SAHİL kasabalarındaki turistik mekânlarda çok yüksek fiyatlarla karşılaşan vatandaşlarımızın isyan nidaları kulağımıza kadar, yazdıkları gözlerimize kadar ulaştı. Her sene tatil sezonunda aynı türden hikâyeler ile karşılaşıyoruz. Kahramanlar farklı olsa da macera aynı, netice aynı.
Bir lahmacuna bin lira, bin beş yüz lira hesap geldi; bir küçük şişe suya yüz lira istediler, bir çaya yüz elli lira verdik diye yakınan yerli turistlerimiz, bir daha oralara adım atmama kararı aldıklarını söylüyorlar. İnsanın kendi ülkesinde küçümsenmesi, hor görülmesi ve fahiş fiyatlara maruz bırakılması ne kadar acı.
Bütün sahil şeridindeki oteller moteller, lokantalar mokantalar birbiriyle yarıştığı için, her tarafta aynı yüksek fiyatlarla karşılaşacağını bilen yurdum insanları, yaz tatilinde Ege ve Akdeniz kıyılarımızın serin sularını ve sıcak kumlarını terk ederek Yunanistan’a gitmeyi seçti. Bu herkesin bildiği tespitin ardından “seçiyor, seçecek” diye ekleyebiliriz.
Yunanistan ve adalarını tercih edenlerin sayısı arttı. Orada fiyatlar çok daha uygun, porsiyonlar daha bol ve hizmet daha kaliteli imiş. En azından komşudaki esnaf, gelen turistleri kazıklamak gibi bir tavrı ilke edinmekten uzakmış. “Allah’ın turisti… Ömrümde bir daha görecek değilim ya…” anlayışı galiba sadece bizdeki dar kafalılara mahsus.
Mışlı mişli ifadelerle verdiğimiz bilgiler doğrudur muhakkak. Gidenlerin hepsi birden, bizi kandırmak için ağız birliği ederek yaşayıp gördüklerinin tersini söyleyecek değil ya.
Ayrıca deniz aynı deniz, güneş aynı güneş. Yunanistan’daki esnafın buradan gidenlere yakın tavırları da etkili. “Aynı bizim gibi insanlar” sözünü duymuşluğumuz vardır gidenlerden. Peşinden şu sözler gelir: “Sıcak karşılıyorlar, iyi davranıyorlar…”
“Tavernalarda bizim şarkıları çalıp söylüyorlar, dinlemekten zevk alıyorlar. Konu siyasete gelince hiç katı değiller. Komşuyuz diyorlar, barış içinde yaşamak en güzeli diyorlar. Niye savaşalım ki, iki halk birbiriyle gayet uyumlu hayat tarzına sahip gördüğünüz gibi. Siyasetçilerin yaklaşımı bazen sert olabiliyor… diye konuşuyorlar.”
Öyle olacak elbette. Akıllı insan, ülkesine gelmiş turiste kılıç çekecek, kötü davranacak değildir. Her türlü yanlış davranışın kendilerine zarar vereceğini bilir.
Şimdi burada biraz duralım ve Türkiye’den gidenlere iyi davrananları bir kenarda tutalım.
İki hususta komşumuza bakalım. Biri siyaset, diğeri spor…
Oylarını artırmak isteyen Yunanlı siyasetçilerin Türk düşmanlığı üzerine nutuklar atması, Türkiye’ye saldıran cümleler kurması, yıllardır hiç değişmeyen bir durum.
Türk düşmanlığı pirim yapıyorsa, onlara oyları sadece Yunan Meclisi’ndeki siyasetçiler mi oy veriyor? Oyları gayet tabii halktan alıyorlar. Uzaylılar da gelip oy kullanmadığına göre, Yunan halkı esasen bize karşı içinde beslediği, büyüttüğü düşmanlıktan vazgeçmemiş demektir.
Ders kitaplarındaki Türk düşmanlığı hiç değişmedi. Çizdikleri uyduruk haritalarda İzmir’i hatta bazıları İstanbul’u farklı gösteriyor. Farkın ne olduğu malum.
Yedi yüz yıla yakın zamandan beri Batı Trakya’da yaşayan kardeşlerimiz, Osmanlı’dan sonra orada hep sıkıntı içinde yaşadı. Zaman zaman baskının dozu çok arttı.
Yunanistan anlayışına göre Batı Trakya’da Türk yok, onlar Yunan Müslümanları. Biraz daha fazla şoven davranmaya niyetlenseler, İstanbul’da da Türk yok diyecekler.
Ne de olsa Gümülcine ve İskeçe, İstanbul’dan 92 yıl önce alındı.
Bir de spor demiştik. Spor müsabakalarında Türk düşmanlığı zirveye çıkıyor. İçlerindeki canavarı bir türlü gizleyemiyorlar.
Beşiktaş’ın Yunan ekibi Panionios’a konuk olduğu maçta Yunan taraftarlar, Beşiktaş’a ve Türk polisine yönelik ırkçı ve hakaret içeren pankart astı. Türkler aleyhine tezahüratlar yapıldı.
Atina’da Baldwin’in son saniye şutuyla Fenerbahçe oyunu Panathinaikos karşısında galip bitirdi.
Karşılaşmanın ardından ev sahibi ekipten Mathias Lessort, galibiyeti getiren Baldwin’in üzerine yürüdü ve iki takım oyuncuları arasında arbede yaşandı.
Son haftalardan iki örnek. Daha pek çok benzer olaydan bahsedebiliriz.
Sporda böyle, siyasette böyle fakat iki ülke arasındaki ticarete baktığımızda, yıllık on milyar dolarlık alışveriş tablosu görüyoruz.
Geçen hafta Yunan Başbakanı Miçotakis’in Türkiye ziyareti de olumlu geçti ve iyi komşuluk ilişkilerinin önemine vurgu yapıldı. Savaş karşıtı cümleler kuruldu. Esasen olması gereken tablo budur.
Bir arada yaşamaya mecbur iki komşu ülke olarak, birbirimize zarar vermeyelim, her an savaşa tutuşacakmış gibi davranmayalım, uzun yıllara dayanan anlaşmazlıkları çözmeye çalışalım, ticareti geliştirelim… Canciğer kuzu sarması olmamız gerekmez. Düşmanlığın iki tarafa da zarar verdiğini bilelim.
Bir de tabii, Miçotakis’in yaptığı gibi burnumuzu sildiğimiz sümüklü mendili görüşme dosyasının içine tıkıştırmayalım, cebimize koyalım. Daha sonra müsait bir yerde çöpe atalım. Dosyaların içinde sümkürülmüş mendil hoş durmaz, bu ayrıntıyı da aklımızda tutalım.
Yoksa ne olur? İstanbul türküsünün sözleri değişir:
“Üsküdar’a gider iken bir mendil buldum/ Burnumu silip dosyanın içine koydum…”



