DÜNYA, içinde bulunduğumuz coğrafyada küçüldü. Büyük hesaplaşma bu coğrafyada olacak. En az zararla atlatabiliriz şüphesiz.
Bana göre beklenen o “Üçüncü” Dünya Savaşı başladı ve her dünya savaşının sonunda olduğu gibi 3-4 yıllık bir konvansiyonel çatışma riski taşıyoruz. Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, bugün hepimiz, bu konulara ilgisi olmayan vatandaşlarımız dahi bu stresi ve sıkıntıyı hissetmektedir.
Bu savaşın küreselciler ile millî devletler arasında olması veya emperyal devletler ile millî devletler arasında yahut da iyi ile kötü, Haç ile Hilâl arasında vuku bulması mümkün. Ancak ne olursa olsun, güçlü bir devlete ihtiyacımız var. Güçlü olabildiğimiz ölçüde bu karanlık süreçten geçebiliriz.
Güçlü olmanın yolu ise devletin küreselcileşmesi değil, tarih köklerine daha sıkı, sımsıkı bağlı kalarak, milletin devleti olmakla mümkündür. Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, binlerce yıllık tarih köklerine sımsıkı sarılmalı ve bu köklerden elde ettiği tecrübeleri bugüne yansıtmalı, bir “millî bürokrasi” oluşturmalıdır.
Onlarca yıl önce, ülkemizin siyâsî tarihinde çok önemli bir rol üstlenmiş ve rahmete intikalinden sonra dahi yaptıkları yeni anlaşılmaya başlanmış, bana göre kendi çağından bugüne kadar en millî liderlerden biriyle tanışma ve istişare etme imkânı buldum. Siyasetin devletin içindeki paralel yapılanmalarla şekillendirildiğini, siyasetin millî hamleler yapmak istemesi hâlinde uzaktan ve basit bir müdahale ile söz konusu yapının harekete geçtiğini ve millî siyaseti engellediğini ifade ettikten sonra, devletin millîlleşmesi ve milletin devleti olması hâlinde ancak millî siyasetin de üretilebileceğini izah etmeye çalıştım.
Kendisinin, tanıdığım en millî insan olduğunu beyan ederek, “bürokrasiyi kendisine, ailesine, tarihine ve tarih köklerine inanan insanlardan oluşturamadığı müddetçe kendisinin dahi millî siyaset üretemeyeceğini, temel hedef olarak devleti oluşturan bürokrasinin ancak millî bürokrasinin kurulması ile gerçekleştirilebileceğini” belirttim.
Bu anlamda, bugün çocuğundan yaşlısına, bahsi geçen millî şahsiyetin dizinin dibinde yetişmiş siyasetçilerden bürokratlarına pek çok isim dahi liyakatten bahsetmekte, ama liyakatin tam olarak ne olduğunu ve kriterlerini maalesef ortaya koyamamaktadır.
Devleti tam olarak zihinsel bir işgalle sarmış, bürokrasi ve siyasetin içine sızmış, kendini, tarihini ve tarih köklerini unutarak mandacılığı bir gerçeklik olarak kabul etmiş bir yapı oluşturulmuştur. Belirli bir medeniyeti hedeflemekten çok, kendi tarihini reddeden, bakıcılığı ve onun üstünlüğünü mutlak kabul eden bir bürokrasi bu.
“Devlet” diye de algılanan bürokrasi, maalesef hâlâ zihniyetleri kendilerine yabancı olanların elinde. Kalanlar ise ideolojik gözlüklerinin esiri olarak millete hizmet etmiyorlar.
Hangi parti iktidara gelirse gelsin, siyaset, millî bürokrasiyi oluşturamadığı sürece millete değil, onlara hizmet etmiş oluyor. Kendi bürokrasisi ideolojik kaygılarla oluşturulduğu için, nihayette millî bürokrasinin oluşmasına bırakın fayda sağlamayı, bilakis zarar da veriyor.
Millî bürokrasi, milletin tarih köklerinin sosyolojik birikimlerinin ve nihayet bu birikimlerin sonucu olan Türk devlet aklının, “devlet” dediğimiz bürokratik sisteme aktarılabilmesidir. Bu şekliyle millî bürokrasi, milletin bütün renkleriyle ama millîlik algısı temel kıstas olacak şekilde bürokraside yerine almalıdır. Bu tabloyu sağlayacak sistemin kurulması şarttır.
Liyakat kıstasının birinci ve vazgeçilmez unsuru millîliktir. Devlet bürokratları bu kuraldan taviz verilmeden, ideolojik bir ayrıma tâbi tutulmadan, milletimizin tüm renkleri içinden bir prizma hassasiyetiyle seçilmeli, sistem bu seçilecek kişilerden oluşturulmalıdır.
Biz öncelikle devlet olarak liyakatin temel ilkelerini tarihî ve millî değerlerimize dayalı ve özgün plânda ortaya koymalıyız. Kendine, ailesine, milletine ve tarihine saygı duymayan veya bu kriterlerden habersiz kimsenin, hangi üstün özellikleri, hangi yüksek diplomaları taşırsa taşısın, en küçük bürokratik makamda olmaya hakkı olmamalıdır.
Liyakatin temel ilkeleri belirli olmalıdır. Üniversite mezunu olmayı, yabancı dil bilmeyi ve benzeri unsurları liyakat kriteri olarak tespit edebilirsiniz; ancak millîlik algısı olmayan biri sadece akademik plândaki belge niteliklerine sahip diye devlet bürokrasisinde görevlendirilemez. Aksi takdirde, hiçbir şart ve zeminde milletin seçtiği siyasiler, niyetleri ne kadar iyi olursa olsun, millî siyaset üretemeyeceklerdir.
Bugün bütün siyâsî ve ideolojik saplantılardan kurtularak, “devlet” dediğimiz bürokrasiyi oluşturmak zorundayız. Bir an önce, milletin Devlet’e hâkimiyetini sağlamalı, Devlet’te “millî bürokrasi” olarak adlandırmaya çalıştığımız Türk devlet aklını hâkim kılmalıyız.
Devlet, Türk olmadığı sürece, Türk devlet aklı devlete hâkim olup millî bürokrasiyi oluşturamadığımız sürece, bu aziz milletin, binlerce yıllık tarihin mirasçısı bizlerin ve bizden sonraki neslin tam bağımsızlık hayâli yakın zamanda gerçekleşmeyecektir.



