihtimâl dâhilindedir. Hatasız bir yönetimin pek mümkün olamayacağını da düşünürsek, hatanın azlığına ve yok olmaya yakınlığına dikkat etmek gerekir en azından. Şeytana ilk taşı atacak hatasızı bulamasak dahi hataları minimize etmek gibi bir erkimiz olmalı. Ayrıca elden pek bir şey gelmediği durumlarda, ehven-i şer’e maruz kalmak da mümkündür. Ehven-i şer içerisinden seçimlere duçar olmak da hayatın gerçeklerindendir. Kötünün iyisini seçmek de bir değerdir sonuçta.

Her makam sahibi, her yönetici, kendisini değerli yapan şeyin sadece yöneticilik yönünde olmadığını görmelidir. İnsanî yönü, karakter sahipliği ve başka alanlardaki becerileri, yöneticiyi daha da değerli kılacaktır. Başka bir ifadeyle, titrlerin arkasına sığınmadan, daha çok karakteriyle, kişiliğiyle birey olmak çok daha güzel olsa gerek. İsmin önündeki sıfatlar silinince isimle var olmak en güzeli değil midir?

Son olarak, bürokrasi başta olmak üzere, hayatın her alanında ehliyet önemlidir. Bize özgü, soylu yükselişimizi her dem destekleyen hipotetik ortak bir anlayış, şiarımız olmalıdır. Her insanın nasibine düşen murakabe ve düşünme hâlini de buna dâhil edebiliriz. İşlerin iyi yapılmasına yönelik olarak, kadim kültür ve değerlerimizin öğretilerinden faydalandığımız kadar, çağımızın teknik ve yöntemlerinden de istifade etmeliyiz. Bu anlayışı hem kadim medeniyetimizden gelen birikimlerimizle, hem de çağımızın bilgi birikimiyle teksif olunan bütüncül bir anlayışla hareket ettirmeliyiz ki “patriotizm” denen vatanseverlik bunu gerektirir. Ve yöneticilerin ikna edilmiş değil, adanmış ve hissikablelvuku gibi daha birçok özellik taşımaları istenir ki daha az hata ile karşılaşılsın ve doğru kararlar alınabilsin.